Zeynep TOKER
zeynep.toker@yellowbos.com

Aqualung ve Locomotive Breath gibi şarkıları progresif rock tarihine kazandıran Jethro Tull, 23 Kasım Cumartesi gecesi Kod Müzik ve Pozitif iş birliğiyle Volkswagen Arena sahnesinde olacak. Heyecanla beklediğimiz bu konser öncesinde ise Ian Anderson ile bir araya geldik ve konsere dair tüm detayları konuştuk. İstanbullu dinleyicileri sürprizler bekliyor mu diye sorduğumuzda; “Jethro Tull olarak sahneye çıktığımızda her performans bir sürpriz.” diyen Anderson, Türkiye’de olacakları için heyecanlı olduğunu, buradaki dinleyicilerinin Jethro Tull’u her zaman sıcak bir şekilde karşıladığını dile getirdi.

23 Kasım’da Volkswagen Arena‘da Türkiye’deki dinleyicilerinizle buluşacaksınız. Öncelikle bu konser hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de olmaktan heyecan duyuyor musunuz?

Türkiye’de olmak her zaman heyecan verici, her şeyden önce bu ülkenin zengin kültürel geçmişi ve modern enerjisi birleşiyor. İstanbul, çok kültürlü yapısıyla hep ilgimi çeken bir şehir. O kadim tarihi hissediyorsunuz. Hissetmekten öte bir köşede burun buruna geliyorsunuz. O yüzden evet, kesinlikle heyecanlıyım. Türk dinleyicimiz her zaman bizi sıcak bir şekilde karşıladı. Sık görüşemediğiniz ama buluştuğunda kaldığınız yerden devam ettiğiniz dostluklar gibi. Ve bu sefer de o bu güçlü bağı ve enerjiyi hissedeceğimizden eminim.

Bu konser için özel bir sürpriziniz olacak mı? Burada dinleyicilerinizi nasıl bir şarkı listesi bekliyor?

Sürpriz mi? Şunu söylemeliyim ki Jethro Tull olarak sahneye çıktığımızda her performans bir sürpriz. Şarkı listesi, genellikle geçmişten bugüne bir yolculuk niteliğinde. Aqualung’dan Locomotive Breath’e kadar klasiklerimiz tabii ki var ama her zaman o akşamın atmosferine göre bir şeyler eklemeyi seviyorum. Tabii RökFlöte de olacak. Zira bu albümün temasının, tarih ve mitolojiyle iç içe olması İstanbul gibi bir şehirde oldukça anlamlı. İzleyiciyi, tarih boyunca bir yolculuğa çıkaracağız. Uzun yıllar önce çaldığımız ama kayıtlara hiç geçmemiş bir parça var, provalarda sorun olmazsa parçayı İstanbul’da yeniden çalmak istiyoruz.

‘YOLDA OLMAK RUHSAL BİR DENEYİM’

Yoğun bir turne programınız var. Evden uzakta yolda olmak nasıl bir duygu?

Yolda olmak… Bu, gerçekten de karmaşık bir duygu. Bazen evden uzakta olmak yorucu olabilir tabii, uçaklar, oteller, sürekli hareket halinde olmak; her sabah farklı bir otel odasında uyanmak ve nerede olduğunu anlamaya çalışmak. Ama bir yandan da turne, bana o gençlik günlerindeki heyecanı hatırlatıyor. İşte bu tutku, hala içimde ve ilk günkü gibi… Evimi, kendi dünyamı çok seviyorum aslında. İlgilenmem gereken yüzlerce ağacım var, hayvanlar… Eşimle karşılıklı bir şeyler içmek, o esnada dışarıdaki doğanın büyümesini izlemek. Bu huzur başka bir şey. Ama yolda olmak, sadece fiziksel bir hareket değil, ruhsal bir deneyim aslında. Her seyahat, içsel bir yolculuğu da beraberinde getiriyor. Dünyayı dolaşıp farklı kültürlerden insanlarla buluşmak, insanların gözlerindeki o ışığı görmek… Şanslıyım! Seyahatin insanı mütevazı kılan bir yönü de var. Dünyada kapladığımız alanın ne kadar küçük olduğu da gösteriyor. Sen, ben kendi dünyamızda biriciğiz ama kendi dünyamızda. Aslında çok da büyütülecek bir şey değil. Çünkü dünya üzerindeki milyarlarca dünyadan sadece biriyiz.

Ziyaret ettiğiniz ülkelerdeki ve şehirlerdeki insanlar ve konser sırasında yarattıkları atmosfer performansınızı olumlu veya olumsuz olarak nasıl etkiliyor?

Kesinlikle etkiliyor. Müzik aslında iki taraflı bir etkileşim. Bir sahne performansı sadece bir sahne performansı değil, kolektif bir ritüel.

Geriye dönüp baktığınızda, bu kadar uzun bir müzik kariyerine sahip olmanızı neye bağlarsınız?

Galiba bu tutku kadar biraz da inatçılık meselesi. Müzik benim için hiçbir zaman sadece bir iş olmadı. Sınırlarımı zorlamaktan, keşfetmeye çalışmaktan hiçbir zaman vazgeçmedim. Belki de bu yüzden Jethro Tull bunca yıl sonra hâlâ burada. Ayrıca, değişen dünyaya ayak uydurmak, bu süreci sürekli canlı tutmanın anahtarı oldu. Müziği hep bir evrim olarak gördüm; her albüm, her yeni şarkı benim için yeni bir hikaye yeni bir macera.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Volkswagen Arena (@vwarena)’in paylaştığı bir gönderi

‘MÜZİĞİN GERÇEK GÜCÜ, TÜM BU TEKNOLOJİK DEĞİŞİMLERİN ÖTESİNDE’

 Müzik, dinleme stilleri, dinleyiciler, alışkanlıklar sürekli değişiyor. Tüm bu değişime kendinizi nasıl adapte ediyorsunuz?

Günümüzdeki kadar olmasa da müzik her zaman değişim içindeydi. 60’ların sonlarında blues kökenli bir müzikle başladık ve sonra progressive rock’ın sularına girdik. Sonra folk müziğin bazen de elektronik bir deneyin içinde olduk. Bütün bu değişimler, aslında müziğin kendisi kadar bizim de kendimizi yenilememiz anlamına geldi. İnsanların artık bir albümün her parçasını baştan sona dinlemediği bir dönemdeyiz. Belki de sadece birkaç şarkıyı seçiyorlar, dijital platformların sunduğu “shuffle” özelliğiyle rastgele bir sırayla dinliyorlar. Bu, albüm konseptine duyulan ilgiyi biraz değiştirdi ama bu da bizim işimizi yeniden tanımlamamız gerektiğini gösteriyor. Ben de bu değişime adapte olmak adına geçmişle bugünün arasını bulmaya çalışıyorum. Steven Wilson gibi yetenekli isimlerle çalışarak eski albümlerimizi yeniden mikslemek… Bu, sadece eski dinleyicilere nostaljik bir tatmin sunmak için değil, aynı zamanda yeni nesillere de bu müziği en iyi kalitede dinletebilmek için bir adım. Her şey değişse de, müziğin özü aynı kalıyor aslında. Dinleyicinin kalbine dokunabilen öne çıkıyor.  Bu saf duyguyu yakalamaya çalışıyorum. İster sahnede olsun, ister bir stüdyo kaydında… Çünkü müziğin gerçek gücü, tüm bu teknolojik değişimlerin ötesinde.

Gelecek planlarınız neler?

Aslında planlarımda pek büyük değişiklik yok. Turnelere devam etmek, yeni müzikler denemek bu planların parçası. Şu an için aklımda birkaç yeni proje var; belki bir sonraki albümde daha farklı kültürleri, daha farklı sesleri keşfetme şansı bulurum. Ama sonuçta, müzik her zaman bir yolculuk ve ben bu yolculuğun her anını yaşıyorum.

Son olarak, Back on Stage okuyucularına ve Türkiye’deki dinleyicilerinize ne söylemek istersiniz?

Yıllar boyunca müziğimize sadık kaldığınız ve bizimle bu yolculuğu paylaştığınız için teşekkür ederim. İstanbul’da buluşmak ve bu özel anları tekrar yaşamak için sabırsızlanıyorum. Hazır olun, çünkü sahnede hep birlikte bir yolculuğa çıkacağız.