Ece ULUSUM

Ağustos ayında, kapılarını 49. kez müzikseverlere açan İstanbul Müzik Festivali, bizlere Eylül ayına kadar kapsamlı bir müzik şöleni yaşattı. Pandeminin de etkisiyle bu yıl festivalde yer alan ekipler, kadrolarında daha az nefesli enstrümana ve daha az müzisyene yer verdi. Tekfen Filarmoni Orkestrası & Anna Vinnitskaya konseri ile açılış yapan festivalde; Fazıl Say, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası & Khatia Buniatishvili, Borusan Quartet & Paul Meyer ve Simon Ghraichy gibi isimler yer aldı. Festival öncesi İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya’dan festival programının hazırlık sürecini ve festivalin “başka”sının nereden geldiğini dinledik.

ο Bu yıl festival programı hazırlanırken nasıl bir yol izlendi? İsimler belirlenirken programın müzikseverlere ne vadetmesini istediniz?

Son iki yıldır, dijital olsun fiziki olsun yeni yollar izledik. Öncelikle yurt dışından çok büyük orkestraların yerine daha ufak toplulukların ve yıldız isimlerin davet edildiği bir program oldu. Bu konuk sanatçıları yerli orkestralar ve müzisyenlerle bir araya getireceğimiz içerikler oluşturduk. Aynı şekilde konserlerde seslendirilecek eserler de -müzisyenlerin kapalı alanlarda yapacakları uzun provalar göz önünde bulundurarak- içinde daha az nefesli sazın yer aldığı, daha ufak kadrolarla çalınabilecek repertuvarlardan seçildi. İçeriklerde geleneksel müzik, çağdaş, klasik ve barok repertuvar gibi farklı türlerden seçerek herkesin kendisine yakın bulacağı en az bir konserin programda yer almasına özen gösterdik.

ο Festivalin “başka”sı nereden geliyor?
Tüm insanlık olarak salgın, seller, kuraklık, savaşlar, zorunlu göçler gibi birçok felaketle karşı karşıyayız. Son 1,5 yıldır yaşadığımız pandemi de hangi statüde, nasıl bir hayatın içerisinde ne yapıyorsak ve kim olursak olalım bize tek başımıza var olamayacağımızı, birbirimize muhtaç olduğumuzu ve hepsinden önemlisi özümüze dönmemiz; gezegenin ve doğanın hükümdarı değil ufak bir parçası olduğumuzu hatırlamamız gerektiğini çok keskin bir şekilde gösterdi. Tüm bu tahribatın ortasında kültür ve sanatın toplumda yaratabileceği gücün farkındalığıyla; izleyicilerimizden, destekçilerimize tüm paydaşlarımızı kendimizle birlikte dönüştürmeyi, düşündürmeyi hedefleyerek birlik ve dayanışma ile kurulacak yeni bir gelecek için umut içeren bir çağrıda bulunmak istedik. Hâlâ ve şimdi “Başka Bir Dünya Mümkün!”

ο Basın toplantısında “Zarar verdiğimiz dünyayı, doğayı iyileştirebilmek için müzikten nasıl faydalanırız?” sorusunun üzerine düşünmeyi hedeflediğinizi söylediniz. Bu süreçte kendinize verebildiğiniz bir cevap var mı?

Elbette var, bu bir değişim-dönüşüm süreci başlangıcı. Sanatın, müziğin düşündüren, yol gösteren, ufuk açan etkilerini azımsamamak gerekiyor. Konu üzerinde derinleştikçe, attığımız her adımın neye sebebiyet verebileceğini daha iyi fark ettikçe hem kendi hayatımızı ve aksiyonlarımızı hem de çevremizi ve paydaşlarımızı konu üzerinde düşünüp harekete geçirmek konusunda önemli adımlar attığımızı görüyorum. Bu anlamda örneğin İKSV’nin 2021-2023 stratejik hedefleri arasında “Tüm süreçleri iklim değişikliği ve etkileri ile mücadele edecek şekilde planlamak” yer alıyor. Bu kapsamda bir danışmanlık firmasının da desteğiyle bu ay içinde yapılacak bir seri çalıştay ile İKSV’nin tüm etkinlikleri için çevre ve sürdürülebilirlik konusunda stratejik bir yol haritası çizilecek ve bu yol haritasının etkinliklerimize önemli yansımaları olacak.

 

  • Ekim 2021 sayısından…