Fransız pop-rock sahnesinin en kayıtsız ve stil sahibi ikilisi Papooz, 5 Mayıs’ta IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde İstanbul’un ritmini değiştirmeye hazırlanıyor. 2015 yılında Ann Wants To Dance ile hayatımıza sızan o androjen ve güneşli tınılar, bugün artık dördüncü albümleri RESONATE ile çok daha olgun ve katmanlı bir yapıya bürünmüş durumda. Beatles’tan Velvet Underground’a uzanan o geniş referans havuzunda yüzen grup, Blind organizasyonuyla şehre gelirken yanlarında sadece melodilerini değil, Paris’in o meşhur sanatsal cool’luğunu da getiriyor.

2015 yılında yayınladıkları ve kısa sürede bir marşa dönüşen Ann Wants To Dance, grubun karakterini belirleyen en önemli yapı taşı oldu. O dönemde parlayan bu şarkı, saf pop hissinin ne kadar etkileyici olabileceğini kanıtlamıştı. Ancak Papooz, sadece bir tek hitlik grup olmadığını zamanla ispatladı. 2016’daki naif Green Juice albümünden 2019’un psikedelik groove’ları ile dolu Night Sketches’a, oradan da 2022’nin daha sakin ve folk etkileşimli None Of This Matters Now çalışmasına uzanan grafik, grubun yerinde saymayı sevmeyen yapısını ortaya koyuyor. Her albümde farklı bir türün kıyısına vursalar da, o karakteristik neşeli ama hüzünlü tonu korumayı başarıyorlar.

Paris’ten New York’a Uzanan Rezonans

Grubun dördüncü albümü RESONATE, Papooz için sadece yeni bir koleksiyon değil, aynı zamanda okyanus aşırı bir iş birliğinin ürünü. Norah Jones ve Melody Gardot gibi isimlerle çalışan Jesse Harris ile şarkı yazım sürecine girmeleri, ikilinin sezgisel üretimini daha rafine bir noktaya taşımış. Paris’in dar sokaklarında başlayan bu yaratım süreci, Brooklyn ve Tribeca’nın stüdyolarında Patrick Wimberly’nin (Chairlift, MGMT) prodüksiyon dokunuşlarıyla son halini almış. Bu albümde, grubun o bildik hedonist tavrının yanında, daha sofistike bir post-punk dokunuşu ve funk daveti seziliyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

PAPOOZ (@papoozband)’in paylaştığı bir gönderi

Papooz’un müzikal DNA’sında Kings of Convenience ve The Whitest Boy Alive gibi isimlerin o “az çoktur” prensibiyle çalışan duygusal dengesi hissediliyor. Özellikle 2026’nın başında yayınladıkları Papooz & Friends albümü, bu bağı daha da perçinlemiş durumda. Erlend Øye gibi isimlerin de bu projeye dahil olması, grubun uluslararası alternatif sahnede ne denli saygın bir yer edindiğinin en somut kanıtı. İstanbul konseri, bu yeni iş birliklerinin getirdiği taze enerjiyi sahneye yansıtmak açısından kritik bir önem taşıyor.  %100 Müzik katkılarıyla gerçekleşecek bu gece, grubun dördüncü albümündeki o “rezonans” hissinin canlı performansla nasıl devleşeceğine tanıklık etmek için iyi bir fırsat.