Çağatay YILMAZ

Ayarlanabilir mikrotonal gitarın mucidi Tolgahan Çoğulu ve bağlama virtüözü Sinan Ayyıldız’ı solo ve grup çalışmalarıyla olduğu kadar, müziğin teorisine dair akademik çalışmalarıyla da tanıyoruz. İkilinin mikrotonal gitar, çift saplı saz ve klasik gitarla seyircisine unutulmaz bir deneyim vadettiği konserleri 26. İstanbul Caz Festivali kapsamında 6 Temmuz’da gerçekleşecek. Öncesinde sohbetimiz…

Bambaşka bölümlerde eğitim alırken müzisyenlikte ilerlemeye karar vermek, üstelik yeni bir enstrüman üretmek çok heyecanlı bir hikaye gibi. Bahseder misiniz?

Tolgahan Çoğulu: Müzisyen olmaya Boğaziçi Üniversitesi’nde karar verdim. Folklor Kulübü’ndeki Gitar Topluluğu en büyük şansım oldu. Düzenli konserler veriyorduk, okuyup araştırıyorduk. 2000’de düzenlediğimiz ve moderatörlüğünü yaptığım Yerel Ezgilerin Gitar ile Çalınması etkinliğinde Erkan Oğur’a bağlama perdeli gitarımı gösterip fikir almıştım. 2008’de İTÜ’de doktora yaparken tasarladığım Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar’ın temelleri Boğaziçi yıllarıma dayanıyor.

Sinan Ayyıldız: İTÜ’de Kimya Mühendisliği okurken müziğe başladım. Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde yüksek lisans yaparken, müzik üzerine düşündüğüm için deney tüplerinin sırasını karıştırdığımda artık müzikle arama daha fazla mesafe koyamayacağımı anladım. Biraz sancılı bir süreç oldu diyebilirim.

Sizce müzik eğitimine sonradan dahil olmak bir avantaj mı?

S.A.: Kesinlikle şöyle bir avantajı var: Öğrendiğiniz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirip sorgulama fırsatınız oluyor. Çocukluktan itibaren müzikle iç içe olan bazı müzisyenlerde görülen kalıplaşmış davranışlar ve kalıpların dışına çıkamama durumunu ben pek yaşamadım.

Son zamanlarda dünyanın her yerinde müzik türlerinin birbirine karışmasını izliyoruz. Müzisyenler artık üretimlerini tür etiketlerine sığdırmak istemiyor gibi. Eşit-taksimat sistemin yetersiz olduğunu söyleyenler bile var. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

T.Ç.: Ben müziğin geleceğini mikrotonal müziklerde görüyorum. 12 yarım sesle o kadar farklı türde o kadar güzel eserler bestelendi ki, artık tekrarlar başladı. Her dinlediğimizi başka bir şeye benzetiyoruz. Şu an birçok müzisyen birçok türde mikrotonal örnekler üretiyor, yavaş yavaş popülerleşmeye başladı. Örneğin, oğlumun izlediği Sünger Bob ve Gum Ball çizgi filmlerinin müzikleri mikrotonal…

Hem yerel, hem de dünyaca ünlü müzisyenlerle dünyanın pek çok yerinde çalıyorsunuz. Türk-Doğu müziğine nasıl bakıyorlar? Gördüğünüz ilgiden memnun musunuz?

S.A.: Şu anda gerçekten azımsanmayacak bir ilgi olduğunu söyleyebilirim. Bunu, özellikle yabancılar tarafından çağrıldığım konserler ve atölye çalışmaları gibi etkinliklerin sıklığından anlayabiliyorum. Gerçekten güzel bir ilgi görüyorum ve çok memnunum. Özellikle sazım ve kullandığım tekniklerle ilgili çokça soru geliyor. Öğrenmek isteyen çok kişi oluyor. Yapmaya çalıştığım müziği gerçekten anladıklarını düşünüyorum.

Stereognosis‘in yeni albümünü de geçen ay dinleme fırsatımız oldu…

S.A.: Stereognosis, önce Amerika ve Avrupa, daha sonra da tüm dünyaya yayılan, şehir kültüründeki stillerle Orta Doğu ve Afrika Müziği melodilerini sentezlemeyi amaçlayan bir proje. Haziran ayında çıkan albümde yer alan düzenlemelerin çoğu tüm müzisyenler tarafından ortaklaşa yapıldı. Ayrıca bir bestem de yer aldı.

Tolgahan, King Gizzard and the Lizzard Wizard grubuyla bir gönül bağınız var gibi. Bahseder misiniz?

T.Ç.: Çok güzel bir Anadolu rock albümü olan Flying Microtonal Banana’yı dinlediğimde Sleep Drifter’ın yıllardır çaldığım Âşık Veysel’in Kara Toprak düzenlemesine çok benzediğini gördüm. Bu iki eseri karşılaştıran bir video yaptım. Ben Ricardo Moyano’nun düzenlemesini çalıyordum. Birkaç videomda da akort sistemini ve perde yerlerini göstermiştim. Gördüm ki grubun üç mikrotonal gitarı da Moyano’nun Fa diyez akort sistemine göre tasarlanmış ve bu gitarlardan Hüseyni makamında besteler doğmuş. Videomu yayınladıktan sonra grubun gitaristi Stu’dan email aldım. Londra’daki konserlerine davet ettiler, tanıştık, arkadaş olduk. İstanbul’da da buluştuk.

Geçen yıl da Perez ile birlikte mikrotonal gitar metodunu yayınladınız. Süreç nasıl gelişti?

T.Ç.: 2014’te İTÜ’de dünyanın ilk mikrotonal gitar bölümünü kurdum. Öğrenciler standart klasik gitar repertuvarı içinde mikrotonal gitar da görüyorlar. Fernando ile yazdığımız metot da bu ihtiyaçtan doğdu. Daha kapsamlı bir metot da yapmam gerekiyor, şu an üzerinde çalışıyorum.

Gitar ve bağlama birbirine çok yakıştırılan enstrümanlar. Mikrotonal gitarla da farklı bir deneyim olmalı…

S.A.: Evet, özellikle ülkemizde bağlama gitar ikilisi kültürü oluşmaya başladı. Gerçekten çalışmalar var. Mikrotonal gitar da hemen her müziğin içinde kendisine yer bulabilecek bir çalgı. Tolgahan gibi geleneksel müziklerimizi hissedebilen bir müzisyenle çalınca daha da keyifli oluyor… İstanbul Caz Festivali için enerjisi yüksek ve yerel ezgilerden çağdaş kompozisyonlara uzanan bir repertuvar hazırladık. Dinleyicileri geçmişten bugüne, farklı coğrafyalara uzanan bir gezintiye çıkaracağız.