BATU AKDENİZ

Merhaba sevgili günlük…
Karantinada birinci ayı geride bıraktık. Dünya, hayat ya da ismini ne koyarsan koy, yaptıklarıyla bizi şaşırtmaya ve planlarımızı bozmaya devam ediyor. Türk milleti olarak sanıyorum yaşamadığımız bir pandemi kalmıştı; o da hayatımızı renklendirmek için artık bizimle. Burada bana düşen üç farklı sorumluluk var gibi hissediyorum.

Birincisi aileme karşı olanı. Annem doktor ve babam hastane yapımlarında çalışıyor; yani hastalara şifa olmak gibi bir misyonları var. Bir evlat olarak elimden geldiğince onları rahatlatmaya çalışıyorum.

İkincisi çevreme. Bir aydır sokağa çıkmadım. Ayaklı bir virüs taşıyıcısı olmak istemiyorum. Gerçekten çıldırmak üzere oluyorum bazen ama dayanmak zorundayım. Üçüncüsü de kendime. 2020, iki yıl önce başlayan solo müzik kariyerimin en önemli yapı taşlarından biri olacaktı ve çok sayıda konser, yeni bir albüm ve bolca rock’n roll’a ev sahipliği yapacaktı. Bütün planlar tamamdı yahu! Bu şu anlık rafa kalktı. 

Bazen bütün dünyanın bu iğrenç durumun içinde bulunduğunu düşünüp kendimi bir salgın hastalık filminin tam ortasındaki değersiz bir yaratık gibi düşünüyorum. Bazen de yine aynı sebepten dolayı kendimi rahatlamış hissediyorum, tek başıma değilim.

Karantina insana kendini geliştirmesi için gerekli fırsatı zamansal açıdan yaratsa da, bunun pozitif bir durum olduğunu savunacak kadar da hayattan bihaber ve aklı havada değilim. Bu oldukça boktan bir durum ve bundandır ki kendi hayatım adına atacağım her olumlu adım benim için çarpı iki etkisinde.

Son bir haftada 5 yeni şarkı yazdım. Sanırım buna yardımcı olan şey evde izole bir şekilde oturabilmem. Heavy Sky’ın albümü için şarkıları yazarken de eve kapanıp yazardım. Aynı eve… Ailemin evi… Kader beni yine bu evde, aynı odada yolculuğumun yeni arkadaşları olacak şarkıları yazdırmaya itiyor. Bu odada bir haftadır yaşadığım tam bir déjà vu. 

Son bir aya gelirsek, onlarca kitap okudum. Spor yapıyorum çünkü şanslıyım ki buraya spor aletleri zulalamıştım zamanında. Bütün bunlar kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Neredeyse bir kişisel gelişim kitabının çizdiği ideal insan gibi konuşuyorum. Ama durum tam olarak öyle değil. 

Ben hayattaki bütün gücünü sahnede yarattığı dünyadan alan biriyim. Benim için rock’n roll, Instagram canlı yayınlarına sığdırılamayacak kadar gerçek. Konserde beni dinleyenlerin yorumlarını okumayı değil onların seslerini duymayı, gözlerinin içine bakıp onlara gerçek bir enerji vermeyi yüz kere tercih ederim. Gitarımın sesinin duyulup duyulmadığını Instagram yayınında değil sahnede düşünmek istiyorum.

İnsanlar canlı yayınların çok eğlenceli ve farklı olduğunu düşündüler. Bu başta böyle olabilir ama ileride bu canlı yayınların konserlerin yerini alabileceğine dair yazılar, makaleleler falan okuyorum. Bunları paylaşan müzisyenler bile var. Bu utanç verici bir düşünce ve komik! Bunun olduğu bir dünyada yaşamak bir zulüm olurdu sanırım benim için ve hatta müzik için.

Peki ya insanlık? Bu salgından ders çıkarıp yaşadığımız gezegene daha iyi davranmaya, daha büyük bir sevgiyle yaklaşmaya başlayacak mıyız? Bu uyarıyı dikkate alacak mıyız, yoksa işgalci olduğumuz topraklardaki egemenliğimize geri döndüğümüzde bunun neşesiyle daha büyük bir hoyratlığa ve acımasızlığa sahip olacağız?

Bildiğim tek bir şey var ki bu salgın bir süre daha bizimle olacak ve insanlığın anlatılacak büyük sınavlarından birini vermeye çalışacağız. İmkansız olsa da, bir tane bile sevdiğimizin başına bir şey gelmemesini diliyorum sana yazdığım satırları tamamlarken.

Ellerini bol bol yıka ve maskesiz dışarı çıkma sevgili günlük. Bir mucizeyi beklediğimizi değil, bir mucizeyi yarattığımız bir dünyada görüşmek üzere.

Batu.
22.04.20