Harun KARABURÇ

Ulusal ve uluslararası arenada biricikliğini sürdüren neyzen Burcu Karadağ, ikinci albümü Ney In Ethno Jazz’ı dinleyenlerinin beğenisine sundu. Albümde Azerbaycanlı genç piyanist
Etibar Asadli, perküsyonun önemli isimlerinden Mehmet Akatay, Kafkasların nefesi Balaban, tütek üstadı Alafsar Rahimov ve Balkan topraklarının parlayan yıldızı kontrbas Enver Muhammedi Karadağ’ın neyi ile bütünleşiyor. Ney sazı da Karadağ’ın güçlü nefesiyle tasavvuf sınırlarının dışına çıkıp cazla harmanlanıyor. Bu yolculuğa Anadolu ve Azerbaycan türküleri eşlik ediyor. Kara Üzüm Habbesi, Kendim Ettim Kendim Buldum, Alma Attım Nar Geldi gibi aşina olduğumuz türküleri bu formatta dinlemek başlı başına bir müzikal deneyim. Karadağ, lansman konserini 2 Mayıs’ta Babylon’da yapacak. Sanatçı 3 Mayıs’ta ise Ankara CerModern’de Ankaralı müzikseverlerle buluşacak.

  • Böyle bir albüm yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu fikir nasıl filizlendi?

Bundan iki sene önce Kazakistan’a Dünya Halk Çalgıları Festivali’ne gittim. Orada Alafsar Rahimov ve Etibar Asadli ile tanıştım. İkisi de çok başarılı müzisyenler. Özellikle bu iki müzisyen ile proje yapma isteğinden doğdu bu albüm. Amacım dünya caz festivallerinde yer almaktı. Caz son yıllarda özellikle yükselen bir değer. Çok fazla dinleyici kitlesi var. Etnik enstrümanların yurt dışında daha fazla ilgi gördüğünü de yakinen tespit ettikten sonra “Artık bazı kalıpların dışına çıkmamız lazım” diye düşündüm.

  • Albüm süreci nasıl gelişti peki?

Alafsar ve Etibar bu teklifimi hiç ikiletmediler, hemen kabul ettiler. Hepimiz farklı yerlerde yaşadığımız için özellikle repertuvarı belirlerken bir telefon trafiği oldu. En az sekiz eser seçtik. Dördü Anadolu’dan, dördü Azerbaycan’dan. Çerçevemizi geleneksel türküler belirledi.

  • Kara Üzüm Habbesi kimin fikriydi?

Benim fikrimdi. Kara Üzüm Habbesi en çok dikkat çeken eser oldu.
Çünkü arabesk olmasıyla meşhur bir türkü. Şimdiye kadar de pek fazla
cover’ı yapılmadı. Beni en çok heyecanlandıran da bu oldu.

  • Lotus’un bir hikayesi var mı?

Lotus, Alafsar’ın önerdiği bir parça. Moldova’ya ait bir halk şarkısı olduğunu sonradan araştırarak öğrendik. Türkünün adı yok. Bir sürü arkadaşa sorduk kimse adını bilmiyordu, notası da yoktu. Türkünün adını ben koydum. Lotus biliyorsunuz çok nadir bulunan bir çiçek. İlk klibimizi Lotus’a, ikinci klibimizi de Kara Üzüm Habbesi’ne çektik.

  • Ney tasavvuf dünyasının tınılarını yansıtan bir saz. Sizin onu bu dünyadan bir parça uzaklaştırdığınızı söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle. Hatta muhafazakar yani klasik Türk müziği dinlemeyi seven insanların bana göstereceği tepkilere de hazırlıklıyım. Hayatım boyunca zaten varlığım bile tepki almama yetti. Ama zaten başarılı olmak ya da yeni bir iş yapmaya niyet etmek biraz da bu tepkileri göze almaya bakıyor. Biraz korkusuz ve cesur olmayı gerektiriyor. Ben bu müzikte ney enstrümanının ne kadar fazla insan tarafından dinlenebileceğine odaklandım. Neşet Ertaş türküsünü çalıyor olmamın sebebi onun çok derin bir insan olduğunu düşünmem ve ona büyük hayranlık duymam. Özellikle de yurt dışındaki caz festivallerinde Neşet Ertaş’ın adını geçirebilmek istiyorum. Neyin orada var olmasını sağlamak istiyorum. Ne kadar değişik ve sıra dışı şeyler yaparsam o kadar mutlu oluyorum.

  • Biraz direksiyon kırmak gibi…

Kesinlikle öyle. Yıl 2019. Artık segah saz semaisi çalarak neyi, Türk müziğini hatta belki tasavvuf kültürünü yurt dışında dünyaya anlatmanız mümkün değil. Çağa ayak uyduramayan sanat ve sanatçı yok olmaya mahkumdur. Bu iki kere ikinin dört olduğu kadar net bir gerçeklik. Dolayısıyla biz de kendimizi çağımıza adapte etmeliyiz. Segah saz semaisinin ne olduğunu ya da belki de Şedaraban makamının ne kadar güzel bir makam olduğunu anlatabilmek için gençlerin beynine bu şekilde bir girizgah yapmalıyız.

  • Ney sazı ile caz müziği arasında nasıl bir bağ kurdunuz?

Türküler bu noktada benim için en kolay geçiş oldu. Çünkü saf temiz duyguları anlatıyor. Türküler her derde deva olduğu gibi ben de bu devayı türkülerde buldum. Bu yüzden türküler çok doğru bir tercihti.

  • Bu albümün müzikal kariyerinizde nasıl bir yeri var?

Bu albüm benim için çok önem arz ediyor. Çünkü bundan önceki albümüm klasik bir ney albümü idi. İkincisi gerçekten sıra dışı oldu. Klasik ney üfleyen birinden beklenmeyecek bir albüm oldu. ‘Daha ne kadar çıldırabilir ki?’nin karşılığı oldu bence. Şimdiye kadar caz albümü yapmış bir kadın neyzen zaten yok. Böyle bir iddiası olan da yok. O yüzden aslında benim için bir başarı göstergesi. Emeğimin bir ürünü. Ocak ayından beri uyumadım doğru düzgün. Şimdi etraftan aldığım tepkileri gördükçe emeğimin karşılığını alıyorum diye düşünüyorum. Dinleyen herkes çok seviyor. Bu gün ölsem gözüm arkada kalmaz. Bunu da yaptım diyebileceğim bir albüm bu. Romantik bir duygu besliyorum kendisine. (Gülüyor)