Öykü GÜL

Geçtiğimiz cuma akşamı Şenol Yorozlu’nun 10 sene sonra gerçekleşen ilk sergisinin Gümüşsuyu Brieflyart’taki açılışına davet edildik. 2010-2018 yılları arasında icra ettiği resimlerle birlikte 2004 yılından da bir eseri bulunduğu sergide, Yorozlu ile sohbet etme imkanı da buldum.

Galeriye doğru ilerlediğimde beni ilk karşılayan dışarıdaki kalabalık oldu. Kapıya geldiğimde içeriden çıkan bir garsonla karşılaştım ve elindeki tepsiden bir kadeh kırmızı şarap alarak galerinin içine doğru ilerledim. Tablolara bakmadan önce sağ tarafımda duran masadan sergi için hazırlanmış olan kitapçığı elime aldım. İlk sayfalarda sanatçının sanat anlayışını oldukça başarılı anlatan iki yazı ile karşılaştım; biri Can Aytekin, biri Nilgün Yüksel kaleminden. Can Aytekin için Şenol Yorozlu’nun eserleri okumadan ve anlamdan ziyade görmeye yani imgeye açık eserler. Nilgün Yüksel için ise Yorozlu’nun eserlerine baktığımızda geçmiş ve şimdi ile hatırlama ve ortaya çıkarma ikiliklerinin üzerine düşünmek kaçınılmaz. Yorozlu ise kendi eserlerini anlatırken pentür (bir batı tekniği) ile doğu imgelerini sentezlediğini söylüyor.

Galeriyi gezmeden önce yazıları okumak istedim. Hem sergiyi hem de Yorozlu’nun sanat hayatını durağanlığa karşın dinamiklik olarak özetliyorlar. Yazıları sindirdikten sonra yavaş yavaş galeride dolaşıp tabloları izlemeye başladım. Altında yatan hikayeleri biraz derinden bakıp görmeye çalıştım doğrusu. Okuduklarımdan Yüksel’in yazısında bahsettiği Slavoj Žižek’in bir bakış açısı aklımda kalıyor: dosdoğru bakmak her zaman gerçeğe bakmak anlamına gelmez, karmaşık bir olguyu daha net görebilmek için bazen yamuk bakmak gerekir. Sağ tarafımda duran üçgen tuvale resmedilmiş tabloya bakarken görüyorum ki Yorozlu aslında sanatında tam olarak bu anlayışla ilerliyor. Kullandığı Batı tekniğiyle doğu imgelerini resmederken harfler ve renklerin sentezi içerisinde doğup büyüdüğü ikiliği anlatan nitelikte bu tabloları da. Tercih ettiği renkler, kullandığı tuvaller bana içinde bulunduğu bu dilemmayı, bir yandan da isyanı ve ses çıkarma isteğini hissettiriyor. Çizgilerden çok renklerin ve düz yüzeylerin ön planda olduğu resimlerde oldukça az kullanılan birkaç çizgi bir çerçeve oluşturuyor ve bizi sanatçının istediği yere bakmamız yönünde odaklıyor, tabloları deneyimlemek için bize bir yol gösteriyor.

Serginin ismi ‘Our Boys Did It’. İster istemez nedenini ve tablolarla ilişkisini sorguluyorum. Çok şanslıyım ki kalabalığın arasında Yorozlu’nun kendisine sorma imkanı yakalıyorum. Yoruzlu’nun ağzından dinliyorum hikayesini; 12 Eylül’den bir alıntı olduğunu anlatıyor bana. Resimleri yaptığı dönemim sosyolojik ve politik durumundan etkilendiğini ve anlatmaya çalıştığı bir derdi olduğunu anlıyorum. Galeriyi gezerken ise eserlerin altında yatan bu durumu açıklayan bir nokta daha keşfediyorum: tuvallerin arkasında gizlediği gazete küpürleri… Tüm bunlara bakarken Yorozlu’yu anlamak, geçtiğimiz yaklaşık 20 senenin politik ve sosyolojik yapısını izlemek ve biraz da günümüz gerçekliğimizi sorgulama yolunda düşüncelere dalıyorum… Daha sonra ise Yorozlu’yu tebrik edip yavaşça galeriden ayrılıyorum.

Günlük gerçekliğimizle yüzleşmekle beraber icra edildiği döneminin yaşanmışlıkları ile geçmişi de izlemek isteyenler için Gümüşsuyu Brieflyart’taki sergi 17 Şubat’a kadar devam edecek.