Ece ULUSUM
Çok sesli vokal müziğin dünyadaki en özel buluşmalarından biri, İstanbul’da ikinci kez hayat buldu. DenizBank’ın ana sponsorluğunda, Vokal Akademi’nin 120 kişilik gönüllü ekibiyle gerçekleştirdiği DenizBank VoiceUp A Cappella Festival, 25 ülkeden 600 müzisyeni bir araya getirdi. Beş gün boyunca şehrin farklı noktalarında düzenlenen atölye ve konserler, İstanbul’u adeta çok sesli bir sahneye dönüştürdü.
Festivalin kalbinde yalnızca konserler değil, öğrenme ve üretim odaklı buluşmalar vardı. Atölyelerde genç müzisyenler, uluslararası şefler ve sanatçılarla aynı çemberde şarkı söyleyerek hem tekniklerini geliştirdi hem de yeni ortaklıkların ilk adımlarını attı. 5 günde 7500 kişinin izlediği etkinlik, sahnede Avi Kaplan’dan Merel Martens’e, James Rose’dan Basilio Astulez’e kadar dünyaca tanınan isimleri ağırladı.
Kurucu sanat direktör Başak Doğan’ın ifadesiyle, festival yalnızca bir müzik programı değil, katılımcılar için “dönüştürücü bir yolculuk.” Biz de festivalin ardından Başak Doğan, ilk kez Türkiye’de sahne alan Grammy ödüllü Avi Kaplan ve caz vokal düzenlemeleriyle tanınan Merel Martens’le buluştuk; hem festivalin ruhunu hem de kendi yolculuklarını konuştuk.

Fotoğraf: Salih Üstündağ
‘Hepimiz için dönüşüm yolculuğu’
Başak Doğan – Festival Kurucu Sanat Direktörü
DenizBank VoiceUp A Cappella Festival’le iki yıldır sadece bir müzik etkinliği değil, bir öğrenme ve buluşma alanı inşa ediyorsunuz. Sizce bu festivalin Türkiye’de genç vokalistler üzerindeki en somut etkisi ne oldu?
Beni en heyecanlandıran konuyla başladık; çok teşekkürler! 🙂 En çok, festival bittikten sonra gelen geri bildirimlerde ve katılımcıların gözlerindeki değişimde görüyoruz. Atölyelerde çekimser başlayan gençlerin, birkaç gün içinde sahnede dünyanın farklı yerlerinden gelen şeflerle yan yana şarkı söylediğine tanık oluyoruz. Bu sadece müzikal becerilerini değil, özgüvenlerini de güçlendiriyor. Bazıları festivalde tanıştıkları isimlerle sonrasında da projeler üretiyor. Yani bu alan, bir haftalık bir etkinlikten çok daha fazlası; uzun vadeli bir etkileşimin başlangıcı.
“Gençleri kendi ülkelerinde uluslararası uzmanlarla buluşturmak istedik” diyorsunuz. Bu hedefin en unutulmaz karşılığını ne zaman aldınız?
Geçtiğimiz festivalde yaşadık. Atölyelerde tanışan katılımcılar hafta boyunca öyle bir bağ kurdular ki, kapanış konserinde sahneye çıktıklarında sanki yıllardır birlikte söylüyor gibiydiler. Farklı şehirlerden, hatta ülkelerden gelen insanların tek ses olması, bana “işte bu yüzden yapıyoruz” dedirtti.
Küratörlük sürecinizde sizi en çok heyecanlandıran veya zorlayan an neydi?
Takvimleri uydurmak, ekonomik şartlarda lojistik ve bütçe yaratmak gerçekten zorlayıcı. Ama katılımcıların ufkunu açacak özgün içerikler tasarlamak en heyecanlı tarafı. Bütününe baktığımda bu sadece bir program değil, hepimiz için dönüşüm yolculuğu.
Festivalin sosyal fayda odaklı atölyeleri oldukça dikkat çekici. “Müzikte kadın liderliği” gibi konular nasıl karşılandı?
İlk yıl “Müzikte Kadın Liderler” panelini yapmıştık; raporunu yayımladık. Bu yıl odağı üretime taşıyoruz. Kadın liderliği, kapsayıcılık, genç katılım, ekoloji gibi başlıklarda atölyeler tasarladık. Katılımcılar burada şarkılar üretecek ve bu kayıtlar dijital platformlarda yayınlanacak. Hedefimiz gençlere ilham vermek ve eşitlik mücadelesine müzikle somut katkı sunmak.
Gönüllülük temelli bir ekip tarafından yürütülen bu organizasyonu sürdürülebilir kılan şey nedir?
%100 gönüllülük ama profesyonel titizlikle çalışmamız. Vokal Akademi’nin 120 kişilik gönüllü ekibi içinde herkesin bir görevi var; kimisi sanatçı ağırlıyor, kimisi sosyal medyayı yönetiyor, kimisi sponsorluk ilişkilerini yürütüyor. İsim sponsorumuz DenizBank’ın desteği de bu hayali sürdürülebilir kılan en önemli unsurlardan.
Şef olarak, sahneyle seyirci arasında “çok sesli” ama “ortak bir frekansta” buluşmak sizin için ne ifade ediyor?
Farklı seslerin bir araya gelerek yarattığı tını, bana kalırsa hiçbir şeyin yaratmadığı bir enerji. Dünyaca ünlü meslektaşlarımla birlikte böyle bir festivali tasarlamak ise bunun nirvana’sı gibi. O anlarda sahneyle seyirci arasında kurulan bağ, hepimizi aynı anda nefes alır hale getiriyor, işte o zaman neden bu işi yaptığımı bir kez daha hatırlıyorum.
‘Uzun zamandır bir işbirliği için bu kadar heyecanlanmamıştım!’
Avi Kaplan – Grammy Ödüllü Vokalist
Türkiye’deki ilk konseriniz sadece bir performans değil; aynı zamanda bir atölye ve soru-cevap da içeriyor. Bu interaktif yaklaşım sizin için neden önemli?
Benim için sadece sahneye çıkıp insanlara şarkı söylemekten çok daha kişisel bir şey bu. İnsanlarla birlikte şarkı söylemek istiyorum. Konser elbette özel bir buluşma ama sadece sesimi değil, aklımı ve kalbimi de paylaşmak istiyorum. Özellikle de böylesine topluluk temelli bir festivalde!
Pentatonix’le kazandığınız Grammy’lerden solo kariyerinize uzanan süreçte, vokal felsefeniz nasıl evrildi?
Hiç değişmeyen şey bağ kurmak oldu. Vokal müzik, insanın bedeninden ve ruhundan çıkan en kırılgan müzik türü. Zamanla değişen şey ise, bir grupla değil de tek başıma insanlarla nasıl bağ kurabileceğim oldu. Bu hâlâ derinleşmeye devam ettiğim bir yolculuk.
Farklı kültürlerden müzisyenlerle buluşmak sizde nasıl bir his yaratıyor?
Dünyanın dört bir yanından insanlarla bağ kurmak hayatımdaki en sevdiğim şeylerden biri. Bizi birbirimize müzikten daha fazla bağlayan hiçbir şey yok. Dünyanın farklı köşelerinden ilham almak benim için muazzam.
Türk geleneksel müzisyenleri ve Vokal Akademi koristleriyle aynı sahneyi paylaşacaksınız. Bu işbirliğine nasıl hazırlanıyorsunuz?
En iyi yöntem, kültürü ve müziği keşfetmek, açık bir kalple ve zihinle gelmek. Sanırım uzun zamandır bir işbirliği için bu kadar heyecanlanmamıştım!
Türk müziğinden sizi etkileyen bir şey oldu mu?
Türk halk müziği ve enstrümanları bana hep çok ilham verdi. Kullanılan makamlar ve enstrümanlar kalbime çok yakın geliyor.
Atölyede genç vokalistlerle yakın çalışacaksınız. Bu bire bir temaslar size sanatçı olarak ne katıyor?
Gençlerin müziğe duyduğu tutku bulaşıcı. Bana müziğe ilk âşık olduğum günleri hatırlatıyor. Neden bu işi yaptığımı yeniden fark etmemi sağlıyor ve kalbimi büsbütün dolduruyor.
‘Önemli olan müzik aracılığıyla bağlı hissetmek’
Merel Martens – Caz Vokal Düzenlemeleriyle Tanınan Eğitmen
İstanbul’da genç şarkıcılarla bir caz vokal düzenleme atölyesi yöneteceksiniz. Bu tür bir ortamda temel hedefiniz nedir?
Hem katılımcıların hem de dinleyicilerin yazılı müziğin cazibesiyle doğaçlamanın heyecanını bir arada yaşaması. O anda orada olacak herkes, sadece bir kez gerçekleşecek bir deneyimin parçası olacak: VoiceUp 2025!
Caz armonilerini koro müziğine taşımak özel bir ritim ve farkındalık gerektiriyor. Öğretirken nelere öncelik veriyorsunuz?
En önemli şey diğer şarkıcıları dinlemek; doğru renk ve uyumu yakalamak. Ayrıca ortak bir ritim duygusu için grup içi nabız ve alt bölümlere dikkat etmek. Şarkıcıların mümkün olduğunca kendilerine güvenmesini, şefe çok bağımlı olmamasını istiyorum.
Festival, performans ve eğitimi iç içe geçiriyor. Bu yapı sizin öğretim yaklaşımınızla nasıl örtüşüyor?
Tam anlamıyla! A capella müzikte şarkı asla “tamamlanmış” sayılmaz, çünkü ses hassas bir enstrüman ve her gün değişiyor. Ben ürün odaklı değil, süreç odaklı çalışmayı tercih ediyorum.
Farklı kültürlerden şarkıcılarla çalışmak, yaratıcılığı nasıl etkiliyor?
Bunun için çok heyecanlıyım! Farklı yaklaşımların bir araya gelmesi inanılmaz zenginlik yaratıyor. Ben temel bir yapı getireceğim ama katılımcıların katkısına da açık olacağım.
Türk vokal sahnesiyle ilk karşılaştığınızda izleniminiz ne oldu?
Çok sıcak, içten, biraz melankolik ama kalpten ve duygulu. 2023’te VoiceUp’ta o kadar etkileyici müzisyenler dinledim ki, hayran kaldım.
Bir haftalık atölyelerin ardından sahneye çıkacaksınız. Sizi en çok tatmin eden an genelde hangisi oluyor?
Bu önceden bilinmez. Provalarda, ses denemelerinde ya da kuliste çok özel anlar yaşanabilir. Ama sahneye çıkmak elbette en yoğun adrenalini getiriyor. Önemli olan müzik aracılığıyla bağlı hissetmek ve o heyecanı paylaşmak.

