Zeynep TOKER
zeynep.toker@yellowbos.com

Anadolu ezgileriyle İskandinav pop’unu buluşturan Danimarka merkezli grup AySay, yeni albümleri Mal ile Türkiye dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Kürtçe’de “ev” anlamına gelen albüm, çok kültürlü kimlik, aidiyet, umut ve dayanışma gibi temaları odağına alırken, dinleyiciyi hem müzikal hem de duygusal bir yolculuğa davet ediyor. 8 Nisan’da Babylon sahnesinde yer alacak AySay ile grubun kuruluş hikâyesinden bugünkü vizyonlarına, sahne deneyimlerinden Türkiye konserine uzanan özel bir sohbet gerçekleştirdik.

Grubunuzun ikinci konseri, 2017 yılında Aarhus Avrupa Kültür Başkenti açılışında, 70 bin kişilik dev bir seyirci önünde gerçekleşti. Henüz kariyerinizin başında böylesine büyük bir sahneye çıkmak inanılmaz olmalı. AySay üyeleri olarak nasıl bir araya geldiniz ve grubun ilk kuruluşunda sizi bir arada tutan temel vizyon neydi?

AySay, Aarhus’taki bir müzik okulunda kuruldu. Öğretmenimle geçmişimden ilham alan bir şeyler denemek üzerine konuşmuştuk ve o da bu doğrultuda bir ders açmayı teklif etti. Bu derste Aske de vardı. O, bu dersi okulun normal bir parçası olarak görüyordu ama zamanla bu deneyim onun kariyerinin temeli haline geldi. Bu yaklaşık 10 yıl önceydi. 2018’de Carl’ı da gruba davet ettik ve o günden beri birlikteyiz.

Avrupa Kültür Başkenti açılışında sahne almak çok büyüktü ama o zaman bunun farkında değildim. Karşılaştırabileceğim bir referansım yoktu ve sadece eğleniyordum. Şimdi geriye dönüp bakınca, o anı yeniden yaşamak isterdim.

Grubun vizyonu oldukça net: Anadolu ile İskandinavya’yı, benim yaşam deneyimim üzerinden buluşturmak. Ben hem Danca, hem Türkçe, hem de Kürtçe ile büyüdüm. Bu kültürlerin müzikal kesişimi bizim için heyecan verici. Ayrıca farklılıklarımızdan korkmak yerine birbirimizi zenginleştirebileceğimizi göstermek istiyoruz. Bu vizyonun altında çokça değer var ama aynı zamanda arkadaşlar arasında başlayan ve bugün neredeyse bir aile gibi hissettiren bir birliktelik bu.

AySay, Anadolu ezgileriyle Nordik pop öğelerini bir araya getiriyor; müziğiniz Barış Manço, Selda Bağcan gibi Anadolu efsanelerinden ve Björk gibi İskandinav ikonlarından ilham alıyor. Geçen yıllar içinde, bağımsız sahnenin yeni ismi olmaktan çıkıp Danish Music Awards (DMA) Roots gibi prestijli ödüllere layık görüldünüz. Bu farklı ilham kaynakları müziğinizi nasıl şekillendirdi ve sınırları aşan kendine özgü sound’unuzu oluşturarak Danimarka’da dönemin en ilgi çekici gruplarından biri haline gelmek sizin için nasıl bir yolculuktu?

Bu uzun bir yolculuktu. Biz hiçbir zaman tek hit parça peşinde koşan bir grup olmadık. Danimarka müzik sahnesine, şarkı şarkı, konser konser adım adım girdik diyebilirim. Bugün geldiğimiz noktadan çok gururluyuz. Başarı bazen şansla gelir ama çoğu zaman pes etmeyenlerle buluşur. AySay’la biz de hiçbir zaman sevdiğimiz şeyi yapmaktan vazgeçmedik. Ve şimdi Türkiye’de daha çok sahne almayı umuyoruz, bu da bizi heyecanlandırıyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

AySay (@aysaymusic)’in paylaştığı bir gönderi

Yeni albümünüz Mal, “eve dönüş hakkında hipnotik bir Anadolu rock yolculuğu” olarak tanımlandı. Bu albümle dinleyiciye hangi hikayeyi veya kişisel deneyimi aktarmak istediniz? Ayrıca Mal, önceki albümleriniz ile kurduğunuz müzikal temeller üzerine nasıl bir yenilik veya ilerleme getiriyor?

Mal‘ın temaları, benim hayat döngülerimi doğrudan yansıtıyor. Son birkaç yıl benim için kolay geçmedi. Dünyada çok fazla acı, çok fazla adaletsizlik vardı. Umudu yitirmek çok kolaydı. Bu yüzden albümdeki birçok şarkı umutsuzlukla başlıyor ama yeniden umut arayışıyla ilerliyor. Albüm sürecinde kalbim kırıldı, bu da müziğe yansıdı.

Çifte kültürlü biri olarak hep bir “ev” arayışında oldum. Dış görünüşüm ve davranışlarım hakkında insanların çok fazla yorumu oldu. Çok kültürlü insanlar çoğu zaman hiçbir yere tam ait hissedemez, ben de bunu yaşadım. Ama küçük yaşlardan itibaren babamın hikâyelerine çok ilgi duydum, çok seyahat ettik, 16 yaşıma geldiğimde dört farklı ülkede yaşamış ve dört dil konuşur durumdaydım. Kendimi bir dünya vatandaşı olarak görüyorum. Ev, bir his, bir ait olma duygusu. Bazen fiziksel, bazen metaforik bir yer. Ben çoğu zaman müzikte buluyorum evimi. Ama herkesin bir eve sahip olma hakkı olduğuna inanıyorum.

Albüm genelinde canlı kayıtlar tercih ettik. Dinlediğinizde aslında sahnede nasıl çaldığımızı duyuyorsunuz. Bu da önceki albümlere göre en büyük fark olabilir.

Albümde, kişisel ve politik temalara da yer veriyorsunuz. Sosyal medyada sansürlenmeniz, kadın kimliğiniz, Kürt kökleriniz, hatta Mahsa Amini ve Malala Yousafzai gibi isimlere göndermeler dikkat çekiyor. Bu hikâyeleri müziğe taşımak sizin için neden önemliydi? Dinleyicilerde ne tür bir etki yaratmayı umuyorsunuz?

Sanatçı olmak, hayata dair kendi bakış açını ifade etmek demek. Bugünün dünyasında yaşarken hissettiklerini, mümkün olduğunca doğrudan ve saf bir biçimde aktarmak. Bu deneyimlerin hepsi benim yaşadığım şeyler, dolayısıyla şarkılarımda da yer alıyorlar. Umarım dinleyenler de bu hikâyelerde kendilerinden küçük bir parça bulabilir, ya da bir ruh hâline denk gelen bir şarkı duyarlar.

AySay sadece Danimarka’da değil, Roskilde Festivali’nden Montreal Caz Festivali’ne, Fransa’dan Grönland’a kadar birçok sahnede yer aldı. Çok dilli müziğiniz farklı ülkelerde nasıl karşılanıyor? Türkiye gibi ülkelerde müziğinizin farklı algılandığını düşünüyor musunuz?

Hayatım boyunca çok seyahat ettim, yedi dil konuşuyorum, birçok ülkede yaşadım. Sadece Danimarka’da çalmak bana çok sıkıcı gelirdi. AySay’ın özü zaten diaspora hikâyesi. Ve bu hikâye dünyanın dört bir yanında yaşanıyor. Örneğin Kanada’da insanlar konser sonrası gelip uzun süredir kendi ana dillerinde müzik duymadıklarını söylüyorlar. Bu çok kıymetli. Müzik her dilde, her yerde çalınabilir çünkü duyguları yansıtır, sözleri anlamaktan bağımsızdır. Ama yine de Türkiye’de nasıl bir karşılık bulacağımızı çok merak ediyorum. Sonuçta ilhamımızın kökleri orada.

Albümün yayınlanmasının hemen ardından 8 Nisan’da Babylon İstanbul sahnesinde olacaksınız. Türkiye’de konser vermek sizin için ne ifade ediyor? Dinleyiciyle yüz yüze buluşacağınız bu özel geceye dair sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?

Türkiye’de sahne almayı kelimelerle tarif edemem. Büyük ihtimalle ağlayacağım. Umarım insanlar Danimarka’da kültürlerini, dillerini paylaşan biri olduğunu hissederler ve bununla gurur duyarlar. Batı medyasında “kahverengi” insanlar hakkında çok fazla negatiflik var. Ben ise köklerimle gurur duyuyorum. Aynı anda hem heyecanlıyım hem de biraz gerginim ama bunun çok güzel bir deneyim olacağını biliyorum. İstanbul’da en son 2019’da çalmıştık. O zamandan bu yana ben değiştim, müziğimiz de değişti. Bu konserin aynı zamanda grubun diğer üyeleri için de bu müziğin çıktığı yeri deneyimlemek adına çok kıymetli olacağını düşünüyorum.