Çağatay Yılmaz
cagatay.yilmaz@yellowbos.com

“Ruhunda şeker var, tanıdığım kimseye benzemiyorsun
Başka bir dünyadan ışıksın
Bir merhaban bile yutuyor beni
Seni sevmek kalbimi kırıyor…”

Yukarıdaki sözler arabesk bir parçaya değil, İngiliz grup Editors’ün Sugar parçasına ait. 15 yıldan uzun süredir yoluna devam eden grup birçok albüm yaptı, listeleri altüst etti. Bu sırada müziği de sürekli değişti, neredeyse her albümde dinleyicisinin karşısına yeni bir tarzla ama benzer bir tavırla çıktı. Belki başarısının altında da bu vardır. Son olarak bu yıl içinde You Are Fading albüm serisini yayınlayan grubun davulcusu Ed Lay’le konuştuk.

Bariz konuyla başlayalım, karantina nasıl gidiyor?

Bazen iyi bazen kötü, çoğumuzda olduğu gibi sanırım. Burada bolca güneş var, ailemle daha fazla vakit geçirmek de güzel. Onlar için de iyidir sanırım, anlaşılan öğretmenlik yapmakta düşündüğüm kadar kötüyüm!

Şarkılarınız genellikle ‘karanlık’ olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla nasıl yazıldıklarını merak ediyorum. Bir röportajınızda “hüzünlü bir şarkı yazmak için o modda olmaya gerek yok” demiştiniz ama şarkılarınızda çok gerçek duygular görüyoruz. Peki ilhamınız gerçek olaylar mı, hayal ettikleriniz mi?

İkisinden de biraz. Beraber çalıyorsak o anki ruh halimiz müziği kesinlikle etkiliyor. Bazen de Tom’un yazdığı sözler çok karanlık bir yerden geliyor, bestenin ruhuyla tamamen farklı bir moda bürünebiliyor. Ortaya tuhaf, özel bir şey çıkıyor. Kişisel hislerimizi açıkça gösteren insanlar değiliz ama hissettiklerimiz şarkıları kesinlikle etkiliyor.

Sizinle ilgili “insanları korku, hüzün, sevgi ve adaletsizliklerle dans ettiriyorlar” gibi bir yorum okudum. Ne dersiniz?

Bence Editors için söylenebilecek en doğru şeylerden biri olmuş. Dinleyicileri kendi içlerine yönlendiren şarkılar yazdık her zaman. Sahnedeyken de bu hisleri fark ediyoruz. Özellikle de iyi geçen bir konserde.

Kişisel favorim, Sugar. Tahmin edebileceğiniz gibi, parçayı biraz zor bir zamanımda keşfetmiştim. Bir yandan da introsunu çok başarılı buluyorum. Sizin için favori bir Editors parçası var mı?

Sugar benim için çok kıymetli. O albümdeki çoğu şarkıyı seviyorum, grubun yeniden doğuşu gibiydi biraz. Kişisel olarak çok etkilendim. Fingers in the Factories’i çalmayı da çok seviyorum, grupla ilgili hissettiklerimi tekrar ortaya çıkarıyor.

Bir şarkıyı keşfederken ilk notalarında sevmek mi, dinledikçe keşfetmek mi?

Genellikle introdan sevip sevmeyeceğim belli oluyor. Modu hemen belirlemek yardımcı oluyor sanırım. Yine de yavaş ilerleyen, karanlık atmosferli parçalara da bayılıyorum.

Editors, değişmesiyle bilinen bir grup. Müziğinize yeni şeyler eklemeyi seviyorsunuz. Müziğinizi sürekli yenileme ihtiyacı zamanın ruhuyla mı ilgili, kişisel mi?

Kesinlikle kişisel. Farklı tatları seviyoruz, denemekten çekinmiyoruz. Ürettiğiniz şarkılar buna izin veriyorsa tekrar etmekte sorun yok, biz daha çok provalarda şarkının değişmesine ve kimliğini bulmasına izin veriyoruz. Doğru hissettirene kadar.

Grubun adı da, üyeleri de defalarca değişti. Bu değişiklikler müziğinizi nasıl etkiledi?

Chris, grubun başlangıcında çok önemliydi. Editors onsuz olmazdı ama Justin ve Elliott gruba dahil olduktan sonra çok farklı yerlere gidebildik. Müziğimize kattıkları bizi çok özgürleştirdi, biraz yaşlı olmalarına rağmen.

Bazı parçalarınızın remiks’leri de yayınlandı. Şarkınızın başka bir şeye dönüştürülmesi nasıl hissettiriyor?

Çoğunu gerçekten seviyorum. Our Love’un Solomun remiksini intro olarak kullandık, Upside Down’un Joris Voorn remiksini de çok sevdim. Çok iyiydi. Bir remiksi düzgün yapmak zor iş, hem aslına saygı gösterebilmek hem de şarkıyı başka bir yere götürebilmek… Tam anlamıyla yetenek.

Kısıtlamalar kalktığında, ilk konseriniz nasıl geçecek sizce? Planlarınız var mı?

Çok ileri düşünüp sahnede olmayı hayal etmeme izin vermiyorum, daha çok zaman var. Yine de kesinlikle umutluyum, güzel zamanlar gelecek.