Belgesel yapımları artık popüler kültürün vazgeçilmezleri. Gerçek hikayelere dayanmayan yapımlar artık demode. Belgesel yapımları arasında iddialı birçok seri yayınlanmaya devam ediyor. Onlardan biri de BBC Earth’ün ilginç yeni serisi Gezegenler (The Planets). Seri sekiz gezegenin heyecan verici hikayesini anlatırken, Güneş Sistemi tarihindeki en unutulmaz olayları film endüstrisinde çığır açan görsel efektleri kullanarak yeniden canlandırıyor.

Gezegenleri kalıcı ve değişmez olarak düşünmek kolay ancak sunucu Profesör Brian Cox geçmişte gezegenlerin yaşamlarının ne kadar aktif olduğunu, nasıl birbirleriyle iç içe geçtiğini ve hatta geleceklerinin ne olacağını son derece sürükleyici bir şekilde aktarıyor. 4.5 milyar yıl önce gezegenlerin doğuşu ile başlayan seri Mars’taki görkemli kayıp şelalelerin ipuçlarını, tarihin başlangıcında meydana gelen gezegen göçlerini ve hatta Satürn’ün aylarından birinin olağanüstü bir su dünyası oluşturmak için uyanmasını konu alıyor. Serinin yapımcısı ve yönetmeni Stephen Cooter merak ettiklerimizi yanıtladı.

❏ Belgesel görsel olarak muhteşem görünüyor. Bu programı yapmaya karar verdiğinizde aklınızda bir yön var mıydı?
Brian’ın önceki serilerinin tümü görsel olarak çok farklı ve belirleyici bir tarza sahip. Daha önce yapılanlarla bağlantı kurmanın önemli olduğunu hissettim. Fakat gezegenlerin gerçek hikayelerinin ve onları keşfetmemizin bilim kurgu kadar şaşırtıcı olduğu konusunda çok erken karar verdim. Ben de bu diziye sinema, bilim kurgu havası vermek istedim.

❏ Gezegenler’in diğer bilim yapımlarından farklı olduğu hissediliyor. Hedef farklı olmak mıydı?
Evet, en başından beri fikrimiz gezegenlere belgeselin konusu olarak değil bir drama dizisindeki karakterler gibi davranmaktı. Gezegenler hakkındaki bilimsel keşiflere odaklanmak yerine belgeselin ana anlatıcısı gezegenlerin bilime dayalı hayat hikayeleriydi. Böylelikle Jüpiter, The Godfather oldu. İnanılmaz etkisini iyi ya da kötü için kullanma gücüne sahip bir gezegen. Mars’ın hikayesi iki kızkardeş haline geldi. İki kız kardeş gezegen Dünya ve Mars’ın çelişen hayatları ve değişen kaderleri ortaya çıktı.

❏ Mars ve Jüpiter’in yer aldığı bölümler için hiç heyecan verici bir destinasyona gittiniz mi?
Aktif volkan Stromboli. Jüpiter’in volkanik ayı Io için serimizde gerçekten muhteşem bir konumda çekim yaptık. Ada, okyanusun derinliklerinden 1 kilometre yukarısına kadar yükseliyor. Mars bölümünün başını ve sonunu çektiğimiz Umman’ın çok güzel bir sahil şeridi ve dağ manzarası var. Burayı Mars’ın yüzeyinde su olduğu ilk zamanlarını temsil etmesi için seçtik. Jüpiter bölümlerinin çoğunu çektiğimiz Arizona ve Colorado ile Brian Cox ile dizinin açılışını başlangıcını çektiğimiz Sedona.

❏ Bu dünyadan değilmiş hissi veren yer neresiydi?
Mars bölümlerini Ürdün’deki Wadi Rum’un çöl manzaralarında çektik. Gerçekten dünya dışı bir yer ve Kızıl Gezegen’e inanılmaz derecede benziyor. NASA’nın Mars’a gönderdiği araçların birinden kolayca dünyaya geri gönderilebilecek bir manzara gibi görünüyordu.

❏ Bu yapımı yaparken öğrendiğiniz bir şey oldu mu?
Projeye başladığımızda bilimin büyük bir kısmı benim için yeniydi. Jüpiter’in ilk zamanlarda Güneş Sistemi’nin etrafında dolaştığını veya asteroit kuşağında Ceres gibi cüce gezegenlerin olduğunu bilmiyordum. Film yapımı açısından bakıldığında, benim için en önemli şey sesin görsel efektleri satma gücü oldu. Ses kayıtçısı Andy Paddon’un, rüzgardan volkanik patlamalara ve kırılan buzlara kadar yerinde topladığı inanılmaz sesler dizisi ve Jay Price ve Richard Addis’in ses tasarımı gezegenlerin hayata geçirilmesinde büyük rol oynadı.

❏ İzleyicinin diziden almasını istediğin en önemli mesaj nedir?
Muhtemelen dizinin benim için mesajı, Dünya’daki heybetli görünüşüne rağmen Güneş Sistemi’nin de sonsuza dek sürmeyeceği, sistemin dinamik bir olduğudur. Gezegenler hareket eder, atmosferler kaybolabilir, okyanuslar kaybolabilir ve yörüngeler bozulabilir. Dünyada bu yaşanabilirlik derecesine sahip olduğumuz için inanılmaz derecede şanslıyız. Korumak için elimizden geleni yapmalıyız.