Gökhan KAYA

60’lı yıllar, Türk müzisyen ve bestecilerin dünya müziğine katkısının zirve yaptığı bir dönemdi. Keza Bülent Arel de o dönemde elektronik müziğin gelişmesine katkı sağlayan önemli isimlerden biri. Tanımlamak önemli, elektronik müzik derken aklınıza sadece elektronik altyapılı dans müzikleri gelmemeli. Elektronik müzik dünyasında türleri ayırmak zor, Temmuz sayısında da işlemiştik…

Bir devrim niteliğinde ortaya çıkmış olan elektronik müzikle çağdaş EDM’in tek bir ortak özelliği var; o da benzer ekipmanları kullanıyor olması. Bunun dışında kültürel ve estetik bir bağ yok. Arel’in yaptıkları da EDM skalasının hiçbir yerine uymuyor. Onunkiler 60’ların maceracı ruhuyla müzik tekniğini ilerletmeye yönelik çalışmalardı.

ELEKTRONİK MÜZİĞİN TEMELLERİ

Her şey klasik müzikte yeni arayışlarla başladı. Debussy ve empresyonistlerin arayışları, geleneksel çalgıların dışında başka seslerin de müziğin malzemesi olmasına zemin hazırladı. Müzik için elektronik 1940’lardan itibaren gelişse de, uygun teknolojiye ulaşabilen besteci sayısı pek fazla değildi. Ussachevsky, Varèse, Schaeffer ve Eimert gibi öncü isimlerin arasında İlhan Mimaroğlu ve Bülent Arel’in de sayılması gurur verici. Kendisinin sanat dünyasına katkısı sadece teknik detaylardan da değil, sanatçıların ve sanatseverlerin bir araya gelmesi için çeşitli girişimleri de olmuş. Helikon Derneği bu girişimlerin en göz önüne çıkabileni, belki de en talihsizi.

HELİKONU DERNEĞİ

Helikon Derneği, 1952’de Ankara’da Bülent-Rahşan Ecevit ve Bülent-Selma Arel’in öncülüğünde kuruldu. Rahmetli Ecevit sonradan şöyle anlatmış: “50’li yıllarda sanata olan ilgi azalmış, çok partili yaşamın ateşli çekişmeleri maç gibi izleniyordu. İşte o ortamda bir avuç genç, başkentin sönükleşen sanat ve kültür yaşamına yeni bir soluk katabilmek için bir araya geldi.”

Arel de bu derneğin müzik direktörlüğünü yapıyordu. Etkinlikleri belirlemek ve konserlerde piyanist olarak yer almak onun işiydi. Dernekle birlikte farklı sanat dallarından yeni ortaklıklar çıkarmaya çabaladılar. Arel’in çalışmalarında elektronik ön plandaydı. Yine Ecevit şöyle anlatıyor, “(…) doğanın seslerinden harikalar yaratmıştı. Elektronik aygıtıyla yarattığı yağmur sesi hâlâ kulaklarımdadır.”

Dernek, adından dolayı 1955’te 6-7 Eylül olaylarının ardından kapatıldı. Bu hukuksuz karardan kısa süre sonra dönülse de dernek eski sinerjiyi yakalayamadı. Devam etseydi kim bilir neler olurdu…

ABD MACERASI

Birkaç yıl sonra, Bülent Arel’in Ankara Milli Kütüphane’de verdiği konser, beklemediği kapıları açtı. Konserde çeşitli icatlarıyla, seyircilerinde büyük şaşkınlık yarattı. Konserde bulunan bir Rockefeller temsilcisi, Bülent Arel’e elektronik müzik konusunda araştırmalarına devam edebilmesi için burs imkanı önerdi. Böylece Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi ve dolayısıyla ABD macerası başlamış.

O dönemde burası Amerika’da elektronik müzik alanında ciddi çalışmalar yapan tek yerdi. Bülent Arel, kısa süre içinde kendi müzik lisanını oluşturarak bu şansı değerlendirdi, böylece dünyada çapında bir müzik geliştiricisi olma yoluna girdi. Pek çok bestesini de yine kendi icat ettiği elektronik enstrümanlarla yaptı. Ona göre bu; “Tamamen ölü aletlerden yaşayan ses çıkarmak.”

Stereo Electronic Music No. 1 bestesi, ürettiklerinden yalnızca biri. 1961 yılında McMillin Tiyatrosu’nda seslendirilen bu eser, Arel’in ismini dünya elektronik müzik tarihine yazdırıyor. Keza Davidovsky de kendisinden “Çağdaş müziğin efsane isimleri Berio ve Stockhausen kadar önemli” diye bahsediyor.

Burs bitince Türkiye’ye dönmeye niyetlense de bir Türkiye klasiği yaşanıyor, edindiği onca teknik ve tecrübeye rağmen Ankara Devlet Konservatuarı’nda kadro bulamıyor. ODTÜ’de elektronik müzik merkezi açmaya çalışıyor, kabul ettiremiyor… 3 sene Türkiye’de kalmaya çalıştıktan sonra ABD’ye dönüyor. Bu 3 sene tamamen hüsran değil, bu sürede Haldun Dormen’in sahneye koyduğu Bulvar müzikalini yazıyor örneğin.

Bülent Arel 1990 yılında ABD’de bir akademisyen olarak yaşamını yitirdi. Yaşamının son yıllarında sanata olan ilginin azaldığından bahseden Arel, o günler için “Bunlar daha iyi günlerimiz” sözlerini kullanmıştı. Dediği gibi de oldu. Onca çalışmaya rağmen, Arel’den geriye kalan ulaşılabilir kayıt sayısı bir elin parmağını geçmiyor.