Suratım küçücük, onu yine ufak ellerime alıyorum.

Bir çocuğun saklambaç oynaması gibi yüzümü gizliyorum ve gizlendiğimi varsayıyorum.

Kabak gibi ortadayım oysa… Bedenim kıvrık, uykum var.

Yüzümü es geçip, vücudumun varsayılan sınırlarını aşmaya çalışıyorum.

Öyle istiyorum ki; önümdeki engel her ne ise, onu kaldırmayı…

Ellerim sıcak, hiç soğumuyor. Ama serinlik istiyor sanki tenim.

Parmaklarımın ucunu yokluyorum, nasırlar var. Mutlu hissettiriyorlar.

Çalışmış, çabalamışım yine. Hiç kimseye değilse, kendime iyi gelmişim.

Ellerimi es geçip, vücudumun varsayılan sınırlarını aşmaya çalışıyorum.

Öyle diliyorum ki; hafifleyip konmayı.

Dizlerim çürük, acıyorlar. E’ oldum olası dans ediyorum, etmesem de…

Bir an önce büyümeye çalışan küçük bir kedi gibi geriniyorum. Genişliyorum.

Fazla düşünmüşüm yine. Yepyeni bir kitaba daha başlayıp, ilk sayfayı defalarca okumuşum.

Aklımı boşverip, vücudumun varsayılan sınırlarını aşmaya çalışıyorum.

Öyle umuyorum ki; durup aklımı vermeyi.

Nefesim açık. Şarkı söylüyorum. Mırıldanmadan geçmez ki hayat…

Saate bakıyorum, epey geç olmuş. “Ne zaman böyle yalnız kalmışım ben?”

Bir bulutun içine girmişim yine. Çevremdeki insanlarla konuşmuş ama perdenin arkasından geçmişim…

Bulutu bir kenara bırakıp, vücudumun varsayılan sınırlarını aşmaya başlıyorum.

Biliyorum ki; ben bundan ibaret değilim.