Nuri Harun Ateş: Sezen’den sonra gözüm açık gitmem

Nuri Harun Ateş

Arda Aşık
aasik@hayhuy.co

Neos Cosmos oyununda şarkıcı-oyuncu olarak gösterdiği performansla Zurich Theater Spektakel 2003 Performans Ödülü aldı. Aşhura müzikli oyunuyla Avrupa’yı gezdi. Juri özel ödülüyle Siemens Opera Yarışması‘nda ödül alan ilk kontrtenor oldu. Dar-ül Love ile Türkiye’nin ilk yeni operasını yaptı. Sayısız prestijli festival, oyun, ödül derken son olarak Kafası Karışık Tenor albümünü çıkardı. Nuri Harun Ateş, BoS‘a konuştu.

Aslında bir kontrtenor olarak operayla bağdaşmış bir isimsiniz. Ancak son albümünüz pop örneği. Kafası Karışık Kontrtenor adı, sizin bu iki ayrı tarz arasında kaldığınıza bir gönderme mi?
Hikayem opera şarkıcısı olarak başladı çünkü eğitimim öyleydi. Ama küçükken Ajda Pekkan hayranıydım. Şan derslerine başladım ve opera yeteneğim o şekilde ortaya çıktı. Zaten pop çıkışlıyım ama operayı çok sevdim. İkisini ayırmıyorum. Bu albüm öyle bir proje zaten. Bir arya başlıyor, Türk sanat müziğine bağlanıyor. Marilyn Monroe‘nun müzikal bir parçası başlıyor –Diamonds Are A Girl’s Best Friend-, oradan Sezen Aksu‘nun bir parçasına bağlanıyor. Janrlar arasında böyle eklem yerleri belirledim. Türlerin kardeşliğinin belirdiği, birbirlerini ötekileştirmediği müzikal bir renklilik var.

Hikayesi nedir peki?
Türkiye’yi yansıtıyor. Bu ülke, dünya hep kafamı karıştırmıştır. Ama bu bizi besliyor. İsviçre’de 2 yıl sıkıldım. Otobüslerin zamanında gelmesi, sokaklarda çamur olmaması bir süre sonra rahatsız ediyor. Şeytan azapta gerek.

Sahnelerde bir gesamtkunstwerk durumu olduğunu düşünüyor musunuz?
Evet, seyirci olarak konserde sanatçının enerjisi, şarkı aralarındaki konuşmalar, dekor ve müziğe şahitlik ediyorsunuz. Bir Sezen Aksu ya da Müslüm Gürses konseri olsun, Verdi operası olsun ciddi anlamda dekor var. Şahitlik edilen şey bir bütün.

Yurt dışında performans deneyiminiz çok fazla, çok çeşitli. Ayrıca İsviçre Schola Cantourum Basiliensis eski müzik okulunda eğitim aldınız. Yurt dışı neler katıyor insana?
Bize muhafazakâr derler ama oradakilerin ne kadar muhafazakâr olduğunu anladım. Eski sanatlara sahip çıkıyorlar. Eski müzik okulunda okudum, her odada piyano yerine klavsen vardı. Çünkü zamanının çalgısı ve zamanının olanaklarıyla eğitim vermeye çalışıyorlardı. Eskiye verdikleri değer mimariye de yansıyor. Bu da sizi besliyor. Bizde o yok, her yer PVC pencere ve çirkin binalarla dolu. Tüm eğitim sistemimiz gibi konservatuarlarımızda da eksikler var. Doğru hocayı bulmak gerekiyor. İnternet var, o yüzden öğrenciler araştırsın ve kaderlerini başkasına bırakmasınlar.

Sezen Aksu’yla çalışmak nasıl bir histi?
Sezen Aksu benim kahramanlarımdan biri ve tanışmadan önce de öğretmenimdi. Sezen Aksu’nun benle düet yapması ise rüya gibi, inanamıyorum.

Peki bu süreç nasıl işledi?
2011’de yapıldı şarkı, sözler Çağlar Yerlikaya‘nın beste benim. Oturup dertleşiyorduk Çağlar’la, ben ağır bir hikayemi anlattım. O da “Ben bunu yazacağım” dedi. Bir hafta sonra yazıp geldi. Onun harika cümleleri bana şarkıyı hemen besteletti. Ağır olduğu için söyleyemedim. Naim Dilmener‘le yollarımız kesişti. Şarkıyı Sezen Aksu’ya yolladı. Ben şarkıyı Sezen Aksu’nun kendi albümünde söylemesini istiyordum. Ama son albümü henüz yeni bitmişti. “Ben albümü bitirdim, koyamam fakat Harun ne istiyorsa yapmaya hazırım” diye bir mesaj geldi. Çekinerek, “Acaba düet yapar mı?” dedim. “Seve seve yaparım” cevabı geldi ve yaptık. Sezen’den sonra ölsem de gözüm açık gitmem. Bu benim için bir iz.

Bizi neler bekliyor?
Kanal D‘de yayınlanacak bir müzik yarışmasında jüri olacağım. Babala TV‘de bir magazin programı sunacağım. Eleştiri amacı yok, eğlenceli olacak. İsmi de Bam Bam Güm Güm. Ve tabii konserler olacak.

Son bir söz…
Ne kadar başarırsam o kadar mutlu oluyorum, herkese tavsiye ederim.