Selin SANLI

Eski Babylon’un önünde İstanbul Caz Festivali’nin basın buluşmasındayız. Kapıda eski günlerden konuşulurken, gözlerin arkama doğru kaydığını fark ettim. Aurasıyla bakışları hemen üstüne çekiyordu. Sahnede olduğu gibi… Söz ettiğim kişi Seda Erciyes. Orada hızlıca tanışıp röportaj için sözleştik. Geçen aylarda Flytones ile Başa Sarıp Dur teklisini ve klibini yayınladı. İlk teklisi 10:50’ye oranla daha karanlık ve yoğun autotune fark ediliyor.

İlk tekli 10:50 ve klibiyle dikkat çektiniz. Parçanın oluşum süreci ve klibin senaryosunun nasıl şekillendiğinden bahsedebilir misiniz?

10:50’yi ilk defa seneler önce telefonuma bir taslak olarak o saatlerde gelen bir çağrı üzerine kaydetmiştim. Daha sonra bu konuyu devamlı yaşadığımı ve güncelliğini yitirmediğini fark ettim ve şarkımı tamamlamaya karar verdim. İlk demoyu bitirdikten sonra kendi yaptığım besteyi Flytones’a dinlettim ve daha profesyonel bir prodüksiyon için onlara teslim ettim. Şarkıda modern, aromantik ve toksik bir ilişki yapısı kadın gözünden anlatılıyor, bu yüzden de klipte bu anahtar kelimelerden yola çıktık. Gelen bencil bir aramanın aranan kişinin kafasında yarattığı dünyaya etkisini, o dünyada bu aramanın karşılığını, yansımasını anlatmak istedik.

Klipte güvenlik kamerasında 10:50 yazıyor ya da Edgar Allan Poe’nun Akşam Yıldızı şiiri gibi detaylar var.

Kliplere en az şarkılara çalıştığımız kadar çalışıyoruz. Bir dizi, film izlerken de en sevdiğim şey ‘easter egg’leri  ve kullanılan referansları kovalamak. Detaycı, mükemmeliyetçi ve titizim ama bunlar övündüğüm yönlerim değil, aşırı düşündüren ve yoran özellikler. Kontrol diye bir şeyin olmadığının farkında olan bir kontrol sevdalısıyım.

Başa Sarıp Dur’u klibi için “Türkiye’nin en fresh klibi” diyorsunuz. Bu yorumu neye göre yaptınız?

Klibin yönetmeni Eymen Topçuoğlu ve Can Esat Yalkın, görüntü yönetmeni ise Andaç Şahan. Klip için görüşmeler yaparken dördümüz de çok az gördüğümüz şeyin tazelik olduğunu fark ettik ve ona göre çalıştık. ‘Fresh’ tabiri çok sevdiğim Outkast’in şarkısından “ain’t nobody dope as me, I’m just so fresh so clean…”  Yorumum bir tavır tabii, isteyen herkes kendine bu tavrı takınabilir şarkıyı dinlerken.

Her şarkınızın bir hikayesi var mı?

Var. 10:50’nin gerçekten o saat diliminde gelen bir telefon üzerine olması veya Başa Sarıp Dur’un değindiği anılara takıntı durumu gibi. Genelde herkesin yaşadığı şeyleri kendi bakış açımdan ancak farklı bir tatla anlatıyorum. Yaşadığım şeyleri yazmak daha içten geliyor ve yaratım daha organik oluyor.

Elif Çağlar, Güç Başar Gülle, Randy Esen gibi değerli müzisyenlerle çalıştınız. Onlaeın kariyerinize ne gibi dokunuşları oldu?

Caz ile Elif Çağlar’ın caz vokale giriş atölyesi sayesinde tanıştım. Daha sonra üzerine kendim ne kadar çalışsam da yetmeyeceğini anlayıp Güç Başar Gülle ile caz armoni derslerine başladım. Randy Esen ile de doğaçlama ve vokal teknikleri üzerine çalıştım. Caz vokaline ve caz armonisine dalmak, kimi zaman bir enstrüman gibi çalıştığımızdan vokalimi ve kulağımı geliştirmeme yardımcı oldu. Ensemble’i deneyimlememi, birçok müzisyenle çalabilme şansını sağladığı gibi, bir vokal olarak sahnedeki varlığımı nasıl güçlendirebilirimi öğretti. Caz sayesinde, müziğin tarihini inceledikçe ve günümüze geldikçe, cazdan beslenen birçok farklı türle bağım da güçlendi.

27. İstanbul Caz Festivali’nde virüs de engellemezse yer alacaksınız. O akşam bizleri neler bekliyor?

O akşamın benim için önemi çok büyük. Caz parçaları seslendirmiş biri olmaktan çok, çok büyük bir caz müziği hayranı olarak bu sefer hem izleyen hem de sahne alan tarafta olacak olmak beni aşırı mutlu ve şanslı hissettiriyor. O akşam benim uzun yıllardır sahne aldığım JmH ile kendi parçalarımın canlı versiyonlarını, yayınlanmamış bazı şarkılarımı ve sevdiğimiz soul, rnb ve hip-hop parçalarını çalacağız. Tabii şu an en büyük önceliğimiz tüm dünyanın bir an önce salgından kurtulması ve normal hayata geri dönülmesi. Bir aksilik olmazsa 4 Temmuz’da Beykoz Kundura’da harika müzisyenlerin açılışını yapıyoruz.

Tarzınız ve saçlarınız da ilgi çekiyor. Bu tarzı neye göre belirlediniz?

Kültürü ve müziği şekillendirmiş ve bunu yaparken karakteristik özelliklerinden vazgeçmemiş kadın sanatçılar, tanrıça aurası yayan kadınlar bana ilham oluyor. 70’ler Soul Train ve 2010’lardaki doğal saç akımlarından etkilendim. Saçlarımı hem kendimden ödün vermediğim bir özelliğim olduğu hem de müziğimle bağdaştığı için bir duruş olarak bu haliyle kullanmayı seviyorum.