Gökhan KAYA

Üyelerini Çağıl Kaya, Alper Yılmaz, Tamer Temel, Serhan Erkol ve Volkan Öktem’in oluşturduğu B’R ŞEYLER EKS’K grubunun albümüne bayıldık. Grubun hikayesini ve yeni albümlerini konuştuk. Babylon’da buluştuk. Bu arada Volkan Öktem katılamadı, umarız başka zamana… Bu grupta gerçekten “B’R ŞEYLER EKS’K” ama bu eksiklikler beraberinde
ne gibi artıları getiriyor? Şimdi sizi sohbetimizle baş başa bırakıyorum.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Çağıl Kaya (@cagilkaya)’in paylaştığı bir gönderi ()

❏ Grubunuzun adını Bülent Somay’ın Bir Şeyler Eksik kitabından almışsınız. Bu kitabın kapağında da “aşk, cinsellik ve hayat hakkında bilmek istemediğimiz şeyler” yazısı var. Grubun adını koymanızda kitabın içeriğinin bir ilgisi var mı? Neden bu ismi tercih ettiniz?
Çağıl: Hayatın aşk, cinsellik ve bütün bunlarla ilgisi var. Dolayısıyla bizim de var ama grubunun adının yola çıktığı nokta burası değil, sadece ‘Bir Şeyler Eksik’ noktası. O dönem benim kitabı okuduğum dönemdi. Ben de böyle bir öneride bulundum. Grubun içinde bir eşlik enstrümanı yok. Grupta davul, bass, iki saksafon ve vokal var. Gitar ya da piyano gibi eşlik enstrümanı yok. Yani ismin asıl nedeni bu diyebiliriz.

❏ Eşlik enstrümanının olmaması sizleri nasıl etkiliyor?
Serhan: İyi etkiliyor aslında daha fazla özgürlük alanımız oluyor müzikal açıdan. Beni bireysel olarak çok etkilemiyor açıkçası. Ne çalıyorsam onu çalıyorum her zaman. Genel olarak müziği daha cool yapıyor. Daha az sesle daha çok şey anlatabilen. Nefes almayı, dinlemeyi kolaylaştıran bir hale sokuyor. Bir piyano veya gitar olduğu zaman bu kişiler kalifiye bir insan değilse genellikle blok halinde akorları bize çalarlar. O akorlar da bizim karşımıza beton duvarlar gibi çıkar ve hiçbir yere kıpırdayamazsın.
Alper: Çok yetkin bir eşlik enstrümanıyla çalışılmıyorsa aslında o eşlik enstrümanı zûl olabilir. Zaten eşlik enstrümanının yaptığı armoniyi farklı şekillerde ima edebiliyoruz. Dolayısıyla çok da şart değil. Arkada daha fazla boşluk bırakabilmemize yardımcı oluyor. Dinamik aralık açısından da daha geniş müzik yapabilme imkânı sağlıyor bize.

❏ Grubun hikayesi nedir? Sizi bir araya ne getirdi?
Tamer: Mitanni diye bir caz kulüp vardı. Bir gün çalmaya karar vermiştik. O gün piyano, gitar çalan arkadaşlarımızdan hiçbiri uygun değildi. Çağıl, Alper ve Serhan çaldılar. Çok güzel bir tını olduğuna karar verip, böyle devam edelim diye düşündük. Bir süre sonra sevdiğimiz parçaları bu gruba adapte etmeye başladık. Ufak tefek değişiklikler oldu. Başka arkadaşlarla da çaldık. Kısa zamanda ise bu son hali aldı. Bu gruba uygun parçalar çalarken yavaş yavaş bu grup için parçalar çalmaya başladık ve bugüne kadar geldik.

RAP GRUBUN DİNAMİĞİNE UYDU

❏ Yeni albümünüz de çıktı. Hayırlı olsun diyelim.  Kayıt süreciniz nasıl geçti? Albümdeki şarkılara nasıl karar verdiniz?
Çağıl: Tamer’in dediği gibi gruba uygun parçalar çalarken grup için parçalar çalmaya başladık. Dolayısıyla kendiliğinden gelişti her şey. Kayıt sürecinde kendi adıma daha önce izlemediğim bir yol izledik. Her birimizin ayrı yerlerde kaydettiği sesleri daha sonra birleştirdik. İlk defa böyle bir şey deneyimledim, çok da hoşuma gitti.
Alper: Aslında popüler müzik alanında yapılan kayıtların çok büyük bir kısmı böyle. Ama çoğu inorganik gelir kulağa. Bizim de aslında kaygımız oydu. Sürekli birbirimize wetransfer’den dosyalar aktararak çalıştık. Sonrasında mix mühendisimiz Emre Malikler, Tamer’le çok uzun mesafeler harcadılar. Müziği de çok organik bir şekilde birleştirdiler. Bu yüzden sanki bir arada çalmışız gibi geliyor kulağa.

❏Kızmazsanız, alınmazsanız bir görüş belirteceğim ve bir soru soracağım. Kızmayın diyorum çünkü çok düz bir yorum olacak bu… Yeni albümünüze kısa bir göz atabildim. ‘Kalk’ parçası gerçekten beni kendimden geçirdi. İlk 1 dakika boyunca hiçbir enstrüman çalmadan ‘Güneş, sabah, biraz daha erken bir ben, daha uyumamışken, yüzümü sana sabah erken daha uyumamışken” diye başlıyor ve 4 dakika boyunca asla susmadan devam ediyorsunuz. Dinlerken hem ağzım açık kaldı hem de hiçbir şey anlamadım. Kendimi bir cinayet filmindeymiş gibi hissettim. Bizim de bir müzik dergisi olarak sloganımız her şey alternatif. Sizin de ilginç bir alternatif olduğunuzu hissettim. Bu parçanın hikayesi nedir?

Alper: Burada hangi unsura kızmamız gerekiyor?
Çağıl: Evet niye kızalım? (Gülüşmeler.)

❏Hakaret etmiş gibi algılanmak istemedim. (Gülüşmeler)

Çağıl: Tam tersi bu güzel bir şey. Albümdeki sözleri ben yazdım. Yazmadığım tek söz ‘Kalk’ parçası oldu. Didem Kırış adlı bir arkadaşımızın yazdığı bir metin. Aslında bir çeşit bilinç akışı diyebiliriz. Didem, dans eden, fiziksel performans yapan biri. Bunu kendi performansı için yazmıştı ve benden de söylememi istedi. Bir kayıt yapacaktık, ben söyleyecektim o dans edecekti. Sonrasında bu benim çok hoşuma gitti ve albüme koymak istedim.

Ben de bu şarkıyı dinlerken gözümün önüne bir tiyatro sahnesinde seni bunu söylerken hayal etmiştim.

Çağıl: Yola çıkışı da biraz öyle oldu. Çok etkileyici bir metin. Albüm içinde de bir kontrast yaratıyor. Buradan da Didem’e tekrar çok teşekkür ediyorum.
Tamer: Bilinç akışı tekniğiyle yazılan edebi eserleri ben çok severim. Bu türü seven insanların da beğenebileceği edebi bir metin haline gelmiş bu parça.

Sözleri kaç sayfa?

Çağıl: Hiç A4’e yazmadım.
Tamer: Bende A4’te var. Tam 3 dolu sayfa sürüyor.

❏ Albümde rap tınıları çoğunlukla duyuyoruz, bunun bir nedeni var mı?
Çağıl: Tamamen kendiliğinden gelişti. Oturup da “rap yapalım, rap yazalım” demedik. Bir şekilde böyle çıktı ve çok hoşumuza gitti. Grubun dinamiğiyle ve sahne performansıyla çok uydu.
Alper: Açıkçası ben rap müzik takip eden biri değildim. Çağıl yavaş yavaş bu şarkıları söylemeye başlayınca ilgi duymaya başladım. Spotify’dan takip etmeye başladım yeni neler çıkmış diye. Hâlâ çok takip ettiğim bir tarz değil ama ben bizimkini çok sevdim.

❏ Çağıl, bu albümün iki solo albümünden farkı ne? (Bir Parça Ay Biraz Kuş/ Şimdilik Her Şey Yolunda)

Çağıl: Enstrümantal birleşim anlamında zaten farklı. Sözel yapı anlamında farklı.
Tamer: Hepimizin kendi albümleri var. Ama bu gruptan çıkan enerji aritmetik toplamımızdan fazla.

❏ Tamer, biraz araştırma yaptım. Usta bir saksafoncusun, ama evinde zaman zaman bağlama çalıyormuşsun… Bağlamayı yalnızca evinde mi çalarsın?

Tamer: Müziğe evimde bağlama çalarak başladım. Yalnızca evimde çalmaya da devam ediyorum. Efkârlanınca, bazen de alkolün etkisiyle iyi gidiyor.

❏ Bununla ilgili ileride bir proje olabilir mi?

Alper: Bu grupta olmaz herhalde.
Tamer: Benim biraz bağlanma problemim var. Çok seviyorum tabii ki ama pek zannetmiyorum evin dışına çıkacağını.

❏ Albümde rap müziği oldukça duyduk, peki bu sizi nasıl etkiledi? Daha ritmik temalı mı oldu?

Alper: Stiller arasında çok keskin çizgiler koymak çok zor. Bir rap müziğin, Coldrain’in solosundan çok da bir farkı yok belki de.
Serhan: Aslında Coldrain’in sololarında da sözler var. İncil’den alıp besteliyorlar.

❏ Çağıl, Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nda bir grupta yer alıyorsun. Hem müzik hem tiyatrodaki prova süreçleri… Nasıl idare ediyorsun, zor olmuyor mu? Yoksa aksine zihnini tamamen boşaltabildiğin bir yer mi?

Çağıl: Tiyatro yoluna kendimi daha rahat ifade edebilmek için çıkmıştım. Sonrasında içinde var oldukça gerçekten kendimi bulduğum, severek içinde var olduğum bir durum oldu. En başta biraz kafamı dağıtmak gibi düşüncelerim vardı fakat o kadar çok sevdim ki müziğe harcadığım zamanın ve ciddiyetin aynısını tiyatroya da harcamaya başladım. Özellikle geçtiğimiz sene çok yoğun bir çalışma süreci oldu. İnsan zamanını doğru bir şekilde organize eder ve disiplinli olursa ikisi bir arada gidiyor.

❏ Türkiye’de caz müziğinin yeri nerede? Son yıllara göre gelişiyor demek doğru olur mu?

Alper: Sonuçta bu coğrafyadan çıkmış bir müzik değil ama burada çok da iyi caz müzisyenleri de var. Bir kısmı hak etmediği yerde, bir kısmı hak ettiği yerde. Caz, benim kendimi en iyi ifade ettiğim müzik dalı. Post entellektüelleştirme bence sıkıntılı bir şey. Sonradan anlam yüklemek bana çok doğru gelmiyor.

❏ Tamer, iktisat mezunusun fakat hayallerinin peşinden koşmuşsun desek doğru olur sanırım. Saksafon çalmaya nasıl başladın? İlk tanışman nasıl oldu?

Tamer: Saksafon çalmaya başladıktan sonra iktisata girdim ben. Her Türk gencinin başına gelen askere ne kadar geç gidersem o kadar iyi mantığıyla okudum. Geç gitmek için de epey geç bitirdim. Saksafona da çok önce başlamıştım zaten.

❏ Bu konuda örnek aldığın bir isim, bir idolün var mı?

Tamer: O kadar çok ki… John Coltrane’den, Joe Henderson’a çok fazla var, say say bitmez.

❏ Günümüzde projelerin çoğu grup olunca uzun soluklu devam ediyor.

Alper: Bu söylediğine katılıyorum. Genelde rock gruplarına baktığınızda kişilere göre daha uzun soluklu olabiliyor. Biz de kendi adımıza bir şeyler yaptığımız zaman sürdürülebilirliği daha zor. Yani grup müzikleri bir şekilde daha iyi yürüyebiliyor.

❏ Grup albümünde çalmanın bir farkı oldu mu?

Alper: Ben kendi albümlerinde de ön plana çıkayım diye düşünmediğim için benim kendi albümlerime olan yaklaşımımdan bir fark yok benim açımdan. Profesyonellik zaten bunu gerektiriyor. Nereye koysanız biraz uymanız gerekiyor. Ben, evde dinlemediğim müziği asla çalmam. Profesyonel olarak hiç sevmediğim şeydir. Dinlediğim şeye de yüzde yüz ellimi veririm. İş grup işi değil de mesela Serhan’ın işi olsaydı, bir kişinin işi olsaydı sürdürülebilir miydi bilmiyorum.