Zeynep TOKER

2021’de yayınladığı Home of Sanity albümüyle dinleyicisiyle buluşan Fransız müzisyen Oscar Anton ile 4 Mart’ta Zorlu PSM’de gerçekleştireceği konser öncesi bir araya geldik. İstanbul’da ilk kez sahne alacağı için mutlu olduğunu söyleyen Anton, her ay bir şehirden bir müzisyenler bir araya geldiği Postcard isimli serisine İstanbul’u da ekleyeceğini müjdeledi!

ο Postcarismini verdiğiniz konseptle her ay bir şehirden bir müzisyenler bir araya geliyor ve yaptığınız parçaları dinleyicilerinizle paylaşıyorsunuz. Bu projenin çıkış noktası nasıl oldu sizden dinleyebilir miyiz?

2020’de her ay müzik çıkardım ama kendi yatak odamdan, tek başıma; bu yıl ise tam tersini yapmak istedim, yatak odamın dışındaki insanlarla müzik yapmayı, seyahat edip yeni sanatçılarla tanışmayı. Böylece, önce yatak odamdan dışarı çıkmam ve sonra da başka insanlarla çalışmayı öğrenmem gerekti. Ve müzik yapmak için hareket etmek ve araştırmak yapabileceğim en iyi şey olduğunu düşünüyorum. Benim için gerçekten doyurucu çünkü yeni müzik, yeni ilham, yeni insanlar keşfedebiliyorum. Bu büyük bir meydan okuma ama beni daha iyi bir müzisyen olmaya, daha iyi bir besteci olmaya ve muhteşem insanlarla tanışmaya itecek.

ο Bir sonraki şehri ve müzisyeni nasıl seçiyorsunuz? Neye göre karar veriyorsunuz?

Önce en kolay ülkeleri yapmak istedim, dolayısıyla ilk başta yapılacak birinci şey Avrupa’ydı. Dolayısıyla ilk 6 ay Avrupa’da olacak. Fransa’ya yakın olan ülkeleri yaptım: Almanya ve İtalya ve İspanya. Sonra umuyorum ki evimden çok uzak ülkeler olacak; ABD, Avustralya, Asya’yı düşünüyorum. Tam olarak bilmiyorum ama işin güzelliğinin de orada olduğunu düşünüyorum. Sadece akışla, ilhamla ve benimle çalışmak isteyen sanatçılarla gidiyorum. Ama İtalya şarkılarımı radyoda çalan ilk ülkeydi, yani İtalya’ya gitmem gerektiği aşikardı, çünkü daha önce de oraya gitmiş ve zaten sanatçılarla tanışmıştım, yani daha kolaydı. Berlin de kolaydı çünkü Fransa’ya yakın ve bazı sanatçılar tanıyordum, Madrid’de sadece birini, Postcard’ı birlikte yaptığım sanatçıyı tanıyordum, Avrupa’nın geri kalanına gelince, nereye gideceğimi kesin olarak bilmiyorum, sadece Spotify’da sanatçılar dinliyorum ve gerçekten iyi sanatçılar buluyorum, ne zaman hakikaten beğendiğim birini bulursam ona bir mesaj yolluyorum ve eğer birlikte bir Postcard yapmaya istekli ise o zaman onun ülkesine gidiyorum.

ο İstanbul’dan da bir parça gelir mi? Böyle bir şey düşünüyor musunuz?

Tabii ki, bir show için İstanbul’a gelirken burada bir Postcard yapmayı düşünüyordum, şu an için hiçbir şey söyleyemiyorum çünkü hiçbir şey tamam değil ama konserden sonra bir sanatçıyla buluşacağım ve onunla bir session yapacağım ve belki başka birkaçıyla daha, bakacağız… Eğer gerçekten iyi bir parça olursa biraz daha kalacağım ve biraz daha müzik yapmaya çalışacağım, ama çok isterim çünkü İstanbul hakkında hiçbir şey bilmiyorum, bu yüzden şehri ve insanları ziyaret etmek harika olur.

ο 2020 yılı boyunca her ay bir EP yayınladınız ve bunları en sonunda 28 parçadan oluşan, Home of Sanity isimli albümde topladınız. Birçok şeyi tek başınıza yaptığınızı da biliyoruz. Sözyazımı, miksler vs. Tüm bu süreç bu açıdan sizi ne kadar zorladı? Üretim aşamasında tek ve kontrollü olmanın dezavantajları var mı?

Bu müthiş bir soru, her şeyi kendim yapmak gerçekten gerçekten istediğim bir şey çünkü her şey benim kontrolümde ve tam istediğim sanatsal vizyona sahip olabiliyorum ama açıktır ki bu bir sürü zorlukla geliyor. Yazmak ve sonra prodüksiyonunu yapmak ve her şeyi kendim yapmak…. Ve hatta 2020’de klipleri ve fotoğrafları da kendim çekiyordum, bu kesinlikle çok fazla zaman alıyor. Yani, olumsuz tarafı şu ki her zaman durmadan çalışıyorum. Yalnızca bunu yapıyorum, 3 yıldır bir kız arkadaşım yok, arkadaşlarımı ayda iki kez gibi görüyorum, o noktada gerçekten zor ama bunu yapmak için doğru zaman olduğunu düşünüyorum çünkü 25 yaşındayım, hala müzik yazmakta daha iyiye gitmeye ihtiyacım var ve böyle yapmak çok yardımcı oluyor. Yol boyunca şimdi benimle birlikte çalışan gerçekten iyi bazı insanlarla karşılaştım, yani artık tamamen yalnız değilim. Sahiden yakın ekibime sahibim, bazı diğer sanatçıları bulmak, parçaları platformlarda yayınlatmak gibi konularda ve her şeyde bana çok yardımcı olan yönetim ekibim ve turne konusunda bana yardımcı olan insanlar… Belki bir gün bütün her şeyle ilgili olarak bana yardım edecek daha da büyük bir ekibe sahip olurum. Ama hala sanatsal tarafın (yazmak ve üretmek) tamamen kontrolümde olmasını istiyorum. Yani evet, tabii ki gerçek bir zorlanma ama genç olmanın anlamı bu.

ο Müzik üretiminizde kız kardeşiniz de size eşlik ediyor. Sosyal medyada gördüğümüz kadarıyla aranızda çok tatlı bir bağ var. Peki müzik üretim sürecinde bu nasıl? Kararları nasıl alıyorsunuz, nasıl bi’ iş dağılımı içerisindesiniz?

Evet, harika! Kız kardeşim o kadar iyidir ki birlikte 2 yıldır çalışıyoruz. Birlikte ilk parçamız, nuits d’été’den önce şarkı söylediğini ya da müzik yapmak istediğini bilmiyordum bile, fiilen WhatsApp’tan bana gönderdiği bu ilk parçayla, müzik yapmak istediğini böyle keşfettim. Temelde süreç şimdi hala aynı, birlikte çok daha fazla müzik yapıyoruz, turnelere benimle geliyor ve çok daha fazla şarkı yazıyoruz. Müziğe gerçekte ilgi duymaya başlıyor ve sadece müzik yazmaya değil, aynı zamanda müzisyen hayatına da (turneye çıkmak, ilham bulmaya çalışmak). Aslında süreç oldukça basit, çoğunlukla ilk fikri olan odur, gitar, veya ukulele ya da piyanoda bir melodisi olur, sonra bana söyler, bu aynı zamanda bir melodinin voice note’u da olabilir. Sonra benim piyano ya da gitarda birkaç akor bulmam gerekir, iş her zaman melodide bitmez. Sonra, bulduğumuz melodiden gerçekten memnun kaldığımızda, bilgisayara koyarız ve şarkının ne çeşit bir vibe’ı olacağını hissedebilmek için biraz prodüksiyon yapmaya başlarız. Sonra da parça tamamlandığında, birlikte sözleri yazarız. Fransızca olduğunda, çoğunlukla o yapar, ben özellikle Fransızca yazmam, nuits d’été ve minuit’nin Fransızca kısımlarını tamamen o yazdı, bu onun ortamı, onun kendi alanı ve o konuda gerçekten iyi. Hem Fransızca hem de İngilizce olan reflet’ye gelince, aslında onu birlikte yazdık, yani bilirsiniz, söz yazmanın tek bir süreci yoktur.

 ο Albüm/EP kapaklarınızda tasarım çizimler vs. yerine fotoğraflar görüyoruz. Daha çok bi’ anın fotoğrafı gibi… Bunu tercih ediyor olmanızın özel bir sebebi var mı?

Bu gerçekten iyi bir soru, ben aslında müziğin kapağına inanmam, şarkılarımı yazarken başka bir şeyden ziyade bir hikâye düşünürüm, gerçekten insanların bir hikâye duymasını ve onu kendilerine ait kılmalarını isterim. Böylece sizin bildiğiniz hayatın bir anına, sadece bir şeyin bir resmine sahip olmayı düşünürüm. Bence mümkün olan en iyi şey o, çünkü benim parçalarım sadece hayatın anları gibi. Bir fotoğraf çekiminde çekilenleri değil, arkadaşlarla veya kız kardeşimle birlikteyken rastgele çektiğim basit bir fotoğrafı kullanmak… şarkılarım da gerçekten spontane olduğu için onlara daha iyi uyuyor .

ο Sizi müziğe aşık eden isimlerden birinin Coldplay grubu olduğunu biliyoruz. Chris Martin’in “Son kaydımız 2025’te çıkacak ve ondan sonra sadece tura çıkacağız” söylemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Artık yeni Coldplay parçaları dinleyemeyeceğiz…

Coldplay’in çok büyük bir hayranıyım ve aslında çocukken gittiğim ilk konser odur. Sanırım duydum ama gerçekten okumak istemedim. İlk kez sizden okuyorum, açıkçası, dürüst olmak gerekirse, buna gerçekten inandığımı sanmıyorum. Belki haklılar, belki duracaklardır ama bunun hakkında nasıl hissedeceğimi bilmiyorum. Sadece şu ki, onların müziği bana o kadar çok ilham verdi ki, eğer bir sebepten durmak istedilerse, tabii ki onlara kızgın olduğumu söyleyecek değilim. sadece bizimle paylaştıkları bütün o muhteşem müzik, hayatım boyunca benimle kalacak o kadar çok muhteşem parça ve albüm için o kadar minnettar hissediyorum ve neyi seçerlerse seçsinler, onlara destek vermek için orada olacağım. Umarım bir gün en büyük hayallerimden birini gerçekleştireceğim, Coldplay’le buluşacağım ve onlarla bir şey yapacağım. Onların müziğinin benimkiyle öyle bir bağı olduğunu hissediyorum ki müziğimi duymalarını çok isterim. Belki şimdi doğru zaman değil, belki biraz bekleme gerekiyor ama birlikte bir şey yapıncaya kadar çalışmaya devam edeceğim.

ο 4 Mart’ta Zorlu PSM’de İstanbullu dinleyicilerinizle buluşacaksınız. Onlara neler söylemek istersiniz? Nasıl bir konser bizi bekliyor?

Bu benim İstanbul’daki ilk konserim olacak, dolayısıyla gerçekten müthiş bir gösteriden başka beklentileri olmasını istemiyorum, çünkü mümkün olan en iyi gösteriyi yapmak ve verebileceğimin en iyisini vermek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Çalacağımız şarkılar ve insanlarla buluşacağım için o kadar mutluyum ki… Sadece şunu demek istiyorum: Lütfen gelin, olduğunuz gibi, arkadaşlarınızla… Gerçekten seyircinin kendilerini büyük bir arkadaş grubuna ait hissetmesini ve mümkün olduğu kadar çılgınca dans etmekten utanmamalarını istiyorum. Sadece insanların doğum günü partime geliyormuş gibi hissetmelerini, sevgi ve müziği paylaşarak birlikte eğlenmelerini istiyorum. Beklediğim ve paylaşacağımızı umduğum şey bu.

ο Kız kardeşiniz de o gece sizinle birlikte olacak mı?

Evet! Tabii, Clementine orada olacak. Benimle turneye geliyor, böylece 4 Mart’ta İstanbul’da Zorlu’da sahnede olacak ve bu gerçekten muhteşem olacak! Gerçekten heyecanlıyız, şimdi hemen yanımda ve merhaba diyor! Ve şimdi provalara geri dönüyoruz, yakında görüşürüz.