Zeynep TOKER
zeynep.toker@yellowbos.com

Londra merkezli DJ ve radyo programcısı Emerald, elektronik müzikte sınırları zorlayan setleri ve toplulukla iç içe yürüttüğü projeleriyle öne çıkıyor. Rinse FM’de başladığı kariyeri, onu Avrupa’nın en önemli sahnelerine taşıdı. Şimdi ise Sónar İstanbul sahnesinde dinleyicileriyle buluşmadan önce sorularımızı yanıtladı. Müziğe bakış açısı, türler arasında akışkan bir tarzı benimsemesi ve sosyal sorumlulukla müziği buluşturmasıyla Emerald, yalnızca bir DJ değil, aynı zamanda güçlü bir anlatıcı. Emerald ile müziğin dönüştürücü gücü, radyo ve kulüp arasındaki farklar ve yeni projeleri üzerine konuştuk.

Londra’daki elektronik müzik sahnesinde güçlü bir varlığın var. DJ’liğe ve radyo programcılığına nasıl başladın? Yolculuğunda en çok iz bırakan anlar nelerdi?

Sanırım hikayem gerçekten Rinse FM’de başladığında şekillenmeye başladı. Yayıncı ve müzik seçici olarak adım adım ilerledim, bu süreçle birlikte harika şekilde konser teklifleri de gelmeye başladı. İlk yıllarda hayatımda hiç bu kadar çabaladığımı hatırlamıyorum! Tuhaf ama, bu süreçte bacağımı kırmamın da etkisi oldu; o dönem elimde bolca boş zaman vardı!

Rinse FM’deki programların ve kulüp performansların arasında nasıl bir denge kuruyorsun? Bu iki platform arasında müzikal yaklaşımın nasıl farklılaşıyor?

Rinse’te düzenli programlar yaparken, ikisi arasında denge kurmak bazen gerçekten zordu. Enerjini çok iyi yönetmen gerekiyor çünkü bu yaşam tarzının sürdürülebilir olması için kendine dikkat etmelisin. Bir noktada düzenli radyo programlarına ara verme kararı aldım çünkü aynı anda müzik prodüksiyonuna da odaklanmak için zihinsel alanım kalmamıştı. Radyo, dinleyici için daha kişisel bir deneyimken; kulüpler tamamen kolektif enerjiyle ilgili.

Kendini “türler arasında akışkan” olarak tanımlıyorsun. Bu yaklaşımın arkasındaki felsefe nedir ve farklı türler arasında geçiş yaparken setlerini nasıl kuruyorsun?

Haha! Keşke o terimi hiç kullanmasaydım, artık peşimi bırakmıyor! Ama hala bir anlamda geçerli. Radyo yayıncılığıyla başladığım için müzik zevkim hep geniş bir yelpazeye yayıldı. Bu harika bir şey olsa da, DJ setlerini hazırlarken bazen işleri gereğinden fazla karmaşık hale getirebiliyor, bu da stres yaratabiliyor. Artık daha çok şu şekilde yaklaşıyorum: “Bu seçkileri birbirine bağlayan ortak bir çizgi var mı? Akış nasıl olmalı? Hepsi bir anlam ifade etmeli.” Artık çok daha sade ve net çalıyorum.

Sónar İstanbul’da sahne almak senin için ne ifade ediyor? Burada dinleyiciye nasıl bir müzikal yolculuk sunmayı planlıyorsun?

Benim için çok büyük bir anlamı var. Sónar’a ilk kez yıllar önce bir izleyici olarak gelmiştim. Bu tür etkinliklerde sahneye çıktığımda, ne kadar yol kat ettiğimi, ne kadar emek verdiğimi fark ediyorum. Bir durup etrafa bakmanı sağlıyor. Seyirciye ne sunacağım konusuna gelince… Onu görmek için beklemeniz gerekecek!

Topluluk çalışmaları ve sosyal sorumluluk projelerinde de aktif olarak yer alıyorsun. Bu çabalarını müzik kariyerinle nasıl bütünleştiriyorsun?

Bu tür fırsatları asla kaçırmamaya çalışıyorum. Müziği bu projelerle birleştirebildiğim her an benim için mükemmel. Sanırım yapabileceğim en anlamlı şey bu. Şu anda Londra’daki Hackney Yarı Maratonu için büyük bir after party organize ediyorum ve bu etkinlik yerel bir gençlik yardım kuruluşuna destek olacak. Kariyerimde en çok değer verdiğim anlar bu tür anlar.

DJ’lik ve radyo programcılığı kariyerinde dönüm noktası sayabileceğin bazı anlar oldu mu? Bunlar seni nasıl etkiledi?

Spesifik anları seçmek benim için hep zor olmuştur. Ama örneğin, yıllardır hayranı olduğun biriyle aynı sahneyi paylaşmak ya da onunla aynı etkinlikte yer almak çok anlamlı oluyor. İşte o zaman, kendini biraz daha ciddiye almaya başlıyorsun.

Şu anda üzerinde çalıştığın yeni projeler veya iş birlikleri var mı? Yeni seslere veya yönlere açılmayı düşünüyor musun?

Şu anki odağım, yeni kurduğum plak şirketim Precious Stones. Kendi EP’im Limerence’i parça parça yayınlıyorum. Tüm EP, dijital ve plak formatında 1 Ağustos 2025’te çıkacak. Mutlaka göz atın!