Gedik Filarmoni Orkestrası, 30 Nisan akşamı Kadıköy’ün tarihi Süreyya Opera Sahnesi’nde iddialı bir sezon finaline hazırlanıyor. Cem Mansur’un yönetiminde, iki genç soluğun dünya prömiyerlerine Beethoven’ın klasik vedası eşlik edecek. Bu konser, sadece bir müzik akşamı değil, Cumhuriyet tarihinin taze ses hafızasını inşa eden bir kurumun vizyoner duruşunun özeti niteliğinde.
2018 yılından bu yana Türkiye’nin müzik kütüphanesini genişleten Gedik Sanat, sezonu kapatırken yine kolaya kaçmıyor. Yüze yakın eserin ilk seslendirilişine ön ayak olmak, bir kurum için sadece bir istatistik değil, aynı zamanda ülkenin müzikal genetiğine müdahale eden cesur bir tavır. Gedik Filarmoni, bu akşamda hem geçmişin ağırlığını hem de geleceğin belirsiz ama heyecan verici tınılarını aynı potada eritmeyi hedefliyor.
Programın en merak uyandıran noktalarından biri, Murat Kodallı’nın babası Nevit Kodallı anısına kaleme aldığı Gravürler adlı eseri. Kodallı soyadı, Türkiye’nin çok sesli müzik serüveninde köşe taşlarından biridir. Murat Kodallı’nın bu eserde geleneksel müzik ögelerini birer gravür gibi işleyerek soyutlamaya gitmesi, aslında bir nevi aile albümüne modern bir mercekle bakmak gibi. Müziğin sadece duyulan bir şey değil, aynı zamanda hatırlanan ve yeniden kurgulanan bir hafıza biçimi olduğunu düşünürsek, Gravürler’in Süreyya’nın duvarlarında nasıl bir yankı bulacağını tahmin etmek zor değil.
Haydarpaşa’nın Hayaletleri ve Genç Bir Kemancının Yükselişi
Akşamın bir diğer ağır topu ise genç besteci Ege Gür’ün imzasını taşıyan, ismiyle dahi dikkatleri üzerine çeken Keman Konçertosu: Takma Gözde Cam. Haydarpaşa Garı ve Boğaziçi’nin o hüzünlü ama görkemli silüetinden ilham alan bu eser, sadece bir şehri betimlemekle kalmıyor, o şehrin içindeki değişimleri, kayıpları ve umutları da notalara döküyor. Gür’ün yarattığı bu soyut dünya, dinleyiciyi aşina olduğu manzaraların ötesinde, biraz puslu ama oldukça derin bir keşif yolculuğuna davet ediyor. Necmettin Orman anısına bestelenen bu yapıt, modern müziğin o bazen mesafeli duran yapısını, tanıdık coğrafyaların duygusuyla kırmayı başarıyor.
Bu prömiyerin solist koltuğunda ise Mannheim’dan esen taze bir rüzgar, Ada Yalın Yücel oturuyor. Brüksel ve Gürcistan gibi önemli duraklarda kazandığı ödüllerle adını duyuran Yücel’in, böylesine taze ve teknik açıdan zorlayıcı bir eseri omuzlaması takdire şayan. Genç bir sanatçının, klasik repertuarın güvenli limanlarında demirlemek yerine, yeni bir eserin dünyasını inşa eden ilk seslerden biri olmayı seçmesi, kariyeri için oldukça stratejik ve karakterli bir hamle. Yücel’in kemanından dökülecek olan Haydarpaşa izlenimleri, eminim ki salonun o ahşap dokusunda farklı bir anlam kazanacaktır.
Beethoven’ın Vedası ve Cem Mansur’un Mimari Dokunuşu
Gedik Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörlüğünü üç sezondur yürüten Cem Mansur, program kurgulama konusundaki entelektüel derinliğini bu sezon kapanışında da konuşturuyor. Yeni eserlerin ardından sahneye gelecek olan Beethoven’ın 2. Senfonisi, Mansur’un ifadesiyle “son klasik senfoni” olma özelliğini taşıyor. Beethoven’ın devrimci Eroica’ya geçmeden hemen önceki bu durağı, aslında bir dönemin bitişi ve bir başkasının doğuşu arasındaki o kritik eşiği temsil ediyor. Mansur’un cümleleme ve tını bütünlüğü konusundaki titizliği, Beethoven’ın o hem şakacı hem de dramatik yapısını şeffaf bir şekilde ortaya koyacaktır.
Konser öncesinde saat 20:00’de Cem Mansur ile yapılacak sohbeti kaçırmamakta fayda var, zira Mansur’un eserlere yaklaşımı, dinleyici için müziğin teknik yapısından ziyade felsefi arka planını anlamak adına eşsiz bir anahtar sunuyor. Gedik Sanat’ın dijital mecralarda yarattığı o geniş hafıza kaydına bir yenisinin ekleneceği bu akşam, İstanbul’un bitmek bilmeyen gürültüsü içinde rafine bir sığınak arayanlar için doğru adres.