Ankara, gri binaların ve ağır bürokrasinin gölgesinde kalmış bir şehir gibi görünse de, Nisan ayı yaklaştığında bu durağanlık yerini rafine bir ritme bırakıyor. Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın 40 yıla yayılan vizyonuyla şekillenen Uluslararası Ankara Müzik Festivali, bu yıl 4 Nisan’da kapılarını açarken sadece bir konser dizisi değil, bir şehrin sanatsal hafızasını da selamlıyor. 17 ülkeden gelen 800’ü aşkın sanatçıyı ağırlayacak olan bu maraton, klasik müziğin disiplinli koridorlarından cazın serbest sokaklarına kadar genişleyen, Başkent’in genetiğine işlenmiş bir kültürel süreklilik hikayesi anlatıyor.
Festivalin bu yılki programına baktığımızda, sadece büyük orkestraları değil, aynı zamanda şehrin kendi konservatuvarlarıyla, yerel kurumlarıyla kurduğu o görünmez ama sarsılmaz bağı hissediyoruz. Bu, Ankara’nın Cumhuriyet ile başlayan müzikal yolculuğunun modern bir izdüşümü niteliğinde. Festivalin açılışı, vakfın kurucusu Cenap And’ı anma konseriyle 4 Nisan’da gerçekleşecek. Şef Orhun Orhon yönetimindeki Ankara Festival Orkestrası ve mezzo soprano Ezgi Karakaya’nın solistliği, festivalin hem yerel köklerine sadık kaldığının hem de yüksek standartlarından ödün vermediğinin bir kanıtı. Ancak bu yılki programın asıl gücü, coğrafi ve türsel çeşitliliğinde gizli. Endonezya’dan gelen Jakarta Concert Orchestra’dan, İtalya’nın modern dans yorumuyla Sevil Berberi’ne uzanan bu geniş yelpaze, festivalin artık yerel bir etkinlik olmaktan çıkıp küresel bir kürasyon başarısına dönüştüğünü gösteriyor.
Türler Arası Geçişler ve Küresel Yankılar
Eskiden klasik müzik festivalleri daha muhafazakâr bir çizgide ilerlerdi ancak 40. yıl programı bu kalıpları kırmayı hedefliyor. Örneğin, Amerikalı saksofoncu Bobby Watson’ın dörtlüsüyle cazın tarihine dokunurken, hemen ardından Slovak topluluk Gypsy Devils’ın Roman ezgilerini klasik müzikle harmanladığı o eklektik yapıyı görmek mümkün. Bu tür “kontrollü kaos” denemeleri, festivalin sadece uzman bir kitleye değil, müziğin evrensel diline meraklı her kulağa hitap etmesini sağlıyor. Özellikle Tataristan Ulusal Senfoni Orkestrası eşliğinde genç piyanist Can Saraç’ı dinleyecek olmak, festivalin genç yetenekleri dev isimlerle aynı sahnede buluşturma geleneğinin ne kadar diri olduğunu kanıtlıyor.
Programda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise sahne sanatlarının bütünsel ele alınışı. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin Jean d’Arc balesi ve La Boheme operasıyla programa dahil olması, festivalin sadece konser salonlarına sıkışmadığını, dramatik sanatın gücünü de arkasına aldığını gösteriyor. Gürcistan’dan gelecek olan 160 kişilik dev kadro ise festivalin prodüksiyon kapasitesinin geldiği noktayı özetler nitelikte. Tiflis Senfoni Orkestrası ve Gürcü vokal gruplarının sergileyeceği performansın, nisan akşamlarında Ankara’nın o meşhur serin havasına çok yakışacağını tahmin etmek zor değil.
İki Yüz Yıllık Bir Çınar ve Veda Senfonisi
Festivalin finali ise tam anlamıyla bir gövde gösterisi niteliği taşıyor. 30 Nisan akşamı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) 200. yıl kutlamalarıyla birleşen kapanış konseri, sadece festivalin 40 yılını değil, Türkiye’nin en köklü sanat kurumlarından birinin iki asırlık tarihini de onurlandırıyor. Cemi’i Can Deliorman yönetimindeki bu dev kadroya, arp sanatçısı Marie-Pierre Langlamet ve soprano Görkem Ezgi Yıldırım eşlik edecek. Vakfın 28 yıl başkanlığını yapmış olan Mehmet Başman’ın anısına düzenlenen bu gece, festivalin kurumsal vefaya verdiği önemi bir kez daha altını çizerek vurguluyor.
Bu 40 yıllık süreçte festivalin en büyük başarısı, Ankara’yı bir ‘protokol şehri’ olmaktan çıkarıp, Nisan aylarında bir müzik durağı haline getirmesi oldu. Modern dansın sınırlarını zorlayan projelerden, ilk kez seslendirilecek Türk bestecilerinin eserlerine kadar uzanan bu yolculuk, Ankara’nın o meşhur gri tonlarının arasına sızan rengarenk bir nota dizisi gibi. Detaylar için www.ankarafestival.com adresini ziyaret edebilirsiniz.