Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, klasik müziğin katı kurallarını bir kenara bırakıp rotasını cazın serbest ve öngörülemez sularına çeviriyor. Škoda’nın yol arkadaşlığı ettiği ve Türkiye’nin tarihi sahnelerini arşınlayacak olan Say Plays Jazz turnesi, doğaçlamanın sınırlarını test eden beş kişilik yetkin bir kadroyu bir araya getiriyor. 19 Temmuz’da Ayvalık’ta başlayan bu müzikal deney, sonbaharın ilk günlerine kadar antik kalıntılar ve açık hava sahneleri arasında yankılanmaya devam edecek.
Fazıl Say’ı genellikle sahnede tek başına, piyanosuyla neredeyse fiziksel bir mücadeleye girmişken görmeye alışkınız. Beethoven veya Mozart yorumlarken o salonun sessizliğini kendi nefesiyle bölen Say, bu yaz alışılmışın biraz dışına çıkıyor. Klasik müziğin o disiplinli, partisyona sadık dünyasından sıyrılıp cazın anlık kararlarla şekillenen, hata yapma lüksünü ve sürprizleri içinde barındıran doğasına ciddi bir adım atıyor. Pozitif Müzik imzası taşıyan Say Plays Jazz on Tour projesi, Say’ın uzun süredir flört ettiği caz müziğiyle nihayet kapsamlı bir ilişkiye başlaması olarak okunabilir.
Geçtiğimiz günlerde, 19 Temmuz’da Ayvalık Amfi Tiyatro’da ilk durağını yapan turne, bir virtüözün kendi güvenli alanından çıkıp başka müzisyenlerle ortak bir dil bulma çabasına işaret ediyor. Say bu projeyi beş farklı karakterin “tek yürek” olma denemesi olarak tanımlamış. Açıkçası sponsorlu turnelerin bazen o kurumsal soğukluğa yenik düşme riski vardır, ancak işin içine doğaçlama ve cazın o başına buyruk tavrı girdiğinde sahnede o resmiyetin hızla eridiğini tahmin etmek güç değil.

Beklenmedik Bir Beşli ve Doğaçlamanın Dinamiği
Sahnede Say’a eşlik eden kadro, sadece birer eşlikçi olmanın ötesinde, caz sahnesinde kendi rüştünü ispatlamış, karakter sahibi isimlerden oluşuyor. Vokalde Ezgi Alaş’ın hacimli ses rengi, Aslıhan And Say’ın flütüyle yarattığı akılda kalıcı doku, Serdar Barçın’ın saksafondaki atak ve köşeli stili ile Ferit Odman’ın davuldaki esnek ritim anlayışı bir araya geliyor. Bu dörtlüyle birleştiğinde Say’ın piyanosu, arka planda kalan bir enstrüman değil, sürekli atışan, paslaşan ve oyun kuran bir merkeze dönüşüyor.
Fazıl Say’ın “her bir müzisyenin bireysel gücünü koruduğu” yönündeki açıklaması da aslında cazın ruhunu oldukça net özetliyor. Klasik müzik orkestralarında bireysellik genellikle şefin bagetinin ucunda erirken, caz sahnesi herkesin kendi hikayesini anlattığı, daha eşitlikçi bir platformdur. Bu beşlinin sahnede yaratmaya çalıştığı şey de tam olarak bu demokratik alanı inşa edip yüksek enerjili bir diyaloğa girmek.

Antik Taşlarda Yankılanan Modern Sesler
Turnenin rotası ve seçilen mekanlar da en az müziğin kendisi kadar dikkat çekici. Temmuz ayının son haftasında, 24 Temmuz’da Çeşme’de başlayıp, 25’inde Efes ve 26’sında Bodrum Antik Tiyatrolarında devam edecek olan ilk etap, binlerce yıllık taşların arasında modern caz armonilerinin nasıl tınlayacağına dair ilginç bir akustik deney vadediyor. Özellikle Efes’in o devasa tarihi boşluğunda saksafon ve piyanonun atışmasını dinlemek, sıradan bir yaz konserinden ziyade daha ritüelistik bir tecrübeye dönüşebilir.
Eylül ayına gelindiğinde ise bu turne bir sonbahar maratonuna evrilecek. İstanbul Harbiye Açıkhava’dan Denizli Hierapolis’e kadar genişleyecek rota, nihayetinde 27 Eylül’de Ankara Bilkent Odeon’da son bulacak. Toplamda 7 şehir ve 10 konseri kapsayan bu maraton, Fazıl Say’ın cazla olan mesaisinin sadece bir yaz hevesi olmadığını, aksine planlı ve derinlikli bir arayış olduğunu gösteriyor.