Ece ULUSUM

Pop müzik, çoğu zaman hafif ve geçici bir eğlence türü olarak yaftalansa da aslında bir toplumun en dürüst kayıt cihazıdır. Bir ülkenin neye ağladığını, neyle dans ettiğini ve hangi kelimelerle aşık olduğunu anlamak istiyorsanız, o dönemin listelerine bakmanız yeterli olur. Emre Altuğ’un Bir Pop Masalı projesi, işte bu kayıt cihazının tozunu alıp içindeki bantları yeniden, üstelik çok daha gür bir sesle oynatmayı vaat ediyor. Altuğ için bu proje, bir konser serisinden ziyade, Türk popunun Batı ile kurduğu o melez ama samimi ilişkinin sahnede ete kemiğe bürünmüş hali.

70 yıllık bir birikimi sahneye taşımak sadece teknik bir beceri değil, aynı zamanda ciddi bir kürasyon meselesi. Altuğ’un repertuvarı Bak Bir Varmış Bir Yokmuş ile başlıyor ve bizi modern kentin sokaklarına, Senden Benden Bizden’in o tanıdık melankolisine kadar getiriyor. Sahnede 20 kişilik bir big band ve 40 kişilik Sirene Kadın Korosu’nun bulunması, bu anlatıyı bireysel bir performanstan çıkarıp mini bir festivale dönüştürüyor.

Bir Pop Masalı, dijitalleşen dünyanın içinde analog bir kalp atışı gibi duruyor. 14 Mayıs akşamı Zorlu PSM’de duyulacak olan şey, sadece notalar değil, aynı zamanda bizim ortak geçmişimizin sesli bir yansıması olacak. Emre Altuğ ile konseri öncesi uzun ve içten bir sohbette bir araya geldik.

‘Sahnede seyirciyle kurulan o gerçek bağı yapay zekânın verebileceğini düşünmüyorum’

Bir Pop Masalı ilk bakışta nostaljik bir proje gibi görünüyor ama aslında Türk pop müziğinin belleğini sahneye taşıyan büyük bir anlatı da var. Üstelik şu sıra yapay zeka ile yapılan şarkılar en çok dinlenenler arasında yer alırken… Bu projeyi sizin için yalnızca bir konserden ayıran şey ne?

Bir Pop Masalı’nı ben hiçbir zaman nostaljik bir proje olarak düşünmedim. Elbette içinde hepimizin hafızasında yer etmiş çok özel şarkılar var ama benim için mesele sadece geçmişe dönüp güzel şarkılar söylemek değil. Bu şarkılar, yabancı melodilerin üzerine yazılmış çok güçlü Türkçe sözlerle hayatımıza dokunmuş eserler. Aranjman meselesine de tek taraflı bakmıyorum. Yabancı bir şarkının alınıp Türkçeleştirilmesi kimi zaman tartışılmış, kimi zaman çok sevilmiş, kimi zaman da eleştirilmiş bir şey. Ben sahnede bunun iki tarafını da anlatmaya çalışıyorum. Seyirciye hem o dönemin müzikal pratiğini hem de bu şarkıların bizde nasıl karşılık bulduğunu gösteriyoruz. Kararı biraz da seyirci veriyor. Ama ben kendi adıma şunu düşünüyorum: O dönemin şartlarını, sosyo-ekonomik yapısını, Türkiye’nin Batı’yla kurduğu ilişkiyi, şehir hayatındaki değişimi ve insanların müziğe duyduğu ihtiyacı düşününce, bu şarkıların neden bu kadar güçlü bir yere oturduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü mesele sadece bir melodinin Türkçeleştirilmesi değil, o melodinin bizim duygumuzla, bizim dilimizle, bizim hikâyemizle yeniden doğması. Bugün yapay zekâ ile şarkılar üretilebiliyor, teknoloji çok hızlı ilerliyor. Ama insanın yaşadığı acıyı, heyecanı, aşkı, ayrılığı, dönemin ruhunu ve sahnede seyirciyle kurulan o gerçek bağı yapay zekânın verebileceğini düşünmüyorum. Bir Pop Masalı’nı yalnızca bir konserden ayıran şey de tam olarak bu: Geçmişten bugüne gelen gerçek bir insan duygusunu, canlı canlı sahnede paylaşmak.

Türk popunun yaklaşık 70 yıllık tarihinden şarkılar seçiyorsunuz. Bu repertuvarı oluştururken sizin için belirleyici olan şey neydi: Şarkıların popülerliği mi, temsil ettiği dönem mi, yoksa sizde bıraktığı kişisel iz mi?

Repertuvarı oluştururken şarkılara sadece “çok sevildi mi, çok dinlendi mi?” diye bakmadım. Hepsi bir şekilde hayatımıza karışmış şarkılar. Hem de söylemekten mutlu olduğum şarkılar. Mesela Sessiz Gemi gibi bir şarkı sadece bir şarkı değil, insanın içine oturan, yaş aldıkça anlamı derinleşen bir şiirin, müthiş bir Fransız melodisiyle buluşması. Arkasındaki hikâye beni çok etkiledi. Bazı şarkıları âşıkken başka duyarsınız, ayrılırken bambaşka. Bu repertuvarda da hem benim hayatımda iz bırakmış hem de seyircinin kendi hikâyesini bulabileceği çok şarkı var.

Türk popu çoğu zaman hayatın fon müziği gibi düşünülür ama aslında Türkiye’nin değişen şehir hayatını, aşk anlayışını, eğlence kültürünü ve hatta gündelik dilini de kayda geçirir. Bir Pop Masalı’nı hazırlarken siz bu büyük resme nasıl baktınız?

Pop müzik gerçekten hayatın fonunda çalar, o fon dediğimiz şey aslında hayatın kendisi. İnsan âşık olurken de pop dinler, ayrılırken de, yola çıkarken de, bir yaz akşamında da, bir düğünde de… Dolayısıyla pop müzik, fark ettirmeden bir toplumun duygu arşivini tutar bence. Bir Pop Masalı’nı hazırlarken de bu büyük resme böyle baktım. Bu şarkılar sadece güzel melodiler değil, Türkiye’nin Batı’yla kurduğu ilişkiyi, şehirleşmeyi, gece hayatını, kadın-erkek ilişkilerindeki değişimi, aşkı ifade etme biçimimizi, hatta günlük konuşma dilimize yerleşen cümleleri de anlatıyor. Bence iyi pop şarkısı döneminin fotoğrafını çeker. Ama bunu çok iddialı bir yerden yapmaz, daha doğal, daha gündelik bir yerden yapar.

‘Yaklaşık 1500 şarkı içinden bir eleme yaptık’

Türk pop tarihinde sizce yeterince hakkı teslim edilmemiş bir dönem, isim ya da şarkı var mı?

Bu proje özelinde ben de birçok dönemi, birçok ismi ve üretimi daha yakından inceleme fırsatı buldum. Yaklaşık 1500 şarkı içinden bir eleme yaptık. Böyle bir zenginliğin içinde “şunun hakkı yenmiş” ya da “şu isim yeterince bilinmemiş” demek çok kolay değil, çünkü bunu söylerken başka birçok kıymetli insanın emeğini eksik bırakma riski var. Ama şunu söyleyebilirim: Bu süreçte, aranjman şarkıların dışında kendi üretimlerini ortaya koyan bazı müzisyenlere ve üretimlere olan saygım daha da arttı. Gerçekten çok özellikli, çok karakterli, kendi dili olan işler yapılmış. Belki de o dönem ülkeye giren aranjman şarkılarının, Batı müziğiyle kurulan temasın ve yeni müzikal arayışların da bu üretim kalitesinde bir etkisi oldu. Çünkü o temas, bazı sanatçıları sadece uyarlama yapmaya değil, kendi özgün müzikal dünyalarını kurmaya da teşvik etmiş olabilir. O yüzden benim için mesele tek tek isim saymaktan çok, yarattığı zenginliği teslim etmek. Bir Pop Masalı bana bir kez daha şunu gösterdi: Türk pop müziği dediğimiz şey sadece vitrine çıkan büyük hitlerden ibaret değil. Arka planda çok zengin, çok cesur, çok rafine bir üretim tarihi var. Bu projeyi hazırlarken benim için en değerli taraflardan biri de bu keşif duygusu oldu.

20 kişilik big band orkestrası ve 40 kişilik kadın korosuyla oldukça büyük bir sahne yapısı var. Bu kalabalık ve görkemli müzikal yapı, şarkıların duygusunu nasıl değiştiriyor? Ne tür bir boyuta getiriyor?

Bu kadar büyük bir müzikal yapının içinde şarkı söylemek benim için başlı başına çok özel bir duygu. Tolga Kılıç şefliğinde, çok kıymetli müzisyenlerle Big band yapısı, bu şarkıların melodik zenginliğini ve dönem ruhunu daha geniş, daha görkemli bir ruha taşıyor. Mesele sadece “kalabalık” ya da “büyük prodüksiyon” değil. Volkan Akkoç ve Sirene Kadın Korosu’nun varlığı da benim için çok önemli. Kadın korosu bu projeye sadece vokal gücü katmıyor; sahnede çok güçlü, zarif ve kolektif bir kadın enerjisi yaratıyor. Fikret Şeneş ve Ülkü Aker’in çizdiği güçlü ve ne istediğini bilen kadın imajına bir saygı duruşu olarak görüyorum. Bir de Erhan Güzel var. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin baş dansçılarından, uluslararası ölçekte çok kıymetli bir sanatçımız. Onların sahnedeki varlığı, projeye sadece dans değil, dramatik bir derinlik ve coşku katıyor. Benim için bütün bu isimlerle aynı sahnede olmak büyük bir keyif ve büyük bir şans. Şarkıların duygusunu nasıl bir boyuta taşıdığına ise biraz seyircinin karar vermesini isterim. Çünkü biz sahnede en samimi anlatıyı kuruyoruz, onun seyircide nereye dokunduğu, hangi duyguyu büyüttüğü ise bu işin en güzel ve en canlı tarafı.

90’lar ve 2000’ler pop müziği bugün genç kuşaklar tarafından da yeniden keşfediliyor. Sizce bu ilginin sebebi sadece nostalji mi, yoksa o dönemin şarkılarında bugünün dinleyicisine hâlâ geçen başka bir enerji mi var?

Bence sadece nostalji değil. Çünkü bugün o şarkıları keşfeden gençlerin bir kısmı o dönemi yaşamadı bile. Demek ki orada hâlâ karşılığı olan bir duygu, bir enerji var. 90’lar ve 2000’ler popunda çok güçlü melodiler, net nakaratlar ve samimi sözler vardı. Şarkılar daha uzun ömürlüydü, hemen tüketilip geçmiyordu. İnsanlar o şarkılarla gerçekten yaşıyordu. Bugünün genç dinleyicisi de bence o sahiciliği hissediyor.

Türk pop müziğinin bugününü nasıl görüyorsunuz? Geçmişteki büyük melodiler ve güçlü söz yazarlığıyla bugünün dijital üretim hızı arasında nasıl bir fark var sizce?

Bence mesele eskiyle yeniyi karşı karşıya koymak değil. Bugünün enerjisini, teknolojisini ve cesaretini, geçmişin melodi duygusu, söz işçiliği ve kalıcılık arzusu ile buluşturabilirsek Türk popu çok güçlü bir yere gider. Çünkü iyi pop şarkısı sadece o haftanın trendi olmakla kalmaz, yıllar sonra da birinin hayatında bir yere dokunur. Benim için asıl ölçü hâlâ bu.

‘Doğru isimler, doğru fikir ve doğru zaman bir araya gelirse neden olmasın?’

Mutlu son masalların klasik beklentisidir. Peki Türk popunun mutlu sonu sizce nerede saklı?

Ben bu gösteri finalinde çok mutlu bir son yaşıyorum diyebilirim. En güzel mutlu son sahnede oluyor. Aynı şarkıyı farklı kuşaklardan insanların hep birlikte söylemesi… 20 yaşındaki biriyle 60 yaşındaki biri aynı nakaratta buluşuyorsa, Türk popunun mutlu sonu zaten oradadır bence.

Bir Emre Altuğ tribute albüm gibi bir plan var mı? Farklı düzenlemeler ve sanatçılarla.

Böyle bir proje olursa tabii ki çok mutlu olurum. Bir sanatçının şarkılarının başka yorumcular tarafından yeniden söylenmesi, farklı düzenlemelerle yeniden hayat bulması çok kıymetli bir şey. Ama açıkçası şu anda benim kendi planlarım arasında böyle bir tribute albüm yok. Ben daha çok yeni şarkılar, yeni projeler ve sahnede anlatmak istediğim hikâyeler tarafındayım. Yine de müzikte bazı şeyler planla değil, zamanla ve doğru karşılaşmalarla oluyor. Doğru isimler, doğru fikir ve doğru zaman bir araya gelirse neden olmasın? Kısmet diyelim.

Sizin oyunculuk ve müzisyen yeteneklerinizin yanı sıra çok etkili bir anlatıcı olduğunuzu her röportajınızda, her konuk olduğunuz etkinlikte görüyoruz. Hiç kendi YouTube kanalınız ya da farklı bir alanda program yapmakla ilgili bekleyen bir proje ya da aklınızda bir fikir var mı? Şahsen size uygun formatla karşımıza çıkarsanız çok ilgi görecektir.

Böyle düşünmeniz beni ayrıca mutlu etti, teşekkür ederim. Bir Pop Masalı’nda sahnede olmak benim için sadece şarkı söylemek değil, o şarkıların arkasındaki hikâyeleri, insanları ve beni etkileyen detayları seyirciyle paylaşmak bana çok heyecan veriyor. Oyunculuk da aslında anlatıcılık tarafımı besleyen alanlar. Bir şarkının neden yazıldığını, nasıl bir döneme denk geldiğini ya da nasıl bir iz bıraktığını anlattığımda seyirciyle başka bir bağ kuruluyor. Ben o bağı çok seviyorum. Aklımda farklı alanlara dair birçok proje var. Zaman içinde doğru formatla, doğru zamanda hayata geçirmek istiyorum.