Arda AŞIK

Skype’tan bağlandığım Melanie, oldukça neşeli yanıtladı çağrımı. Evi bir inziva atmosferine sahipti. Zaten ev sıradan bir ev değilmiş, bahsetmeden edemedi. Kitaplığı Coleman Barks‘ın Mevlânâ çevirileriyle dolu, onları da gösterdi. İşte Talk Talk‘u, Portishead‘i, 21’inci yüzyıl blues’unu ve Mevlânâ’yı caz potasında eriten Melanie de Biasio‘la BoS sohbeti.

Sesinizi kaybettiniz ve bir yıl kadar kullanamadınız. Atlattıktan sonraki ilk konserde nasıl hissettiniz?

İlginç şekilde ilk konserimi hatırlamıyorum. Ama birkaçı aklımda. Bir turnedeydim. Burada çok ünlü olan ve Chet Baker’la çalmışlığı olan bir cazcıylaydım. Çok mutluydum. Benim için yeniden doğmaktı.

Peki müziğiniz nasıl etkilendi bundan?

Sesim, zorlamaktan kırıldı. Onu tekrar inşa ettikten sonra çok mülayim, yumuşak parçalar üzerine çalışmaya başladım. Artık asla yüksek sesle söylemiyorum.

İnsanlar müziğinizin huzur verdiğini düşünüyor. Karanlık bir yanınız yok mu?

Tabii ki var. İkisine de ihtiyacımız var. Bakış açısına göre değişir. İstanbul’da müziğimin tamamını göreceksiniz. Karanlığın ve daha az karanlığın karışımını göreceksiniz.

Hangi şarkıcı, grup ve kitaplar etkiledi sizi?

Nina Simone, Miles Davis, Jimmy Hendrix, Talk Talk ve Mark HollisLeonard Cohen. Rûmi‘yi biliyor musun, o benim hayatımı kurtardı!

Rûmi’den biraz bahseder misiniz?

O aşkın özünü inceliyor, tekil bir şekilde. Çok samimi, özel ama aynı zamanda evrensel. Şiirini icra ederken basit bir yol izliyor ancak çok dürüst.

Kırılma noktalarınız neler?

Kesinlikle sesimi kaybettiğim zaman! Kesinlikle sesimi geri aldığım zaman! No Deal‘ın yayınlanması, benim için bir rahatlama, kurtuluştu. 5 S ‘İstanbul’da müziğimin tamamını göreceksiniz’ yıllık bir işti. Blackened Cities’in yayımlanması da… Şu an görüyor olduğun ev de bir mihenk taşı. Belçika’da böyle bir ev yok. Bu bir sanat evi. Sonbahara kadar hazır olacak. Diğer sanatçılarla burada kalacağız.

Son albümünüz Lilies’in yapım sürecinden bize yansımayanlar neler?

Bir stüdyodansa daha ev benzeri bir yerde yapmayı tercih ettim. Çok basit mikrofonlar kullandık. Sm58 gibi, canlıya uygun ama kayıt için çok ideal değil. Her şeyi bu mikrofonla yaptık. Param da yoktu. Nasıl en az malzemeyle müziğimi yapacağımı düşündüm. Lilies’in sound’u… Hiçbir şey tahmin edilebilir değildi. Bir hafta boyunca oradaydık, bütün şarkılar oradaydı. Birçok tek parçalık kayıtlar aldık. Bir şarkı söylüyordum, flüt alıyordum, sonra klavye… Hızlı hızlı yapıyorduk. Çok sezgiseldi, mantıksal bir hazırlığı yoktu.

Albümün kapağı da çok ilginç…

Resim çizmeyi ve kaligrafiyi seviyorum. Ben çizdim! Küçük bir şey…

Türk seyirciler sizden ne beklemeli bu konserde?

Deneyim sunmak istiyorum. Hiçbir konserimizde sahne hazır değil, kendimiz düzenlemeliyiz. Çünkü her konser birbirinden farklı ve eşsiz. Bir çalma listemiz var ama ne yapacağımızı bilmiyorum, belli değil. Ve bunu seviyorum! Seyirciyle etkileşimde olacağız. Saçmalık olmayacak, ilhamımızın en temel kaynağıyla orada olacağız!