Zeynep TOKER
zeynep.toker@yellowbos.com

Jens Moelle ve İsmail Tüfekçi’den oluşan Hamburg merkezli elektronik müzik ikilisi Digitalism, PSMLoves2Dance kapsamında 17 Şubat Cumartesi akşamı Zorlu PSM sahnesinde olacak. Performansları öncesi bir araya geldiğim ikili, bu gece için çok heyecanlı olduklarını dile getirirken, İstanbullu dinleyicileri için sürprizlerinin olabilme ihtimalini de verdiler. Hepsi ve daha fazlası röportajımızda seni bekliyor!

ο Birlikte müzik yapmaya karar verdiğiniz o anı hatırlıyor musunuz? Aklınızdan neler geçiyordu?

Bu bir gecede olmadı, bir gün kendimizi ucuz bir ev bilgisayarında müzik üzerine çalışırken bulduk. Aslında şehrimiz olan Hamburg’da bir plak dükkanında tanıştık. Jence her gün okuldan sonra orada çalışıyordu ve Isi de düzenli bir müşteriydi. Dükkân house ve tekno plakları üzerine uzmanlaşmıştı ve her hafta bütün büyük DJ’ler yeni plaklar almak için geliyordu. Orada yeni kulüp parçalarına bakarak ve büyük ses sisteminde DJ’lik pratiği yaparak çok zaman geçirdik (bir plak dükkânı için fazla gürültülüydü…). Sahibi de bir DJ’di ve kendisi de partiler düzenliyordu, bir gün ikimize de bir parti için kadroya katılma ve birlikte DJ’lik yapma teklifinde bulundu. Plakçıda geçirdiğimiz süre boyunca plak toplamaya başladığımızdan beri ortak bir zevk geliştirmiştik ve aynı tür parçalardan hoşlanıyorduk. Bunu birlikte yapmamız çok doğaldı. Bir süre sonra DJ setlerine kendi dokunuşlarımızı katmak istedik, bu yüzden kendi düzenlemelerimizi yapmaya başladık ve sonunda kulüplerde çalmak üzere kendi parçalarımızı yaptık. Bu bir günde verilen büyük bir karar değildi, daha ziyade doğal ve uzun bir süreçti… Böylece sadece satın almakla kalmayıp müzik yapmaya başladık, dahil olmak istedik. Bizim için her zaman önemli olan kulüplere başkalarının sahip olamayacağı özel bir şeyle gitmekti. DJ setlerinize getirmeniz gereken en önemli şey özgün yayınlanmamış müziğiniz!

ο Sonrasında tarzınız, üretim şekliniz nasıl şekillendi? Birbirinize kolay adapte olabildiniz mi?

En başından beri birlikte geliştik, bu yüzden iyi bir ekip olmak çok kolaydı. Yaptığımız her şeyi sıfırdan öğrenmek zorundaydık ve bazen insanların ya da plak şirketlerinin istediği canlı performans sergilemek gibi şeylerden dolayı zorluklar yaşadık. DJ’liğe başladığımızda konser vermeyi hiç planlamamıştık ama ilk canlı konser ufukta göründüğünde bunu yapmaktan başka çaremiz kalmamıştı. Konfor alanınızdan çıkarak bu şekilde gelişirsiniz, tüm bunları birlikte yaptık. O zamandan beri gerçekten sıkı bir ekip olduk. Uzun zaman oldu, zor bir iş ama karşılığını alıyorsunuz. Prodüksiyonumuz için de aynı şey geçerli. Sıfır bilgiyle başladık ve müzik yapmakla ilgili her bir adımı öğrenmek zorunda kaldık. İlk kurulumumuz çalmak için kulüplere götürebileceğiniz CD-R’leri bile oluşturamayan ucuz bir ev bilgisayarıydı. Tüm sabit diski çıkarıp bir arkadaşımıza götürerek onun bu işi bizim için halledebilmesini umardık. Çok fazla sınırlama vardı ama bir şekilde halletmek istedik. Kulüplerde kendi dokunuşumuzu göstermek için müziğin çok gürültülü olması gerekiyordu. Tam da o zaman gitar ve gerçek davullar gibi rock ve indie seslerini ağır synth bassline, milyonlarca akor ve distorte vokallerle birleştiren imza sound’umuzu geliştirmeye başladık. Yavaş yavaş süreçler ve tüm ekipmanlar hakkında daha fazla şey öğrendik. Tabii ki üretim şeklimiz artık çok daha sofistike ama yine de müzik yaparken çok hızlı olmayı seviyoruz. Bizim için sonunda yüzde yüz cilalanmış bir ürün olmasından ziyade içindeki fikir önemli. İşler çok uzun sürdüğünde ilgimizi yitiriyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Her zaman için böyleydi.

ο Hamburg’un müziğinize ve müzik kariyerinize ne gibi katkısı oldu?

Hamburg, bizim büyüdüğümüz ve tanıştığımız yer. Bizim için her şeyi başlatan plak dükkânı Underground Solution’a ev sahipliği yapıyordu. O zamanlar orada olduğumuz için şanslıydık. 1980’lerin sonlarından bu yana geleneksel olarak büyük bir house müzik şehri. Burada büyük uluslararası kulüpler vardı ve pek çok önemli prodüktör ve DJ Hamburg’luydu ya da çok sık ziyaret ediyordu. Bir başka şey de çocukken dinlediğimiz yerel bir radyo programıydı. Cuma geceleri haftalık kulüp listelerini sunarlardı, bağımlısı olmuştuk. Hamburg bizim için bir doğum yeriydi ve Londra, Paris ya da New York olmadığı için her zaman biraz mazlum konumundaydınız. Bu size daha fazla özgürlük ve kendi bildiğinizi yapma alanı sağlıyordu.

ο Hem kendinizi hem de müzikal kariyerinizi beslemek için nelerden yararlanırsınız?

Kendinize zaman ayırmak özellikle de turne yaparken ve zaman dilimleri arasında bu kadar çok geçiş yaparken önemli. Hamburg bizim için harika bir yer çünkü çok fazla su bulunan yemyeşil bir şehir, bu yüzden asla klostrofobik hissettirmiyor. Seyahat ederken yerel müzik hakkında bilgi edinmeye her zaman çok hevesliyiz, bu çok önemli ve ilham verici. Dışarıda o kadar çok harika şey ve etki var ki bunu sindirmeniz gerekiyor. Sabit kalmak asla iyi değildir. Müziğimiz seyahat için mükemmel bir soundtrack oluşturuyor, hareket halindeyken de çok iyi gider. Turnedeyken yaşadığımız şeylerden sık sık ilham alıyoruz. Bazen stüdyoda denediğimiz yeni synthesizer’lardan (donanım veya yazılım) ilham alıyoruz… Çok farklı müzikler dinliyoruz (70’lerden Türk yeraltı saykodelik diskosu bile dahil!). Nihayetinde müziğimiz insanlarla konuşma yöntemimiz ve her zaman içimizi dökmemiz gereken bir noktaya varıyoruz. Zamanı geldiğinde bunun şeklinin ne olduğunu görmek her zaman ilginç.

ο Şarkılarınızın oluşum aşamasında enstrümantal olarak mı veya vokalle mi ilerleyeceğinize nasıl karar veriyorsunuz?

Müzik bizim için her zaman önce gelir, aklımızdaki sahneyi bu şekilde resmediyor ve tanımlıyoruz. İkinci adımda ise bir parçanın vokale ihtiyacı olup olmadığına bakıyoruz. Bu içgüdüsel bir karar. İşte o zaman işler yavaşlıyor. Bizim için müzik yazmak kolay ama söz yazmak daha zor, bu yüzden bazen birkaç hafta sürebiliyor. Şarkılarımızda hikâye anlatmıyoruz, daha çok natürmort gibi, dinleyicilerin tıpkı bir şeye bakıp tüm bunların içinde kendi anlamlarını bulmak zorunda olduğu resimler gibi. Çoğunlukla vokalleri başka bir melodik katman olarak görüyoruz, şarkılarımızın çoğunda zaten yeterince melodi var.

ο Performans sırasında sahne ve ışık tasarımının önemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konuda biraz pinpirikli misiniz?

Bu konuda çok seçiciyiz ve yıllar boyunca pek çok farklı kurulumdan geçtik. Tam bir grup olmamak bizim için etrafımızdaki ışık tasarımından biraz telafi etmemiz gerektiği anlamına geliyor. Yaptığımız her şeyde çok görsel davranıyoruz (müzik yaparken bir parçanın “resmedilmesinden” bahsetmiştik), bu yüzden performans sergilerken ortaya koyabileceğimiz görsel mükemmel bir ekstra katman.

ο PSMLoves2Dance kapsamında 17 Şubat’ta Zorlu PSM’de dinleyicinizle bir araya geleceksiniz. Neler hissediyorsunuz?

Çok heyecanlıyız. İstanbul’u seviyoruz ve orada çalmayalı uzun zaman oldu.

ο İstanbulluları sürpriz bir setlist bekliyor mu?

Her zaman sürpriz bir setlist vardır, ne çalacağımızı asla bilemeyiz! Ayrıca stüdyomuzda biraz zaman geçirdik, bu yüzden biz oradayken hoparlörlerden ne yardıracağımızı kim bilebilir ki…?!

ο Son olarak, Back on Stage okurlarına neler söylemek istersiniz?

İstanbul’da olmaktan çok mutluyuz, bu gece özel ve güzel olacak, gelin beraber eğlenelim ve coşalım.