Selin SANLI

Karantina sürecinde herkes en iyi bildiğini yaparak etrafındakilere umut vermek istiyor. Bu üretim çabası, herkesi olumlu etkiliyor. O üretken isimlerden biri de sevgili Aydilge. Evde kalmanın olumsuz etkilerini en aza indirgemek üzere dinleyicilerine müziğiyle moral vermeyi amaçlayan 9 parçalık bir albüme imza attı.

Bu aslında 2 yıl önce yayınladığı Evden Canlı Canlı albümünün ikincisi. Bahçalarda Mor Meni ve Uzun İnce Bir Yoldayım türkülerinin de yer aldığı yapımda diğer tüm söz ve besteler ise Aydilge’ye ait. Albümdeki Yalnız Değilsin parçasının klibi de geldi. Hayranlarının ona yolladığı videoları kurgulayarak hazırlandı. Klipte Aydilge ve eşi Utku Barış Andaç de kendi ev halleriyle yer aldılar. Aydilge ile bu süreci ve karantina ruh halini konuştuk.

❏ Evden Canlı Canlı, Vol.2 ile akustik kayıtlarınızı bir araya topladınız. Bu süreç senin için nasıl geçti?
Albüm, salgın döneminde evde geçirdiğimiz vakti, zaman zaman üstümüze çöken endişe ve salgına dair karanlığı, müzikle şifalandırmaya çalıştığım bir süreçte ortaya çıktı. Zaman zaman kendimi çok yalnız hissettiğim için sizlerin de öyle hissettiğinizi biliyorum. Ortak bir kaderi paylaşıyoruz ve aslında tüm ötekileştirmeler anlamsızlaşıyor. İsterdim ki bir mucize olsa ve aşıyı bulsam ama ben sadece müzisyenim. İlaçlarım da yok… Ama belki notalarımla şifa verebilirim. Bu ümitle yola çıktım. Şu dönemde her şey gibi müzik de o kadar mekanik ve prodüksiyona bulanmış durumdaki, hepimizin samimiyete ihtiyacı var diye düşünüyorum.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Aydilge (@aydilgeonline)’in paylaştığı bir gönderi ()

İstedim ki dinleyici evime gelmiş gibi hissetsin. Akustik tatta, sıcacık, samimi bir deneyim yaşayalım. Yani ev poğaçasının yerini pastahane poğaçası asla tutmaz ya, işte Evden Canlı Canlı albümünün özelliği de bu. El emeği, göz nuru… Üç sene önce ilkini yayınlamıştım. Bu karantina döneminde yeniden canlandırdım ve Evden Canlı Canlı 2’yi hazırladım. Sevgili eşim Utku Barış Andaç ve Ozan Sarıboğa gibi dostlarımızla herkes kendi evinde olmak üzere canlı çalmanın organik ruhuna özen göstererek kaydı yaptık. Öyle hataları düzeltmeceler, teknik sihirbazlıklar yok. Çünkü kusursuzluk aslında yapaylık da demek. Kusursuzluğun değil, doğallığın peşindeydik. Hatta kedim Miko da bize eşlik etti. Müziği çok sever. Bütün kayıt boyunca etrafımızda dolaştı. Bir şef edasıyla hepimizi yönlendirdi.

‘YALNIZ DEĞİLSİN KARDEŞİM’

❏ İlk klip Yalnız Değilsin parçasına geldi. Neredeyse herkes kendinden bir parça bulabiliyor izlerken. Bu fikir nasıl oluştu?
Dünyanın dört bir yanından insanlar karantina döneminde yaşadıklarını filme aldı, biz de onları birleştirdik. Söylediğiniz gibi izleyenler klipte kendilerini, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini görüyorlar aslında çünkü anlatmak istediğim tam olarak bu. Hepimiz bireysel farklarımızı ve renklerimizi koruyalım, ama bu farklılıkların ötesinde, temelde insan olduğumuzu ve bir olduğumuzu da hatırlayalım. Bazen gerçekten aklım almıyor. Herkes böyle yarım, böyle eksikken hem kıran hem de kırılan olmayı nasıl becerdik biz? Ne zaman yitirdik merhameti? Ötekinin acısını, hüznünü hissedebilmeyi? İnsan haz arayan bir varlık diye dayatsa da reklamlar, hepimiz duyulmak ve hissedilmek istiyoruz aslında… Ben de şarkılarım aracılığıyla ”seni duyuyorum” demeye çalışıyorum. Yalnız değilsin kardeşim, maskeler silinince sen de bensin; sesimi duysan hissedersin.

❏ Albümde iki tane de türkü cover’ladınız. Bu iki türküleri neye göre seçtiniz?
TRT 1’de yayınlanan Benim Adım Melek dizisinin jenerik şarkısını yaparken, türkülerimizin ruhuna benzeyen Yalnızlık Masalı adlı bir şarkı besteledim. O sırada Gaziantep Yolunda gibi bazı türküleri ne kadar çok sevdiğimi hatırladım. Bu albümde de hemen yer verdim. Uzun İnce Bir Yoldayım ise tam bu dönemi anlatmıyor mu sizce de? Gidiyoruz gündüz gece… O yüzden iki türkü de Evden Canlı Canlı Vol. 2 albümümde yer aldı. Sevdiğim pek çok türkü var. Örneğin Nemrudun Kızı türküsünü de bambaşka bir şekilde seslendirdim. Onu da YouTube kanalıma koyduk. Merak edenler dinleyebilirler.

❏ Siz çok neşeli bir karaktersiniz. Karantina sürecinde ruh haliniz nasıl? Karanlık bir Aydilge ortaya çıktı mı?
Aslında ben de herkes gibi bir çok kez kalbi kırılmış biriyim. Süper formüllü bir ruhumuz yok ki o kırıkları yapıştıralım. Ama iyi ki de yok çünkü aslında o kırıklar üzerinden öğreniyoruz insan olmayı. Kusursuz insan robottur. O sevmediğimiz kusurlar bize onları giderme, kendimizi geliştirme ve tamamlama fırsatı verdiği için aslında bir anlamda öğretmenlerimiz gibiler. Hayatın bir antrenman salonu olduğunu düşünmeye çalışıyorum yani. Karşımıza çıkan zorluklar da salondaki antrenman aletleri. Onlar sayesinde ruhumuz kas yapıyor, güçleniyoruz. Maddesel ağırlıkları kaldırınca beden kaslarımız; manevi ağırlıkları kaldırınca da ruh kaslarımız gelişiyor. Bazen ağırlıkların altında kalıyoruz ya da salonu terk edesimiz geliyor tabii. Yine de her gece kendime şu sözleri söyleyip öyle uykuya dalıyorum: Tüm yanlış ilişkilerim, sahte dostlarım, terk edenlerim, hayallerimi mahvedenlerim, hepinize teşekkür ederim. Sizi kaybetmek, bana kendimi kazandırdı.

❏ Aydilge denince aklımıza hep özgürlük düşüyor. Evde olmak sizinin için nasıl bir duygu? Özgürlüğünüzü evin içinde nasıl koruyorsunuz?
Bu geçici bir süreç ve evde kalmamız, aslında bizi hastalıktan özgürleştirdiği için temelde dışarda olmaktan daha büyük bir özgürlüğe hizmet ediyor. Yaşam hakkına… Diğer taraftan bizi her daim kısıtlayan ve salgından bağımsız olarak yaşamımıza ket vuran en önemli şeyler ise kendi algılarımız. Tehlikelere karşı kendimizi korumaya çalışırken ya da suçluluk duygusundan kaçarken hayatı yaşayamıyoruz.

Başarısız olmamak için denemekten, acı çekmemek için sevmekten kaçıyoruz. Ondan sonra da yeterince anlamlı bir yaşam sürmediğimizi, tatmin olmadığımızı, hayatı kaçırdığımızı hissediyoruz ve suçluluk duygumuz katlanıyor. Yani suçluluk hissetmeyelim diye hayattan kaçarken, bu sefer de hayatı dolu dolu yaşayamadığımız için suçluluk duyuyoruz. Acayip bir kısır döngü. Evde kalmaktan ziyade kendi düşünce ve inanç kodlarımızın içinde hapis kalmak asıl dert. Ben bu süreçte daha çok içsel hapishanemi ve kalbime ördüğüm kördüğümleri sorguluyorum. Yeni besteler yaparak da o düğümleri çözmeye çabalıyorum.

 

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Aydilge (@aydilgeonline)’in paylaştığı bir gönderi ()

‘YAŞASIN YARA KARDEŞLİĞİ’

❏ Şu sıralar ne okuyup neler izliyorsunuz ve dinliyorsunuz
İzlediğim, okuduğum şeyler beni etkiliyor ama ben en çok sizlerden etkileniyorum. Dinleyicilerimle beraber bir ‘yara kardeşliği’ kurma hayalim var. Sanırım bu hayal bana büyük ilham sağlıyor. Yara kardeşliğinden kastım şu: Acı, yara aldığımızda değil asıl yaralarımızı kimse umursamadığında başlıyor. Acımızın anlaşıldığını, paylaşıldığını hissettiğimizde ise iyileşmeye başlıyoruz. Ben o yüzden bu şarkıları yazıyorum. İlham kaynağım da tüm bu yaraları iyileştirmek için duyduğumuz arzu ve yaşama gücü. Ben dinleyicimin acısının, incinirliğinin benden bir tepki istediğine inanıyorum. Benim acım da onlar  tarafından duyulmak istiyor. Sorumluyuz işte hepimiz birbirimize. Korkmadan yaralarımızı gösterelim istiyorum. Çünkü insan en çok yaralarından tanır birbirini, kardeşini, yarenini, benzerini. Yaşasın yara kardeşliği!

❏ Müzisyen bir çift olmanızın olumlu ve olumsuz yanları var mı? Evde sürekli bir üretim hali söz konusu mu?
Hiçbir olumsuz yanı yok çünkü Utku benim, sonsuz sevgilim… Beni, sustuğum yerlerden duyanım, kaçtığım yerlerden bulanım o. Geçmişin üstüne beraber asfalt döktüğüm, üzerinde ele ele yürüdüğüm o. İncindiğim yerlerden koptuğumda beni tutanım… Kalbimi bölüp çarptığımda elde bir kalanım o… Tüm zamanların ve her yaşamın içinde, ikiz ruhum, kavuştuğum kayıp parçam o… Bu yüzden benim için onunla ürettiğim her şey şifalı ve nefes kadar anlamlı.