Apocalyptica’dan Mikko Sirén: Tanımlanmamış bir başlangıç noktası

Çağatay Yılmaz

Mikko Sirén’le telefon görüşmemiz başlamadan önce, üzerimde tatlı bir gerginlik olduğunu itiraf etmem gerek. Kendisini çok rahat olmadığım bir ortamdan aramam gerekti, teknik problemler de üzerine tuz biber oldu. O da stüdyodan henüz çıkmıştı, biraz yorgun gibiydi. Ortaya iyi bir sohbet çıkaramayacak mıyız diye endişelensem de, henüz ikinci dakikada adımı söylemeye çalışırken attığımız kahkahalar buzları eritti. Telaffuz edememesi kesinlikle onun suçu değil, kuzeyli biri için zor bir ismim var maalesef!

Hâlen tanımayanlarımız varsa da, Apocalyptica bol ödülllü bir senfonik metal grubu. 1996’da bir tribute grubu olarak, Plays Metallica By Four Cellos albümüyle başladılar ancak orada durmadılar. Grup, türün öncülerinden biri haline geldi, müzikleri de cover’lardan yepyeni dünyalara uzandı. 2016’da, albümün 20.yılında yeni düzenlemelerle birlikte tekrar yayınladılar ve kapalı gişe konserlere giriştiler. Ekim ayının başında da yepyeni bir tekli yayınladılar. Grup 25-26-27 Ekim’de sırasıyla İzmir, İstanbul ve Ankara’da olacak. Öncesinde, grubun bateristi Mikko Sirén’le son teklilerinden kişisel beğenilerine uzanan bir sohbetimiz de oldu…

Ashes of the Modern World tekliniz bu ay çıktı. Parça kadar ismi de ilgi çekiyor. Bir mesajı var mı?

Tekli, yakında gelecek Cell-0 albümünün öncüsü. Tamamen enstrümantal bir albüm, 17 yıldır ilk defa böyle yapıyoruz. Bu bizi çok heyecanlandırıyor ama şöyle bir durum da oluyor, sözler olmayınca şarkı ve albüm isimleri çok önemli çünkü dinleyiciyle aramızdaki tek yazılı bağ bunlardan geliyor. Mesajları bir anda çiğneyip tüm cevapları vermek istemeyiz! Dinleyicileri daha çok sorgulamaya yöneltsin istiyoruz. Sizin de ilginizi çekmiş mesela. Genel olarak, albümün teması dünyanın güncel durumuyla ilgili. Son 5-10 yılda çok hızlı değişen pek çok şey var. Dünyanın sonunun geldiğini söylemiyoruz ama insanların dikkat etmesi gereken şeylerin arttığını düşünüyoruz. Bunlar da bizim için insanları uyandırmanın bir yolu.

Albümden biraz daha bahseder misiniz? Ne zaman çıkacak, teması da tekliye benziyor sanırım?

Cell-0 2020’de, Ocak ayında çıkacak. Birkaç ay kaldı yani. Albüm temasında, dünyanın ve içindeki her şeyin küçücük parçaların bir araya gelmesiyle oluştuğu fikrinden yola çıktık. Atomlar hücreleri oluşturuyor, hücreler de yaşayan formları. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler… Bu süreklilik ve bağlılık bize çok ilginç geliyor. Sıfır da, bizim için her şeyin merkezinde, tanımlanmamış bir başlangıç noktası. Hayatın, müziğin, bir şarkının ya da insanın ruhunun merkezinde. Hayattaki her şeyin etrafında geliştiği bir ‘sıfırıncı hücre’yi düşündük. ‘Modern dünyanın külleri’ne kadar. Bizim için küçük bir akıl oyunu!

Apocalyptica imzalı Aquarela soundtrack’leri de benzer düşüncelerle yapılmış gibi hissettim. Aquarela suyla alakalı bir belgeseldi, suyun hem yıkıcılığını hem de hayat vermesini izledik. Apocalytica müziğiyle de harika bir deneyimdi. Tekli ve Cell-0 albümünün üzerine konuşunca, benzer mesajlar var gibi geldi bana…
Bağlantılı noktalar var kesinlikle. Soundtrack, Eicca’nın solo bir projesiydi genel olarak. Eski parçalarımızdan da kullanılan kısımlar var ama Aquarela için yeni yazılan her parçayı solo olarak yaptı. Dediğiniz gibi, su hem yıkıcı hem de yaratıcı bir güç olabiliyor. Dünya, doğa, günlük hayatta olan her şey hakkında bolca konuşuyoruz. Bu konseptler aklımızda uzunca bir süredir var, Cell-0 ve Aquarela soundtrack’inin de benzer hisleri var tabii ki.
Sizi de daha yakından tanımak isterim. Koleksiyon yapmaya meraklı olduğunuzu okudum, öyle mi? Neler biriktiriyorsunuz?

Kayıt koleksiyonu yapmayı çok seviyorum. Genellikle plak topluyorum bu aralar, bir süredir hiç CD almadım. Genellikle 60’lar caz, folk ve rock müziği, müzikaller, 70’lerin başından progresif rock türlerinden topluyorum. Eski müzik kayıtlarını toplamayı seviyorum, yenileri dijital platformlardan dinliyorum daha çok.

İş müzik dinlemeye gelince gelenekçisiniz diyebilir miyiz yani?

Konu plaklar olunca öyle diyebiliriz ama herkes gibi ben de genellikle dijital platformları kullanıyorum. Koleksiyon konusunda, plakları seviyorum. Birkaç bin tane toplamış olsam da CD’yi çok sevmedim. Albüm aldığımda elim plağa gidiyor genellikle. Benim için bir konfor alanı. Albüm kapakları, çizimler, küçük çizik sesleri bence çok tatlı.

Müzisyen olarak görüşünüzü merak ettiğim konular da var. Örneğin yıllardır süren bir tartışma konusu var, kimilerine göre müzikte başarılı olmak için doğuştan yetenekli olmak gerekli. Bazıları da sürekli, saatlerce çalışmak gerektiğini söylüyor. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Çok pratik yapıyorum, her zaman da öyleydi. Konuşmaya başlamamızdan hemen önce de stüdyodaydım, kendi başıma çalışıyordum. 13 yaşından beri her fırsatta çalışıyorum. Bence bu hem bir gereklilik hem de stüdyo benim için güvenli bir alan. Tek başıma oturup müziğe odaklanmak beni rahatlatıyor. Her gün yapamasam da disiplinli bir rutinim var. Hayranı olduğum müzisyenlere baktığımda da, tüm hayatları boyunca çalışmaya devam ettiklerini gördüm. 70’li yaşlarındaki caz efsaneleri bile hâlâ günde 3-4 saat çalışıyor. Bir bakış açısı bu, müzik kariyerinizi çok uzun süreli bir proje gibi görmelisiniz. Asla hazır değilsiniz! Kendinizi geliştirmek ve yeteneklerinizi güçlendirmek asla bitmeyen bir süreç, işi heyecanlı yapan da bu. Sürekli pratik yapmamalarıyla övünen müzisyenler de tanıyorum. Bazıları düpedüz yalan söylüyor! Nedense çalışmamak daha ‘rock’n roll’ gözüküyor onlara. Gerçekten pratik yapmayanları da, çaldıklarında anlayabiliyorsunuz zaten. Steve Vai’le iki yıl önce tanışma fırsatı bulduk, efsane biri biliyorsunuz. Efsane olmasının sebebi de, hâlen herkesten fazla çalışması.

Rock ve metal gruplarının sahnelerinde klişeleşmiş bir durum var. Genellikle önde tüm dikkati toplayan bir grup üyesi görüyoruz. Özellikle bas ve bateri çalan grup üyeleri gösterinin daha arkasında kalıyor bazen. Hiç böyle hissettiniz mi? Apocalyptica’da işler nasıl yürüyor?

İyi bir noktaya dokundunuz bence! (gülüyor) Çoğu grupta dediğiniz gibi oluyor…

Bir ara ben de bas gitar çalmayı denemiştim mesela, sahnede arkada kalmak kolay gibiydi. Benim için önemli değildi gerçi…

Tam da öyle! Bas ve davula yönelen insanlar genellikle vokal ve solo gitaristlere gösterilen gibi bir ilgiye ihtiyaç duymuyor zaten. İstisnalar da var elbette. Gene Krupa ya da Keith Moon gibi sürekli ilgi toplayan davul canavarları da var mesela. Oyunun diğer tarafı da mümkün yani. Beni düşünürsek, ortada bir yerdeyim sanırım. Sahnenin biraz daha arkasında, destekleyici olmayı seviyorum. Sürekli üzerimde ilgi olsun istemem. Bazen de görülmek ve tanınmak istiyorum, içimdeki Keith uyanıyor ve daha büyük hareketlerle çalıyorum. Klişe ama doğru olduğu için yani! Öndeki müzisyenler daha çok ilgi çekiyor ama bu durumdan memnunum. Sokakta rahat yürüyebilmek beni mutlu ediyor.

Diğer bir klişe de, rockstar hareketleri. Konser sonunda bagetlerini seyirciye fırlatan bateristler mesela. Siz de yapıyor musunuz, hoşunuza gidiyor mu?

Evet, genellikle konserin sonunda seyirciye bagetlerimi veriyorum. Daha gençken, seyirci olarak gittiğim konserleri hatırlıyorum. Seyircinin açısından, grupla bağlantıda hissettiren bir an oluyor bence. Konserler seyirci ve grubun birlikte yaptığı bir şey aslında, tek değil iki yönlü bir otoban gibi. Böyle anlar da herkesi birbirine bağlıyor. Özellikle küçük yaştaki seyircilere vermeye çalışıyorum, onlar için daha önemli olabiliyor çünkü. Yeni şeyler yapmaya iten bir ilhama dönüşebilir. Küçük bir jest ama bence önemli.

Instagram sayfanızda Paavo’nun motosiklet üzerinde bir fotoğrafını gördüm. Grubun başka üyeleri de motorsiklet kullanıyor mu?

Paavo en sık kullananımız. O fotoğrafta Ducati motorsikleti vardı sanırım. Bütün yaz bolca kullandı. Sevdiği bir hobi. Diğerlerimiz de zaman zaman kullanıyor ama onun kadar değil kesinlikle.

Daha önce İstanbul’daydınız. Geri dönmek nasıl hissettiriyor?

İstanbul’da olmayı her zaman çok sevdim. Bence büyüleyici ve kucaklayıcı bir şehir. Çok farklı insanlar bir araya gelip vakit geçirebiliyor. Beni de çok içine çekiyor. Tarihi, mimarisi muhteşem ve hiçbir yere benzemiyor. Yemekler muhteşem, insanlar arkadaş canlısı… Geri dönmek için sabırsızlanıyorum.

Seyirciyi sahnede ne bekliyor peki?

‘Apocalyptica Plays Metallica By Four Chellos’ turnemizin sonlarındayız. İki buçuk yıldır sürüyordu, son konserlerinden bazıları da Türkiye’de olacak. Bolca prova yapmış durumdayız yani! Metallica dolu bir gece olacak.