Esra GÜNDOĞDU | Yeni Dalga

Hayatımızı bol bol düşündüğümüz bir aydan daha merhaba. Yemek yaptık, hobiler edindik, hatta belki hayatımızda ilk defa dating uygulamaları indirip yeni deneyimlerin suyunu çıkardık. Hayatın anlamını, geçmişte yaptığımız şeyleri uzun uzun düşündük. Varoluşsal dertleri de kurcalamaya başladıysak, Sevgili Stéphanie Alexandra Mina Sokolinski’den bahsetmenin, şarkılarını döndürmenin tam zamanı.

Soko’nun ilk albümü I Thought I Was An Alien şöyle başlar: “Şimdi beni şarkılarımda keşfedeceksin / Tüm kalp kırıklıklarımı, korkularımı ve depresyonlarımı öğreneceksin / Umarım benden nefret etmezsin…” Soko alter egoların sosyal mecralarda vahşi bir şekilde savaştığı dünyamızda tüm gerçekliğiyle var olmaya çalışıyor. Öyle ki 2014 yılında hayatıma girdiğinden beri Soko’yu tanıyor gibiyim. Sanki biz Soko’yla Karga’da konser izledik, Peyote’de bira içtik.

16 YAŞINDA, STİL SAHİBİ, STRAIGHT EDGE, VEJETARYEN

Soko’nun hayatı 5 yaşındayken babasını kaybetmesiyle değişmiş. Bordeaux’de 5 çocuğuyla tek başına kalan annesi, çocukları yas sürecinde yalnızlaşmasın diye onları piyano, oyunculuk, spor gibi her türlü aktiviteye göndermiş. Soko o zamanlar başarabildiği tek şeyin oyunculuk olduğunu söylüyor. 16 yaşına geldiğinde liseyi bırakıp Paris’e taşınmış. Çünkü harçlığının büyük kısmını renk renk jean’ler almak için harcayan çünkü modayı çok seven, daha o yaşında ‘straight edge’ takılmayı tercih edip alkol, sigara, uyuşturucuya mesafeli, vejetaryen bir queer. Küçük şehirde var olamayacak kadar büyük hayalleri olan biri.

PARİS’TE YENİ HAYAT

Paris’te oyunculuk okuluna başlayan Soko 1 yıl sonra okulu bırakıyor ve müziğe odaklanmaya karar veriyor. 2007 yılında çıkardığı I’ll Kill Her’le müzik dünyasına resmen adım atıyor. Bu şarkı Avrupa’nın birçok yerinde radyolarda hit oluyor. Hatta Stella McCarthy bir defilesinde I’ll Kill Her’ü çalıyor. Derken 2009 yılında MySpace’den yayınladığı bir mektupla müzik endüstrisinin vahşiliğini ve bunun içinde akıl sağlığını kaybetmeden var olmanın mümkün olmadığını not ederek müziği bıraktığını açıklıyor. O zamanlar daha MySpace var ve ben de bu mektubu oradan naklen okumuştum.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

SOKO 🎤👻🇫🇷🐱♏️🌈🤱🏻📹 ⚢ (@sokothecat)’in paylaştığı bir gönderi ()

MÜZİĞE DÖNÜŞ

Aradan geçen yıllarda Soko Los Angeles’a taşınıyor, kalbini ve aklını müzik sektörüne hazırlıyor, 2011 yılında yeni bir albüm yapacağını açıklıyor. Oyunculuk kariyerine odaklandığı yıllarda asla müzik yayınlamamasının bir sebebi de aslında metot oyunculuğu. Çünkü Soko müziği her şeyden çok seviyor, etrafında bir enstrüman bile olsa asla karakterine odaklanamıyor, kendini müzikten tamamen soyutlaması gerekiyor. Hatta arkadaşları ve ailesiyle bile görüşmüyor. Nitekim bu yüzden de başrol oynadığı iki filmden sonra da terapiye gitmek durumunda kalmış çünkü kendi gerçekliğiyle bağlantısını yakalamakta zorlanmış.

İLK ALBÜM

Gelelim 2012 tarihli ilk albümü I Thought I Was Alien’a. Soko’nun 15 şarkıda kendini olduğu gibi ortaya koyduğu bu albümde Soko’nun büyük ihtimal antidepresanlar kullanmasına sebep olmuş travmalarından izler var. Yazının başında da söylediğim gibi, bize albümün başında şimdi bu şarkılarda beni tanıyacaksın diyor ve duygusal yüzleşmeler, haklı serzenişler, ayrılıklar, ölüm ve ilk aşklarla ilgili 48 dakikalık monolog başlıyor. Yaşamın hakkını vermek meselesi de işte tam olarak burada beni ele geçiriyor.

YAŞAMIN HAKKINI VERMEK

Soko’nun babası hiçbir neden yokken birden ölüvermiş. Sebepsizce ve ani bu ölümle Soko’da küçücük yaşında hayatın geçiciliği ve her anı sonuna kadar yaşama düşüncesi büyümeye başlamış. We Might Be Dead By Tomorrow’da da bahsettiği bu aslında. “Artık bu aşka hazır değilim zırvalıklarından bıktım, aşka hazır değilsen nasıl yaşayabiliyorsun, sonuna kadar, yüksek sesle sevmeliyiz, şimdi!” diyor. Yaşamın ve hislerinin hakkını vermek konusunda tereddütleri yok. Seviyorsan söylemelisin, bu kadar. Soko’cum, sana tüm kalbimle katılıyorum.

FIRST KISS

Şimdi hep birlikte 2014 yılına, Facebook’ta “kalbin ne renk, libidon ne renk” diye testler çözdüğümüz zamanlara gidiyoruz. O yıl ana sayfalarımızdaki viral bir videoya hepimiz feci şekilde tutulmuştuk: “First Kiss”. Bu projedeki birbirini hiç tanımayan, ilk defa karşı karşıya gelip öpüşen bir grup insandan biri de Soko, filme ruhunu veren, romantizm seviyesini yükselten şey ise Soko’nun We Might Be Dead By Tomorrow şarkısıydı. Bu videodan sonra şarkı birçok dizide ve filmde kullanıldı, yeniden müzik listelerinde yükseldi ve dünya Soko’nun değerini anlamış oldu. Bu dönem Vogue’un video serilerinden birinde yer almıştı ve ben de gözüme kırmızı far sürmeyi ondan öğrenmiştim.

GÜZEL AYRINTILAR

Soko sıkı bir feminist. O kadar sağlıklı besleniyor ki yıllar önce kahveyi bile bırakmış. Cinsel kimliği konusunda da hep çok açık oldu ama kendini bir “şey” olarak tanımlamaktan hep kaçındı. Gönlü kimi severse onla oluyor. Bir dönem Kristen Stewart’la sevgiliydi. Bu ilişkisinden sonra aşk hayatını gözlerden uzakta yaşamaya karar verdi. 2018 yılında bir gün, Instagram’da hepimizi büyük bir şok bekliyordu: Soko 6 aylık hamileydi! Sonradan öğrendik ki çok tatlı bir kadınla aile kurmaya karar vermiş ki bunu istediğini yıllardır dile getiriyordu. Aile kurmayı istemek bize belki fazlasıyla normatif geliyor, bu konuda gerçek fikirlerimizi paylaşamıyoruz. Ama Soko her konuda olduğu gibi bu konuda da dürüst ve açık sözlüydü. Şimdi sevgilisi ve minik oğlu Indigo Blue’yla hayallerini yaşıyor.

Hayat işte böyledir. İnsan bir gün konser sonrası poposuna “Soko” yazan hayranıyla fotoğraf çektirir, gün gelir yeni şarkısının klibinde kendisine özel dikilmiş Gucci kıyafetler içinde oğluyla karşınıza çıkıverir. Birisi dünyanın başka, uzak bir köşesinde kendini büyütürken, size de dolu dolu ilham verir. Sokolinski böyle biridir.