Çağatay Yılmaz
cagatay.yilmaz@yellowbos.com
Die Antwoord’u tanımlayacak birçok sıfat bulabilirsiniz ama özetle, müziklerine ve görsel dünyalarıyla sağlam mesajlar veren Güney Afrikalı rap-rave ikilisi. Görünüşleri alışılmadık, tarzları vahşi, müzikleri sert. Ama gerçekten onlara kulak verenler dillerinden dünya barışını düşürmediğini, hayvan hakları savunucusu olduğunu ve nezaketin dünyayı kurtaracağını söylediğini de duyar.
Die Antwoord ikilisi Ninja ve ¥o-landi, müzik ve sanata odaklanmak için verdikleri 5 yıllık aradan bir belgesel bir de altıncı albümleri ”Uıt De Hemel Gevallen” ile döndüler. İkili REANIMATED dünya turu kapsamında 26 Ağustos’ta İstanbul’da Maximum Uniq Açıkhava’da olacak. Öncesinde ikili ile zoom üzerinden buluştuk. Onlar Porto’da otel odasında ben Kadıköy’de evimde ilk sorudan son soruya kadar keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Biletleri burada, röportaj aşağıda.
100 yıl sonra, hakkında gelecekteki insanların Die Antwoord ve müziğiniz hakkında ne düşünmelerini istersiniz?
Yani bu, cevaplaması zor ama gerçekten güzel bir soru. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü gerçekten bilmiyoruz ve anlamak da zor. Ancak müziğimizin bizim için ne anlama geldiğini biliyoruz. Müzik bizi en özgür hissettiren, yaratıcılığımızı patlatan bir şey, hatta kimse dinlemeden bile önce. Başkalarının ne düşündüğü değil, bizim nasıl hissettiğimiz daha önemli. Belki 100 yıl sonra insanlar “tarzları çok havalıymış” derler. Evet, saçlarımız çok iyi. Belki bir de “Onlar et yemeyi bırakan ve bununla ilgili rap yapan ilk gruplardan biriydi” derler. Çünkü biz et tüketmenin gezegen için kötü, insan beyni için zararlı, çatışmaya neden olan ve insanları çirkinleştiren bir şey olduğunu düşünüyoruz. Belki de “Onlar et yememeye teşvik eden ilk gruplardan biriydi” derler. Bu tamamen kuralları yıkmak ve benzersiz bir şey bulmakla ilgili. Kuralları yıkabilirseniz, o kadar benzersiz olursunuz. Umarım torunlarım bir gün “Onlar en havalıydı” derler. Evet, en havalı büyükbaba olacağım, torunlarım “Büyükbabam çok havalı” diyecekler.
‘VAHŞİLİK İNANILMAZ BİR ŞEY, ÖZGÜR BİR KELİME’
Hakkınızda birçok yorum ve inceleme okudum. Bazıları stilinizi, videolarınızı ve müziğinizi vahşi ve saldırgan buluyor. Dünyada bu kadar çok zulüm varken ve sosyal medyada savaşların etkileri görülüyorken, tarzınızı nasıl vahşi olarak tanımlamaları ironik geliyor. Vahşilik, Die Antwoord için ne ifade ediyor? Belki de bakış açınız yeni bir kapı açabilir.
Biz Afrika’dan geliyoruz ve burada “vahşi” kelimesi vahşi hayvanlar ve doğa demek. Vahşilik inanılmaz bir şey; özgür bir kelime. “Vahşi” bir çocuk gibi mesela, güzel bir kelime, güzel bir anlamı var. Ama Güney Afrika’da bir saldırganlık var ve bu saldırganlık hayatta kal ya da öl demek. Hayatta kalmak için yaratıcı olmanız gerekiyor ve bu kötü bir şey değil. Ama tabii ki kötü saldırganlık ve vahşilik de var. İnsanların bu vahşiliği hâlâ vahşi olarak görmelerini anlayabiliyorum. Bu benim en sevdiğim kelimelerden biri. Bunu söylemek istemiyorum aslında ama yine de söyleyeceğim çünkü tuhaf: Bazen biri McDonald’s’tan hamburger yer ve bizim çok saldırgan olduğumuzu söyler. O an durup bunu düşünmeleri gerekiyor. Sanatsal olarak özgür bir şeyi eleştirmek, kafaları karıştırır. Ama fazla konuşmak istemiyorum, insanların kafası karışık ve bizim kafamızın karışık olduğunu düşünüyorlar. Aslında biz iyiyiz ve onların kafası karışık, bu komik. Biz barış ve sevgi dolu, iyi enerji yayma ve sanatsal olarak özgür olma ile ilgiliyiz. Hayat oldukça zorlayıcı, eğer sabah kalkıp bir şeyler yapmazsanız, her gün sizi yutacaktır.
Vahşilik sizin için bir mücadele tarzı yani…
Her gün bir mücadele var, her gün agresiflikle rekabet etmeniz gerekiyor, kazanmanız gerekiyor, kalkıp dışarı çıkıp para kazanmanız gerekiyor. Bu kolay bir şey değil ve sanat yapmak agresif bir eylem. Aynı zamanda sabahları güneş doğmadan önce meditasyon yapıyoruz, et yemiyoruz, Budistiz, etrafımızdaki insanlara yardım ediyoruz, hayatı seviyoruz. Bizim için tek kötü şey, birbirimize söylemeyi yasakladığımız bir kelime var, “siz” kelimesi. “Siz” demeyiz çünkü bu bizi ayırır. Güney Afrika’da “biz biriz” deriz, yani biz bir aileyiz ve dünyadaki tüm insanlar tek bir ailedir. İnsanlar tüm canlıları büyük bir aile olarak gördüğünde, yeryüzünde bir uyum ve cool’luk hissedecekler. Sen dünyada savaş olduğunu söyledin.

‘UMARIM TELEFONLARINA DALMAZLAR, DANS EDERLER’
Evet…
Bu her zaman böyleydi ama bir zamanlar çok güzel bir söz duydum, “İnekleri öldürdükçe savaş devam edecek.” Bu çok derin bir söz ve üzerinde çok düşündüm. Bu da bizim felsefemizin bir parçası, dışarıdan bakan bir şeyiz, sistemin dışındayız, kutunun dışında düşünüyoruz. Zen gibi şeylerle de ilgileniyoruz; meditasyon, et yerine bitki yemek, kendinizi cool ve huzurlu hissettiren güzel şeyler… Çünkü kibar olmak en güzel şey ve insanlar kibar olmalı ama değiller.
Bu ikinci İstanbul ziyaretiniz olacak. İlk konserinizde, Barcelona’daki festivalden koşturarak çıkıp size geldim. Acayip yoğundu! İstanbul’daki konserinizde nasıl bir setlist olacak? İzleyicileri nasıl bir gösteri bekliyor?
Her seferinde yeni şarkılar yapıyoruz. Bizim için setlist, en sevdiğimiz şarkılardan oluşan ve en iyi enerjiye sahip olan bir şey. O yüzden sürekli yeni bir albüm üzerinde çalışıyoruz ve müziğimizde setlist’e girecek kadar iyi şarkılar yapmaya çalışıyoruz. Çünkü setlist, canlı performanslarda en çok coşan şarkılarımızdan oluşuyor. Evet, insanlar sadece iyi vakit geçirmeyi bekleyebilir. Umarım konserimize gelenler telefonlarına dalmaz, dans ederler ve biraz olsun nefes alırlar. Gösterilerimiz çok enerjik, bu yüzden kesinlikle oturmayacaklar.
Performansınızı izlemek için sabırsızlıkla bekleyen dinleyicilere bir mesaj verin!
Türkiye’ye gelmeyi dört gözle bekliyoruz çünkü en son geldiğimizde çok hızlı bir şekilde uçup geldik. Otele vardığımızda arabamızı bomba var mı diye kontrol ettiler! İstanbul’a ilk geldiğimizde biraz lokum aldık, konsere gittik, sahne yaptık ve hızla geri döndük. Türkiye çok güzel bir yer ve bu sefer Türkiye’de bir günümüz boş, o yüzden harika şeyler görmek istiyoruz. Ayrıca İstanbul’u ilk kez William Gibson’ın “Neuromancer” kitabında duymuştum. O yüzden İstanbul’a gitmeyi hep istemiştim. Görüşürüz!