Fazıl Say, klasik müziğin disipliniyle cazın doğaçlama doğasını Say Plays Jazz projesinde birleştiriyor. Toplumsal sancıları notalarla iyileştirmeyi hedefleyen 80 dakikalık kesintisiz bir anlatı sunan bu proje, sanatçının bugüne kadarki en kişisel ve bütüncül üretimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Pozitif organizasyonu ve Škoda yol arkadaşlığıyla Türkiye’nin antik sahnelerini gezecek olan turne, müzikseverleri alışılmış kalıpların dışına davet ediyor.
29 Nisan sabahı BİZ İstanbul’da gerçekleşen basın toplantısında Fazıl Say’ı dinlerken, karşımızda sadece dünyaca ünlü bir piyanist değil, aynı zamanda çağın dertlerini sırtlanmış bir küratör olduğunu bir kez daha anladık. Say Plays Jazz on Tour with Škoda projesi, sanatçının cazla kurduğu ilişkiyi bir yorumcu olmanın ötesine taşıyarak, doğrudan bir üretim modeli haline getiriyor. Say, bu yeni evrede klasik müzikteki yaratıcı dilini cazın o ele avuca sığmaz ruhuyla harmanlıyor. Ancak bu, bildiğimiz “caz standartları” gecelerinden biri olmayacak, Say, projenin temelinde güçlü bir sosyal duyarlılığın yattığını özellikle vurguluyor.
Sanatçının ifadesiyle bu proje, doğa tahribatından sokak hayvanlarının durumuna, eğitim sistemindeki sancılardan küresel krizlere kadar geniş bir yelpazede “çağımızın dertlerine müzikal bir ayna” tutuyor. Yani bugünün Türkiye’sine dair toplumsal bir bilinç akışı da dolaşıyor. Say, bu dertleri anlatırken dinleyiciyi 75-80 dakika sürecek kesintisiz bir deneyimin ortağı kılmayı hedefliyor.

Kesintisiz Bir Anlatı Olarak Sahne
Projenin en radikal taraflarından biri, Fazıl Say’ın performansı parçaların birbirine bağlandığı “kesintisiz bir senfoni” yapısında kurgulamış olması. Basın toplantısında belirttiği üzere, alışılmış caz konserlerinin aksine, parçalar arasında alkışlarla bölünen bir yapı yerine, izleyicinin baştan sona tek bir eseri soluyacağı bütüncül bir akış bizi bekliyor. Bu kurgusal tercih, projeyi sadece bir konser serisi olmaktan çıkarıp tasarlanmış bir anlatıya dönüştürerek diğer caz projelerinden keskin bir biçimde ayırıyor.
Bu akışın içinde hem yeni bestelenmiş eserler hem de Say’ın geçmiş dönem çalışmalarının caz formundaki yepyeni düzenlemeleri yer alacak. Sanatçının “kendi şarkılarım var” diyerek tanımladığı bu repertuvar, ilerleyen dönemde dünya sahnelerine de taşınacak ve bir albüm olarak kayda alınacak. Bu, Fazıl Say’ın cazı kendini ifade etme biçiminin yeni bir derinliği olarak gördüğünün en somut kanıtı.
Virtüözlerin Güç Birliği
Sahnede Fazıl Say’a eşlik eden Fazıl Say Jazz Quintet, alanında yetkinliğiyle bilinen isimlerden oluşuyor. Say, gruptaki her bir ismin kendine has yeteneğine özellikle dikkat çekiyor. Davulda ritmik zenginliğiyle Ferit Odman, flütte etkileyici tınısıyla Aslıhan And Say ve saksafonda dinamik stiliyle Serdar Barçın bu projenin temel direklerini oluşturuyor. Basın toplantısında Ferit Odman’ın “imkansız” denilen performanslarından ve Serdar Barçın’ın klasik-caz sentezindeki ustalığından övgüyle bahseden Say, bu kadronun sahnede yaratacağı enerjinin her konseri benzersiz kılacağını belirtiyor.
Grubun ses rengini tamamlayan en önemli unsurlardan biri ise Ezgi Alaş’ın vokali. Say, derdini sadece enstrümanlarla değil, bazen sözlerle de anlatmak gerektiğini düşündüğü için bu projeye bir caz vokalinin dahil olmasını şart koşmuş. Ezgi Alaş’ın kusursuz tonlaması ve doğaçlama yeteneği, grubun istikrarını ve performans kalitesini pekiştiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Antik Taşların Arasında Yaz Rüzgarı
Temmuz ayında Balıkesir Ayvalık’tan başlayacak olan turne, İzmir, Çeşme, Bodrum, İstanbul, Denizli, Antalya ve Ankara’yı kapsayan geniş bir rotaya sahip . Antik tiyatroların ve açık hava sahnelerinin o karakteristik atmosferinde gerçekleşecek olan bu buluşmalar, yaz akşamlarına farklı bir ritim katacak gibi görünüyor. Škoda’nın “yol arkadaşı” olarak konumlandığı ve Pozitif Müzik organizasyonuyla hayata geçen bu turne, kurumsal desteklerin sanatsal vizyonla nasıl organik bir bağ kurabileceğinin de başarılı bir örneğini sunuyor.
Biletleri 4 Mayıs Pazartesi günü satışa çıkacak olan bu konser serisi, Fazıl Say’ın bugüne kadarki caz birikimini rafine ettiği, hem geçmişi hem de bugünü harmanlayan bir deneyim vaat ediyor. Sanatçının kendi deyimiyle, müziğinin evrensel doğasını yansıtan bu seri, izleyiciler için hem dinleti hem de çağın sorunlarına dair kolektif bir düşünme alanı olacak.