Ece ULUSUM
Bade, son teklisi 300 texts ile bekleme odasının o gerilimli sessizliğini R&B ve alt-pop’un süzgecinden geçirerek kulağımıza fısıldıyor. Kenan Doğulu yapımcılığında şekillenen çalışma, Türkçe ve İngilizce arasındaki akıcı geçişlerle kültürel bir hibritliği merkezine alıyor. Sanatçının yıl içinde yayınlanacak Divane adlı EP’sinin bu ilk habercisi, modern prodüksiyonu geleneksel Türk tınılarıyla harmanlayarak hipnotik bir anlatı sunuyor.
Dijital çağda birinden cevap beklemek, bazen modern bir işkence yöntemine dönüşebilir. Bade’nin 300 texts’i, bir mesajın gelmesini beklemenin yarattığı o kaotik iç gerilimi ve alışılmadık duygularla yüzleşme halini dijital çağın bir marşına dönüştürüyor. Şarkı, teslim olmakla kendini tutmak arasındaki o ince çizgide yürürken, alt-pop ve R&B’nin karanlık ama çekici sularında geziniyor. Parçanın prodüksiyon aşamasında Ozan Kınasakal ile iş birliği yapan Bade, şarkının duygusal yükünü sadece sözlerle değil, sofistike bir ses tasarımıyla da hissettirmeyi seçmiş. Detayları Bade ile konuştuk.
300 texts çok net bir duyguya basıyor: cevap beklerken büyüyen iç gerilim. Bu şarkının ilk cümlesi kafana ne zaman düştü, gerçek bir an mıydı yoksa kurgu bir karakter mi?
Gerçek bir andı. İlişkimin başlarında daha çok kendimle sınav verdiğim bir dönemden geçiyordum ve karşımdaki kişiye tamamen güvenmeyi seçmek ve diken üstünde olmak arasındaki ince çizgide yürüyordum. Bir gece sonunda tartışmamız üstüne saatlerce ona ulaşamadım ve gereğinden fazla mesaj ve ses kaydı atmış bulundum. Her ne kadar kendimi frenlemeye çalışsam da sevdiğim kişiye fark etmeden ne kadar bağlandığımı, duvarlarımın yıkıldığını, ezberimin bozulduğunu fark ettim. Şarkının hikayesi ve duygusu da o gece yaşanan olaylar ve bende yarattığı farkındalıkla oluştu.
Bu parçada Türkçe ve İngilizce arasında geçişler çok akıcı. Dil değişimini duygunun şiddetine göre mi seçiyorsun, yoksa melodinin ihtiyacına göre mi?
Sanırım bilinçli bir seçim olmuyor bu hiç bir zaman. Önce melodi geliyor, sonra o melodinin bana fısıldadığı kelimeler. Ortaya attığım kelimeler kimi zaman Türkçe çıkıyor kimi zaman İngilizce. Genelde Türkçe yazdığım kısımlar daha duygu yüklü ve edebi oluyor, İngilizce sözlerim de daha konuşur gibi.
Bazı duygular bir dilde ayıp-argo, diğerinde rahat-mecaz olabilir. Senin için hangi duygular Türkçe’de zor, hangileri İngilizce’de daha kolay? Neden?
Bir şeyi olduğu gibi anlatmak veya biriyle sohbet eder gibi sözler yazmak istediğimde İngilizce yazmayı seviyorum; çünkü dil olarak buna daha yatkın olduğunu düşünüyorum. Fakat daha şiirsel ve edebi olmak istediğimde, sözler aklıma ilk Türkçe olarak geliyor. Bunun sebebi de tabii ki ana dilim olmasının yanı sıra çok zengin bir dil oluşu.
Mikrotonaliteyi pop/R&B formunda kullanmak cesur bir seçim. Mikrotonal yaklaşımın sende duyguyu nasıl değiştiriyor?
Şarkı söylerken bana doğal gelen melodiler hep bol melismalı oluyor. Hem çocukluğumdan beri kulağım aşina olduğu için hem de söylemekten keyif aldığım için bu aralıklara çekildiğimi düşünüyorum.
‘EN BÜYÜK ŞANSLARIMDAN BİRİ…’
Yapımcı olarak Kenan Doğulu’nun bu projeye katkısı en çok nerede hissediliyor? Yön, vizyon, cesaret, detay takibi…
En büyük şanslarımdan biri vizyonuma ve hayallerime benim kadar inanan ve aynı pencereden bakabildiğim bir yapımcım ve abim olması. Kenan Doğulu, evrensel bakış açısı, genre bükücülüğü ve en önemlisi müzikaliteye verdiği değer ve detaycılığıyla beni kalıpların dışında üretebilmem için cesaretlendiriyor. Deneme yanılma alanımda onun vizyonundan ve yenilikçiliğinden çok besleniyorum.
Stüdyoda seni en çok zorlayan ve en çok açan an neydi?
Şarkının sonik dünyasını oluşturma sürecimiz oldukça git gelli oldu. Ozan’ın da benim de içimize sinen, özgün hissettiren noktaya getirmemiz epey deneme yanılma gerektirdi. Beni her zaman en çok heyecanlandıran kısım ise vokal armonileriyle farklı dokular kattığım an oluyor. Onlarca kanal vokal kaydedip sesimi bir prodüksiyon elementi gibi kullanmaktan çok zevk alıyorum.

İşlerinde (görsel dil, sound, styling ya da referanslarda) bende 90’lara göz kırpan bir his uyandı. Bu doğru bir okuma mı, yoksa tamamen yanlış mı? Doğruysa, senin için 90’lar daha çok görsel bir dönem mi, yoksa duygusal bir dönem mi?
Bence doğru bir okuma. 2000’ler çocuğu olduğum için o yılların estetik algısından da çok ilham alıyorum ama 90’ların R&B şarkıları ve klipleri de beni hep etkilemiştir. Belki de ikisinin karması ortaya çıkıyor bende. Sözlerimde, müziğimde ve görsel dünyamda geleneksel elementleri yenilikçi bir şekilde yorumlamayı seviyorum.
Klip senin dansın üzerine kurulu. Bu fikir nereden çıktı?
Bu şarkı benim içimde hareket etme isteği uyandırıyordu hep. EP’nin görsel dünyasını oluştururken Ekin Bernay ile şarkının beden dili için fikir üretiyorduk ve bir noktada koreografisini oluştururken bulduk kendimizi. Videoda çok yetenekli ve dünya tatlısı Hayat Elbi ile birlikte dans ettik ve bana Beyonce ve Shakira’nın Beautiful Liar klibinden bir an yaşıyoruz gibi hissettirdi. Dişil enerjimi maksimumda yaşadığım ve dolayısıyla bana özgüven veren bir dans oldu. Hayalimde bu dansı yüzlerce kadınla aynı anda yapmak var.
Klip izleme alışkanlığın var mı? Görsel olarak kendini nasıl besliyorsun?
Klipler beni çok heyecanlandırıyor. Görsel olarak birçok yerden beslendiğimi hissediyorum. Zaman içinde zihnimde fotoğrafını çektiğim ve hafızamda yer etmiş film sahneleri, resimler, moda tasarımları, yürüdüğüm sokaklar, doğanın içinde karşıma çıkan ve gözüme estetik gelen her şey görsel dünyamı şekillendiriyor. Tek başıma bir sergi ya da müze gezmekten özellikle büyük keyif alıyorum ve buradan gerçekten beslendiğimi hissediyorum.

Dinleyici artık şarkıyı sadece dinlemiyor, üzerine video çekiyor, alıntılıyor, yorumla yeniden yazıyor. Bir şarkının kontrolünü kaybetmek seni ürkütüyor mu, yoksa hoşuna mı gidiyor?
Hiç ürkütmüyor. Aksine, herkesin kendi anlam dünyasından bakarak şarkıları yorumlaması müziği evrensel kılıyor bence. Bu da beni heyecanlandırıyor.
Seni ilk Apple Music’in bir etkinliğinde dinlemiş O günden bu yana neler değişti? Bugünkü Bade olsa o gün sahnende bir şeyleri farklı yapar mıydın?
İnanmıyorum… Çok vakit geçmiş üstünden. O etkinlikteki performans benim için çok özel ve keyifliydi. Kendi şarkılarımı sahnede söylemeye başladığım ilk zamanlardı. Birçok şey değişti tabii ama en bariz değişim sahneyle olan ilişkimde oldu galiba. Kendimi hep önce üretici sonra sahne insanı olarak görmüşümdür. Bu yüzden de sahnede kendimi özgün ve özgür hissetmem zamanla gelişen bir konu oldu. O etkinlikteki performanstan memnundum aslında çok keyifli geçmişti ama bugünkü Bade olsa kesinlikle sahnede daha rahat olurdu ve anda kalmaya bakardı.
Sırada neler var?
Sırada 300 Texts’in de içinde olduğu 6 şarkılık bir EP var, ismi Divane. Önümüzdeki aylarda ikinci tekliyi paylaşmayı umuyorum. Bahar sonuna doğru da Divane geliyor.
* Röportajın kısa versiyonu Hafta Gazetesi’nde Back on Stage köşesinde yayınlanmıştır.