Zeynep BEŞERLER

İsrailli Shai Maestro, çıkışından beri adından övgüyle söz ettiren bir piyanist. 2008’de Avishai Cohen Trio’ya katılan ve 2011’e kadar grupla birlikte turnelerde sahne alan müzisyen, 2010’da kendi topluluğu Shai Maestro Trio’yu kurdu. Bugüne kadar birlikte beş albüm yayımlayan topluluk, son olarak da geçen yıl The Dream Thief albümünü cazseverlerle buluşturdu. 26. İstanbul Caz Festivali kapsamında 17 Temmuz’da Zorlu PSM Platinium Sahnesi’nde olacak müzisyen Back on Stage’e konuştu…

Sahnede her şeyi unutanlardan mısınız?

Evet kesinlikle. Sahne, müzik yapmanın en iyi kısmı. Bir meditasyon… Çalarken başka hiçbir şeyin önemi yok.

Albüm kapakları çok güzel. Sizin fikir aşamasında katkınız oluyor mu?

Evet. Benim için müziğin, sözlerin, görsellerin yani tüm paketin bir şey ifade etmesi çok önemli.

Piyanistler, özellikle de caz piyanistler doğadan esinleniyor. Şarkılarının isimleri de doğayla ilgili oluyor. Sizce nasıl bir bağ var?

Açıklamak için biraz soyut bir konsept… Ben piyanoda mümkün olduğu kadar ustalaşmaya çalışıyorum. Böylece müziğim kendine bir yol çiziyor. Yani, benim dışımda olan bir şeyden ilham almaya çalışıyorum. Bu da kaçınılmaz biçimde doğayla bağlantılı.

Piyanoyla ilk karşılaştığınız anda neler hissettiniz?

Özgürlük. Merak. Heyecan. Oyun alanı gibi bir ortam. Ait olduğun yeri bulmanın verdiği engin mutluluk.

Avishai Cohen ile yeniden bir araya gelip sahne almayı düşünür müsünüz? Gently Disturbed’daki performanslarınız unutulmaz…

Teşekkürler! Ağustos ayında New York The Blue Note’da beraberiz aslında.

Sahnede çalacağınız parçaları şehirlere göre değiştiriyor musunuz?

Sahnede hiçbir zaman setlist’imiz olmuyor. Bir noktadan başlıyoruz ve her konser doğaçlama yaptığımız için farklı oluyor. Şarkılar geliyor ve gidiyor, bazen sadece bir kısımları ve keşfetmeye devam ediyoruz. Ofri Nehemya ve Jorge Roeder ile çalmak büyülü bir his zira açık fikirli, maceracı ve enstrümanlarının ustası ikisi de. Dolayısıyla kural yok, limit yok. Yalnızca özgürlük…