Hep şarap mı yaz-acağız yahu, biraz da hikaye anlatalım. Daha dün gibi hatırlarım BoS’un ofisine Doğu ile beraber gittiğimizi, orada Ece (Ulusum) başta olmak üzere bütün ekiple tanışmıştık. Ne ederiz, ne yaparız diye konuşmuştuk. Çay söylemişlerdi. Pek tatlı insanlardı, hatta Ece, “Sizler gibi özellikli bir alanda böylesine bilgi sahibi olanlara saygım büyük, dergiye farklı bir hava katarsınız” diyerek gönlümüzün bam teline basmıştı. Köftehor nasıl da biliyor insanın kanına girmeyi, orada tavlamıştı bizi! (Bu arada birinci yaş partisinde “Ece sana aşığım” yazan bizdik; aşkı ve sevgiyi geniş yorumladık, seviyoruz işte!)

Yeni tanıştığın insanla aranda belli bir ciddiyet ve seviye oluyor; o tanışmada da aynen böyle olmuştu. Sonra Ece’yi farklı ortamlarda, daha çok partilerde ve dans ederken gördük. İşte o anlarda kaynaşmamız, birlikte fıskiye dansı yapmamız, abuk sabuk konularda ciddi geyikler döndürmemiz ve dedikodunun dibine vurmamız filan gibi şeyler oldu. Güzel de oldu. Bu arada biz tanıdıkça Ece küçülüyor ve kilo veriyordu; bunu da belirtmem lazım. Böyle böyle zaman geçti, arada Ece’den “Yazı nerede sizi pislikler, benim sayemde ünlü oldunuz, çalışın köpekler!” gibi motive edici mesajlar geliyordu ve daha bir şevkle yazıyorduk. (Bkz. Melek Yüzlü Sahtekar) Tabii o arada Ece de YouTube ünlüsü olmuş, kendisine gelen sapık mesajların çetelesini tutamaz hale gelmişti.

via GIPHY

Bizim efendi gibi yazımızı teslim ettiğimiz bir günün akşamında Ece özelden yazdı, BoS’un birinci yaşı doldu, büyük parti yapıyoruz deyiverdi. Yazılarımızı genellikle zamanında teslim ettiğiniz için partiye misafir çağırabileceğimizi, böyle isteklerin tabiri caizse “itimiz olacağını” söyledi. Biz de tam bir görgüsüz gibi eşi dostu çağırdık. Davetli listemizi Ece’ye yollayınca, isterseniz sizler için metrobüs ayarlayayım, tanıdıklarınız Salon İKSV’ye (Burada ürün yerleştirme yapılmıştır) rahatça gelirler diyerek müstehzi bir tavır takındı. O zaman istediğinizi çağırın demeyeceksin birader! Neyse, kavga dövüş davetli işini hallettik.

Büyük gün geldi çattı, 9 Kasım akşamı mekana doğru yola çıktık. Sorunsuzca girdik, biralarımızı yudumlamaya başladık. O sırada Kolektif İstanbul çıktı sahneye. Öyle güzel müzikler çaldılar ki ortamda bir cümbüş havası oldu, herkes keyifli keyifli dans etti. Tabii yetmedi, bir noktada zılgıtlar ve halaylar çekildi. Sonra DJ’ler geldi, pisttekileri coşturmaya devam etti. Partiye davet ettiklerimiz ise duacımız olarak, öbür dünyadaki yerimizi garantiledi.

Bu yazıda çok fazla “Ece” dedim ama tabii ki bu olanlar bütün bir BoS ekibinin alınteri. Zaten canımız Ece de doğum günü partisinin açılış konuşmasında en güzel sözleri söyledi; “Sizler derginin yüzü olarak hep beni görüyorsunuz ama bu işin arkasında canlarını dişlerine takarak çalışan bir ekip var” diyerek tek tek herkesin ismini saydı ve onunla beraber çalışanları onore etti. Ben de farklı bir şey demeyeceğim, Ece’ye ve bütün ekibe emekleri için teşekkürler; özel ve güzel işler yapıyorlar. Seviliyorlar.