Beykoz Kundura’nın endüstriyel dokusu, bu kez Şili’nin rüzgârlı ovalarından yükselen tekinsiz bir sesle yankılanmaya hazırlanıyor. Manuela Infante’nin Estado Vegetal ve Cómo Convertirse en Piedra ile başlattığı, tiyatroyu insanın kibrinden arındırma deneyi, üçlemenin son halkası olan Vampyr ile etkileyici bir noktaya ulaşıyor. 27-28 Haziran 2026 tarihlerinde Kundura Sahne’de gerçekleşecek olan bu Türkiye prömiyeri, alışılagelmiş drama kalıplarını reddeden, biyolojik ve politik olanın sınırlarında gezinen bir sahte belgesel denemesi olarak karşımıza çıkıyor.

Infante’nin tiyatrosunda insan, artık hikâyenin tek hâkimi değil, o sadece ekosistemin kafası karışık bir parçası. Vampyr, Şili coğrafyasının hırçın doğasında kontrolsüzce kurulan rüzgâr türbini tarlalarını fon alarak, buralarda dolaşan hibrit varlıkların izini sürüyor. Yarı insan yarı hayvan, bazen ise sadece bir toprak parçası olarak tezahür eden bu figürler, sahnede yarasalarla gece vardiyasında çalışan işçileri aynı kaderde birleştiriyor. Enerji üretimi uğruna tüketilen bedenler ve doğa arasındaki o gerilimli ilişki, Infante’nin zekice kurgulanmış absürt diliyle birleşince, ortaya izleyiciyi konfor alanından çıkaran nitelikli bir anlatı çıkıyor.

Yeşil Enerjinin İronik Karanlığı

Oyunun en dikkat çekici katmanlarından biri, “yeşil enerji” gibi günümüzün dokunulmaz kabul edilen kavramlarına getirdiği sert ve ironik bakış açısı. Sahne dili, klasik Avrupa vampir mitini alıp Şili’nin kanla beslenen yarasa türleriyle çaprazlayarak, modern dünyadaki yeni sömürü biçimlerine dair politik bir eleştiri geliştiriyor. Vampyr, ekolojik bir kurtuluş vaat eden rüzgâr türbinlerinin, aslında gecenin sessizliğini ve oradaki yaşam formlarını nasıl birer ham maddeye dönüştürdüğünü, kara mizahın o keskin süzgecinden geçirerek anlatıyor.

Marcela Salinas ve David Gaete’nin performanslarıyla hayat bulan bu anlatı, izleyiciyi tükenmişliğin biyolojik bir süreçten ziyade, sistemik bir dayatma olduğu gerçeğiyle yüzleştiriyor. Sahnede bir yarasanın kan emmesiyle, bir işçinin mesai saatlerinde emilen emeği arasında kurulan o ironik bağ, oyunun entelektüel omurgasını oluşturuyor. Benim bakış açıma göre, Infante’nin bu insan-dışı perspektifi, tiyatronun gelecekteki antropolojik sınırlarını belirlemek açısından oldukça kıymetli.

90 dakikalık bu yoğun deneyim, 27 ve 28 Haziran günlerinde saat 17.00’de izleyiciyle buluşacak. Şili’den İstanbul’a uzanan bu disiplinler arası yolculukta, teknik sorumluluğu Pablo Mois üstlenirken, Rocio Hernández’in tasarımları sahnenin o tekinsiz atmosferini tamamlıyor. Biletler Passo üzerinden satışta.