Yıllardır bir plak şirketi olmaksızın müzik endüstrisinin kıyısında bekleyen Morrissey, Sire Records ile imzaladığı yeni anlaşma ve her zamanki gibi tartışma yaratan şarkı sözleriyle geri dönüyor. Make-Up Is a Lie teklisiyle fitili ateşlenen bu yeni süreç, sanatçının sadece müzikal dehasını değil, aynı zamanda siyasi çıkışları ve iptal edilen konserleriyle örülü o tanıdık kaosu da beraberinde getiriyor. İstanbul’un da dahil olduğu son iptal dalgası, Bigmouth’un sesinin her zamankinden daha çatallı ve kutuplaştırıcı çıktığını bir kez daha kanıtlıyor.
Şubat ayında yayınlanması planlanan aynı adlı albüm, sanatçının uzun süreli prodüktörü ve Grammy ödüllü Joe Chiccarelli’nin ellerinde şekillenmiş durumda. Albümden sızan ilk bilgiler, The Doors vari synth dokunuşları ve aksak trip-hop ritimlerinin (Make-Up Is a Lie) bizi beklediğini fısıldıyor. Ancak Morrissey söz konusu olduğunda müzik, her zaman buzdağının sadece görünen ve en az tehlikeli olan kısmıdır.
Albümdeki Notre-Dame şarkısı, 2019’daki büyük katedral yangınına atıfta bulunarak, Wonun öldürülmeye çalışıldığını biliyoruzW gibi provokatif ifadeler içeriyor bu da sanatçının komplo teorilerine olan meylini bir kez daha sahneye taşıyor. Morrissey’in bu albümden “baştan sona nefes kesici” olarak bahsetmesi ve Roxy Music’in Amazona şarkısına getirdiği yorumun Phil Manzanera tarafından fenomenal bulunması, müzikal kalitenin yerinde durduğunu gösterse de, sanatçının etrafındaki halkla ilişkiler kabusu bitmek bilmiyor. Warner Music Group çatısı altındaki Sire Records ile imzalanan anlaşma, sanatçıyı Coldplay ve Ed Sheeran gibi devlerin yanına sokmuş durumda.
İptaller, İtirazlar ve İstanbul Meselesi
Morrissey’in kariyeri, müzikal başarıları kadar iptal edilen konserleriyle de bir istatistik harikasına dönüşmüş durumda. 2012’den bu yana, bitkinlikten domatesli makarnadan kaynaklanan zehirlenmeye kadar uzanan geniş bir mazeret yelpazesiyle 200’den fazla konserini erteledi veya iptal etti. Bu iptal zincirinin en taze ve yerel halkası ise İstanbul oldu. Sanatçının İsrail desteği içeren mesajları ve siyasi çıkışları sonrasında yükselen tepkiler, İstanbul konserinin de sessiz sedasız takvimden düşmesine neden oldu. Bu durum, Morrissey’in ‘politik olmadığını’ iddia etse de, eylemlerinin ve söylemlerinin nasıl doğrudan birer diplomatik krize dönüşebildiğinin en somut örneği.
Bu huysuz amca figürü, bir yandan Gen Z hayranlarının TikTok viralliği sayesinde This Charming Man gibi klasikleri keşfetmesiyle popülaritesini korurken, diğer yandan sert siyasi yorumlarıyla eski liberal dostlarını kendinden uzaklaştırıyor. Robbie Williams ve Gary Barlow’un, kendisini saplantılı bir hayranın gözünden anlatan Morrissey adlı bir şarkı yayınlaması ise, onun pop kültüründeki o yarı-karanlık, yarı-efsanevi konumunun hala ne kadar cazip olduğunun bir göstergesi. Morrissey, kendi kendinin hem kahramanı hem de baş düşmanı olmayı başaran nadir figürlerden biri.
The Smiths Mirası ve Gelecek Projeksiyonu
Pek çok hayranın en büyük rüyası olan The Smiths birleşmesi ise, Morrissey’in “evet” demesine rağmen Johnny Marr’ın reddiyle bir başka bahara, belki de sonsuza kadar ertelenmiş görünüyor. Morrissey’in grubun iş haklarındaki hisselerini satma girişimi ve eski grup arkadaşlarıyla yaşadığı sürtüşmeler, bu efsanevi mirasın üzerindeki toz bulutunu daha da yoğunlaştırıyor. Yine de, John Peel’e ait bir test baskısının müzayedede 1.800 sterline alıcı bulması, bu müziğin zamana karşı direncini ve piyasa değerini koruduğunu kanıtlıyor.
Morrissey’in dönüşü, müzik dünyası için her zaman hem bir heyecan hem de bir “ne zaman iptal edecek?” bahis konusu olmuştur. Bonfire of Teenagers albümünün hala Capitol Records arşivlerinde kilitli tutulması ve ifade özgürlüğü tartışmaları, sanatçının endüstriyle olan kavgalı ilişkisinin sadece bir parçası. 2026 yılına yayılması planlanan yeni şarkılar ve konser serisi, Morrissey’in o ‘sönmeyen ışığının’ hala yandığını ama bu ışığın bazen etrafındaki her şeyi yakıp yıkabileceğini bize bir kez daha hatırlatacak gibi duruyor.