Merhaba sevgili günlük, bugün sana bir süredir kafamda dönenleri kusacağım. Bu karantina olayı tam olarak kaç gündür sürüyor, kaç gündür evde tek başımayım bilmiyorum ve hesaplamak çok anlamsız. Ama çok uzun bir süre geçmiş gibi hissettiğimi söyleyebilirim.

Günlük rutinim aslında bir çok açıdan beni tatmin ediyor. Öğlene doğru kalkıp portakal suyu sıkıyorum, kahvaltı yapıyorum. Daha sonra bir saat kitap okuyorum. Stüdyoya girip biraz müzik yapıyorum, devam etmekte olan projeler üzerine çalışıyorum. Sonra üşenmiyorsam yarım saat yoga yapıp akşam yemeğini hazırlamaya başlıyorum. Tavuklu patates, nohut, fasulye, salata, sandviç gibi şeyler yapıyorum. Ha bu arada annemler de haftada bir arabayla gelip kavanozlarla yemek bırakıyor. 🙂 Ayrıca menajerim Burçin’le (ki aynı zamanda komşum) geçen mücver yaptık, çok iyiydi.

Yalnız canımı sıkan bir şey var, stres seviyemi artırıyor, kafamı bulandırıyor; arkadaşlarımı görememek! Ben sosyal bir insanım sevgili günlük, arkadaşlarımla dolu kalabalık ortamları severim. Komik hikayeler dinlemeyi ve anlatmayı, pis veya soğuk şakalar yapmayı severim. Bazen kendimi tek başıma sesli bir şekilde kelime şakaları yaparken yakalıyorum. Kimse gülmüyor… :/

Müzik olmasa sıkıntıdan patlayabilirdim. Ya da patlamazdım büyük ihtimalle, ben kolay sıkılan biri değilim. Kendimi geliştirmeye takıntılıyım. YouTube’dan psikoloji dersler alıyorum. Stanford Üniversitesi, Yale Üniversitesi… YouTube’da neler olduğuna inanamazsın. Bana asıl boş videolarla zaman öldürmek sıkıcı geliyor.
Kaan Boşnak evlenmiş, ifşalanmış. Ekşisözlük’te bir günde 70 sayfa şey yazılmış bu ifşa konusuyla ilgili. Magazin sektörünün post-modern hali bu olmalı. Sosyal medya magazin programlarının yerini de aldı sanırım. Sonra kendi Ekşisözlük entry’lerime baktım. Sadece 10 sayfa yazılmış. “Tamam” dedim “Daha ünlü olmamışım, paniğe gerek yok. Kızlara yazmaya devam edebilirim.” ahssjshsdhhs… Şaka bir yana ‘genç kızların sevgilisi’ ekolünden müzisyenlerin yavşak olmaları az görülen bir şey değil. Bunu asla yargılamak veya yaftalamak için söylemiyorum. Bence özgür bir dünyada isteyen istediğine yazabilmeli -Taciz olmadığı sürece tabii.-

Dünyanın büyük bir değişimin arefesinde olduğunu düşünüyorum. Bob Dylan’ın da dediği gibi “Times are a’changin.” Filmlerdeki apokaliptik dünya giderek yaklaşıyor. Kaos çoğaldıkça, yeni bir düzenin kapısı aralanıyor. Fiat paranın değeri anlamsızlaşıyor, kolektivist kültürler güç kaybederken birey güç kazanıyor. Dünyanın en zenginleri kulübündeki kişiler yer değiştirmeye başlıyor. Virüsler dünyayı ele geçiriyor. Demet Akalın artık Powertürk’te çalmıyor. Neler oluyor sevgili günlük? “Her şey daha kötüye gidiyor” diyenlerin sayısı artıyor. Dünya bu nüfus patlamasıyla baş edemiyor.

Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bu problemlerin ortaya çıkışında hiçbir sorumluluğu bulunmayan Z jenerasyonu bunların hepsiyle baş etmek zorunda kalacak. Homosapiens kitabında Harari tarım devrimiyle insanların açlık sıkıntılarının azaldığını ancak besin değeri kalitesinin düştüğünden bahsediyor. Dünyadaki her büyük değişim o kadar çok iyi ve kötü sonuçlar doğuruyor ki genel bir yargıya varmak imkansızlaşıyor.

Aristoteles mutluluğun sağlık, zenginlik, bilgi ve arkadaşlara bağlı olduğunu söylüyor. Ünlü şarkıcı İzel ise mutluluğun formülünü şöyle açıklıyor: “Bir sen, bir ben bir de bebek.” Kime inanacağımı bilmiyorum sevgili günlük. Ancak şunu biliyorum ki bu karantina süresince en çok canımı sıkan şey arkadaşlarımı görememek, birlikte jamming (doğaçlama müzik) yapamamak oluyor. Aristoteles doğru tahminiyle bir puanı alıyor.  

Sabahlara kadar uyanık durmaktan ve bilgisayara bakmaktan gözlerimin numarası ilerledi. Artık bu yazıyı bitirmem gerekiyor. Zira kuzenlerimle CS:GO oynayacağız sevgili günlük. Karantina günlerinde zamanın en hızlı geçmesini sağlayan şey itiraf etmeliyim ki oyun oynamak. Açık havalarda sahillerde görüşelim sevgili günlük.

Öpeyrum.
Cano.
24.04.2020