Zeynep TOKER
zeynep.toker@yellowbos.com
Hatemotion, ilk albüm çalışması Hatemotional Diaries’i sayfaları tek tek açılan bir günlük gibi dinleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Her şarkıda farklı bir insanlık halini, toplumsal meseleyi ya da hikayeyi merkezine alan grup, albümün yedinci sayfası “THE WOLF’S MARCH” ile bu kez doğrudan tarihsel bir anlatıya yöneliyor.
Kurtuluş Savaşı’nı Samsun’a çıkıştan Büyük Taarruz’da taarruz emrinin verildiği ana kadar kronolojik olarak ele alan şarkı, grubun modern metal yaklaşımını tarihsel bir hikayeyle bir araya getiriyor. Hatemotion için “THE WOLF’S MARCH” yalnızca albümün yeni sayfası değil; grubun kendi ifadeleriyle sorumluluk duygusunu, tepkisini ve ülkenin kurucu değerleri karşısındaki duruşunu müzik aracılığıyla ortaya koyduğu manevi yönü güçlü bir çalışma.
Hatemotion ile “THE WOLF’S MARCH”ın ortaya çıkış sürecini, tarihsel gerçekliği metal müziğin diliyle anlatırken kurdukları dengeyi, Hatemotional Diaries’in günlük fikrini, grubun modern metal anlayışını ve pandemi döneminde cover grubundan kendi bestelerini üreten bir gruba dönüşen yolculuklarını konuştuk.
“THE WOLF’S MARCH”, Hatemotional Diaries‘in yedinci sayfası olarak sizi ilk kez doğrudan tarihsel bir anlatıya götürüyor. Albüm boyunca farklı insanlık hallerini, toplumsal meseleleri ve bireysel hikayeleri ele alırken bu kez Kurtuluş Savaşı’nı kronolojik bir anlatıyla aktarıyorsunuz. Bu sayfanın albümdeki yerini ve sizin için taşıdığı anlamı nasıl anlatırsınız?
“The Wolf’s March”, bu topraklarda ülkenin kurucu değerlerini özümsemiş müzisyenler olarak, içinden geçtiğimiz garip sürecin içerisinde duruşumuzu ortaya koymaya çalıştığımız, manevi değeri çok yüksek bir eser. Albümün içerisinde de bir yerde sorumluluk duygumuzu ve tepkiselliğimizi tarihi bir açıdan ifade etmekte. Kurtuluş Savaşı bu noktada zaten emperyalist bakış açısına ve esaret altında kalmamaya yönelik bir isyanın vücut bulmuş haliyken, buna ilk albümümüzde yer vermemiz, ülkemizin içinde bulunduğu durumları da düşündüğümüzde kaçınılmaz oldu.
Şarkıda Samsun’a çıkıştan Büyük Taarruz’da taarruz emrinin verildiği ana kadar uzanan bir süreci anlatıyorsunuz. Böylesine önemli bir tarihsel olayı metal müziğin diliyle aktarırken, anlatının duygusunu korumakla tarihsel gerçekliğe sadık kalmak arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Anlatıyı öncelikle kronolojik bir temele oturttuk. Sonrasında ise empatik bir yaklaşımla süreç boyunca hissedilmiş duyguları, o dönemde Ata’mızın sarf ettiği sözleri de inceleyerek anlatıyı estetikleştirmeye gayret ettik. Sözlerin yazımında, her detayı iyice kavramak adına Kurtuluş dizisini birkaç kez izlemekten tutun da İlber Ortaylı, Selim Erdoğan gibi akademisyenlerle Con Sinov gibi araştırmacıların çalışma ve yayınlarını izleyip okumaya kadar uzanan bir süreç oldu. Tarihe düşülmüş bu notları görüp hissettikçe, o dönemde verilen mücadelenin manevi yönünün sözlere ve müziğe yansıması kaçınılmaz oldu.
Parçanın ortasında yer alan interlude bölümü bence bu sorunuzun en güzel yanıtını oluşturabilecek örnek olacaktır. Zira o bölümü oluştururken aklımızda Ata’mızın Kocatepe sırtlarında düşünceli bir şekilde dolaşırkenki fotoğrafı vardı. Savaşın ortasında bir sonraki hamlesini düşünürken neler hissetmiş olabileceğini düşünerek o bölümü yazdık. Duygu yoğunluğu yüksek, düşünceli bir hal olabileceğini düşündük. Memleketini düşünürken insanını da düşündüğünü zaten biliyorduk.
Bu noktada, foreshadowing diyebileceğimiz bir mantıkla Türk kadınına verdiği değeri de ortaya koyabilmek adına, orada Türk kadınını temsilen bir kadın vokalin ona kendi sözlerini anımsattığı bir yapı kurduk. Partisyonun bitiminde ise artık kararını verdiği anı temsil etmesi adına, gelecekte 10. Yıl Nutku’nda sarf edeceği, Türk milletine olan inancını ifade eden cümlelere yer vererek şarkıya devam ediyoruz.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Hatemotional Diaries’i bir albümden çok, sayfaları tek tek açılan bir günlük olarak kurguluyorsunuz. Şarkıları sırayla yayımlamak, her parçanın temasını ve hikayesini dinleyiciye anlatırken size nasıl bir anlatım alanı sağlıyor? Albüm tamamlandığında dinleyicinin elinde nasıl bir bütün kalmasını istiyorsunuz?
Şöyle ki, her şarkının kendi içinde geniş kapsamlı olarak temalaştırılması, dinleyicinin her parçayı bizler kadar özümsemesini istememizden kaynaklanıyor diyebiliriz. Onlarla bağ kurabilmek, aynı ya da kendi pencerelerinden kurduğumuz bağ ile canlıda onlara çalabilmek bizi çok mutlu eden bir şey.
Günlük derken zaten bir samimiyet duygusu da vermeye çalışıyoruz. Onlara bunun geçmesi de bizi motive eden bir olgu. Albümün nihayetinde görmek istediğimiz bütünselliği örnek bir anlatımla betimlemem gerekirse; bir gün bir yerde, baştan hiç tanımadığınız birine ait bir günlüğü bulup açıp okuduğunuzda, o tanımadığınız kişiyle empati zemininde kuracağınız derin bağdır diyebilirim.
Hatemotion’ın müziğinde melodic/groove metal yaklaşımı, güçlü riff’ler, melodik pasajlar ve çoklu vokal yapısıyla bir araya geliyor. Grubun sound’unu oluştururken bu unsurlar arasında en çok korumaya çalıştığınız denge ne oluyor?
Burada en önemsediğimiz şey açıkçası, aranjenin bütününde her bir etmenimizin yarattığı etki diyebiliriz. Birçok etmeni en dengeli şekilde, genel aranjeye ve hatta şarkının temasına en iyi hizmet edecek biçimde kurgulamaya çalışıyoruz. Parçanın içinde birinin diğerinden az ya da çok olması tamamen parçanın ana temasına bağlı. Janr bağımsız bir modern metal anlayışımızın olması da bu vizyonumuza katkı sağlamakta.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Pandemiyle birlikte cover grubundan kendi bestelerini üreten bir gruba dönüştünüz. Bugün ise ilk albüm çalışmanız Hatemotional Diaries’i sayfa sayfa dinleyiciyle buluşturuyorsunuz. Dönüp o ilk karar anına baktığınızda, sizi bugün en çok şaşırtan ya da gururlandıran şey ne oldu?
En başta bir şeyler üretip dinleyicide bunun karşılığını bulabilmemiz, her toplulukta olduğu gibi bir gurur kaynağı. Yazılan bir sözün ya da bir melodinin dinleyicide akılda kalıcı ve duygu açığa çıkarıcı bir yansıma yaratması, tarifsiz bir mutluluk bizler için.
Hele bir de pandemi koşulları gibi iptidai koşullarda, online yaptığımız o görüşmeler içerisinde bir anda üretim kararı verip, o izolasyon süreçlerinde evde kendi kendimize yarattığımız parçaların vücut bulup dinleyiciyle buluşabilmesinin güzel sonuçları, o günlere dönüp baktığımızda bize rahatlıkla “Vay be!” dedirtebiliyor.
Son olarak, Back on Stage okurlarına ve dinleyicilerinize ne söylemek istersiniz?
Öncelikle röportaj için sizlere çok teşekkür ederiz. Okurlarınızla da bu röportajla tanışmış olmak bizler için mutluluk verici. Dinleyicilerimiz olmalarını ve konserlerimizde onlarla da bir arada olmayı çok isteriz. Dinleyicilerimize de bugüne kadarki destekleri için ne desek az kalır. Yeni çalışmalarımızla yeniden karşılarında olacağız!