Çağatay YILMAZ
cagatay.yilmaz@yellowbos.com

‘Dünya müziği’ kavramını sevmediğini söylese de, ‘Dünyanın müziği’ni bir araya getiren Shantel, telefonun diğer ucundaydı. Günlük hallerimizden, yeni albümü Suda Balık’tan İstanbul’dan ve kültürümüzün gözden kaçanlarından konuştuk. 

❏ Sormazsam olmaz, karantina nasıl gidiyor?
Bunu durup düşünmek için bir fırsat olarak görüyorum. Bugünkü haliyle kapitalizmin sıkıntısını görebiliyoruz. Herkes para sıkıntısı çekiyor, pek destek geldiği de yok. Gerçi Almanya, Türkiye veya İtalya’ya göre daha iyi hazırlanmış gibi gözüküyor. Ekonomik açıdan en azından. Kişisel olarak da bir şans, odaklanıp çalışmak daha kolay. Tabii hastalanan veya sorun yaşayan insanları düşünmezsem. Konser verememek asıl zorluk. İşimi, turneleri, partileri çok seviyorum çünkü. Arkadaşlarımı, dinleyicilerimi özlüyorum. Yakında buluşacağız ama. İnşallah!

❏ Mayıs’ta yeni albümünüz, İstanbul yayınlandı. Çok çeşitli sound’lar var, hem düğünlerde hem de dertli sofralarda çalınabilecek parçalar… Fikir nereden çıktı, parçaları nasıl seçtiniz?
Türkiye’yle, kültürüyle uzun süreli bir bağım var. Disko Partizani’de Türkiye’nin top listelerindeydi uzun bir süre. Beyoğlu’nda, Babylon’da çaldığım zamanlar harikaydı. Yalnızca İstiklal Caddesi’ndeki sesler bile ilham oluyordu. Çevre ülkelere de gidiyordum. Türk saykedelik müziği, Rum müzikleri… ne bulursam dinliyordum. Selda (Bağcan)’yı dinlemiştim mesela. Beraber çaldıkları grup, Boom Pam’i duymuş muydun? On yil önce İsrail’de tanışmıştım onlarla. İlk iki albümlerinde beraber çalıştık hatta. Tanıştığımızda henüz öğrenci gençlerdi… İşin özü, yıllardır ‘Türk laboratuvarı’nda deneyler yapıyorum yani. Doğru zamanı bekledim sadece. Geçen yıl Marmaris’te takılırken albümü artık yapmak istediğime karar verdim. Topladığım her şeyin üzerinden geçiyordum. O sırada kazara Cümbüş Cemaat’le buluştum.

❏ Kazara mı?
Bükreş’teki bir konserime geldiler, sonra backstage’te konuştuk biraz. Marmaris’te tekrar karşılaşana kadar bir daha hiç konuşmamıştık. Marmaris, Selimiye büyülü bir yer resmen. Yaz vakti çok ilginç insanlar bulabiliyorsunuz. 

❏ Beraber çalışmaya nasıl karar verdiniz peki?
Şarkılardan bahsederken, fikirlerimizin uyuştuğunu düşündüm. Belki birlikte bir şeyler yaparız dedim. Cümbüş’ün üyeleri egosuz, hırssız insanlar. Bu yüzden bayıldım onlara. Hiç albüm yapmamışlardı. Takılıyorlar, çalıyorlar, eğleniyorlar ama dev planları yok. Çok sempatik geldi bana. Biraz da iteklemek gerekti bu yüzden. (Gülüyor) Frankfurt’taki stüdyoda tekrar toplandık, olaylar gelişti. Yepyeni düzenlemeler yazdım, üzerine çalıştık. Shantel çok kozmopolit bir kimlik taşıyor, Türk bir müzisyen değilim neticede ama çok saygı duyduğum parçaları albüme aldım. 

‘BÜYÜK BİR YANLIŞ ANLAŞILMA’

❏ Buralarla bağınızı neye borçluyuz peki? Yani, birçok parçanızda İstanbul’dan çok ince dokunuşlar var…
Karışık bir ailem var, bir kısmı Samsunlu Rumlar, Osmanlı’nın son dönemlerinde göç etmişler. Balkanların birçok yerinde akrabalarım var. Ben de Almanya’da doğdum. Araştıracak çok kök vardı yani. En çok ilgimi çekense Ege müziği oldu. İzmir’in eski müzikleri, Atina’nın sesleri… Büyük bir ilham kaynağıydı. Balkanlardan Anadolu’ya müziğin birçok benzer yönü var. Disko Partizani’de tüm bu müzikleri duyabiliyordun. Hiç tamamen Balkan müziği kullanmadım ama, bu büyük bir yanlış anlaşılma.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

𝕊 ℍ 𝔸 ℕ 𝕋 𝔼 𝕃 (@shantelbucovinaclub)’in paylaştığı bir gönderi ()

❏ Buna “Kariyerimin en büyük yanlış anlaşılması” demişsiniz.
Eh, öyle! Pirinç enstrumanlar kullanıyorum, çünkü seviyorum. Balkanlar’da çok sevilmesiyle alakası yok. Tüm albümlerde ilham kaynağım her zaman Ege müzikleriydi. Aslında bölge isimlerinin bile önemi yok benim için, hepsi ailemin bir parçası. Shantel’de tüm köklerimin üzerine kendi pop kültürümü eklememle oldu. Ailemin tüm müziğinin yanı sıra kulüp müziğiyle büyüdüm. Hem gelenekten hem de güncelden beslendim yani. Berlin’de öğrenciyken partilerde DJ’lik yapıyordum, yaparken öğrendim. Hep farklı müzikler dinlemeye çalıştım. “Dünya müziği” tanımını da sevmiyorum ama. Her şeyi toplayınca katmanlı bir şey çıkıyor ortaya.

‘ATHENA’NIN COVER’I ÇOK KÖTÜYDÜ’

❏ Albümdeki parçalar asıllarından çok farklı ama Adımız Miskindir Bizim’i neredeyse değiştirmemişsiniz. Neden?
Benim için anıt gibi bir parça çünkü. İlk dinlediğim anı unutamıyorum. Arizona’da araba sürerken radyoda çalmıştı. “Vay be!” dedim, ulusal bir marş gibi hissettirdi. Farklı cover’larını da dinledim, Athena’nınki çok kötüydü. Üzgünüm, aslında grubu seviyorum ama bu olmamıştı bence. Action Brunson da müziği kullanarak bir rap parçası yaptı… Kendi cover’ımı yaparken şarkının asıl ruhunu bozmak istemedim. Klasik bir parça. Beethoven cover’larsam da tutup synth’e boğmam mesela. Doğru hissettirmez.

❏ Parçanın sizin için bu kadar kıymetli olduğunu bilmiyordum.
Kişisel kıymeti bir yana, son zamanlarda Türkiye için de kıymetli mesajları var bence. 70’lerin, Barış Manço gibi müzisyenlerin ruhunu hatırlamak gerek. Çok önemli, seksi bir dönemdi. Açık fikirli olmak, rock’n roll, keşfetmek… Ayrıca gelenek ve modern fikirler de çarpışıyordu. Bu sayede bu kadar iyi eserler ortaya çıktı. Bugün Türkiye’de bu yapılamıyor. Altın Gün gibi gruplar geleneği sürdürüyor ama ülkenin dışından yapabiliyorlar ancak. 

❏ Belki ‘dışarıda’ olmak, bakmayı kolaylaştırıyordur?
Sentez müziğin doğasında böyle bir şey var, evet. ‘Balon’un dışında olmak gerek. Reggae dancehall da New York’ta ortaya çıktı mesela. Göçmenler farklı kültürleri buluşturdu. Almanya’da da milyonlarca Türk var. Frankfurt’ta Uzelli Müzik büyük işler yaptı…  Göçmenlik, kültürleri buluşturmak özgün işleri ortaya çıkarıyor.

‘CEVRİYE İLK FEMİNİST’

❏ Suda Balık için dinleyicilerle beraber bir klip hazırladınız. Nasıl tepkiler aldınız
İstanbul albümü için birçok Türk sanatçıyla beraber çalıştım. Bunlara grafik tasarımcılar, video tasarımcıları da dahil. Benzer beğenilerimiz var, bu saykedelik Türk kültürünü de yaymak istiyoruz. Albüm bunu başardı da, şu sıralar dünyanın her yerinden ‘vay, neymiş bu müzik’ gibi tepkiler alıyorum. Farklı video fikirlerimiz vardı ama karantina yüzünden değiştirmek gerekti, bizi seven insanlarla birlikte pozitif bir şey yapmak istedik. Duşa girip acayip bir partideymiş gibi davranın dedik, ortaya çok güzel bir şey çıktı. 

❏ Karakolda Ayna Var için de bir klip yayınladınız.
Evet, o parça da özel. Şarkıdaki Cevriye, resmen ilk feminist! Ne isterse onu yapıyor, istediği yerde çalışıyor, tüm erkekler onu istiyor… Ama o evlenmek istemiyor, özgür bir kadın olarak kalmak istiyor. Bayılıyorum Cevriye karakterine.