Derleyen: Ece ULUSUM

Jeffrey Epstein’ın sızan son dosyaları, sadece finans dünyasının değil, yüksek kültürün ve klasik müziğin de bu kirli ağa nasıl eklemlendiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Pedofili suçlamalarıyla anılan bir ismin, kendini bir ‘entelektüel’ olarak pazarlamak için orkestra şeflerinden virtüözlere kadar uzanan bir nüfuz alanı kurması, sanatın paraya olan savunmasızlığını bir kez daha kanıtlıyor. Bard College Başkanı Leon Botstein’dan ünlü şeflere kadar pek çok ismin bu “bağışçı” maskesi altındaki karanlıkla kurduğu samimiyet, bugün müzik dünyasında derin bir huzursuzluk yaratıyor. Epstein’ın Manhattan’daki malikanesi, bu sahte entelektüel imajın dekoru gibiydi: mavi elbiseli Bill Clinton portresi, doldurulmuş bir zürafa… Ama o evde asıl biriktirdiği şey nesneler değil, insanlardı. İş, finans, siyaset, bilim, matematik, akademi, müzik ve hatta yoga dünyasından isimleri çevresinde topluyor, sonra onları birbirleriyle tanıştırıyor, destekledikleri işlere bağış yapıyor, küçük ama unutulmaz iyilikler ve jestlerle bir borçluluk hissi yaratıyordu.

Epstein’in klasik müzik takıntısı geçmişe dayanıyor. Brooklyn’de yetişen, saksafonla başlayıp fagota geçen Epstein, 1967’de Michigan’daki Interlochen Sanat Merkezi kampına katılmıştı. Ancak mütevazılık konusunda hiçbir zaman aşırı bir yük taşımayan Epstein, müzikal yeteneklerini abartma konusunda oldukça mahirdi. Dünyaca ünlü çellist Jacqueline du Pré ile Avrupa’da tanıştığını ve ona piyanoda eşlik ettiğini iddia edecek kadar ileri gitmişti ki, du Pré’nin o dönemde Daniel Barenboim ile evli olduğu ve profesyonel bir eşlikçi ihtiyacı duymayacağı gerçeği bu iddiayı hayli imkansız kılıyordu. Üstelik aile hikayesi de Epstein’ın kendi anlattığı kadar parlak değildi. Kardeşi Mark Epstein’ın anlattığına göre Jeffrey küçük yaşta piyanoya değil akordeona başlamıştı, daha sonra piyano dersleri aldı ama hiçbir zaman lise düzeyinin ötesinde bir yeterliliğe ulaşamadı. Çocukken o ve kardeşi önce saksafon çalmış, sonra daha zor nefesli çalgılara yönelmişti. Jeffrey fagota, Mark obuada karar kılmıştı. Interlochen’e kabulü de bir virtüözlük masalından değil, bu müzikal altyapıdan geliyordu.

Epstein, zenginliğini sanat dünyasına nüfuz etmek için bir kaldıraç olarak kullandı. Interlochen kampına bağışlar yaparken, buradaki genç öğrencilere “hamilik” yapmaya başladı. Örneğin, 14 yaşındaki çellist Melissa Solomon’un eğitim masraflarını karşılayarak onu Juilliard’a girmesi için teşvik etti ancak Solomon’un Prens Andrew’un da katılacağı bir partiye gitmeyi reddetmesi üzerine tüm bağlarını kesti. Daha da trajiği, Maxwell’in 2021’deki davasında ifade veren bir başka öğrencinin, eğitim ve kariyer yardımı vaadiyle Epstein tarafından tecavüze uğradığını anlatmasıydı. Interlochen, Epstein’ın çocuk fuhuşuna teşvik suçundan hüküm giydiği 2008 yılından sonra onunla olan tüm bağlarını kopardı. Solomon daha sonra anlattığı bir podcast’te, Epstein’ın onunla cinsel ilişki kurmaya çalışmadığını ama kendisine ayak masajı yaptırdığını söyleyecekti. Bu ayrıntı, Epstein’ın ‘hamilik’ jestlerinin ne kadar hızlı biçimde sınır ihlaline ve güç oyununa dönüşebildiğini anlatıyordu. Maxwell davasında Jane adıyla ifade veren bir başka Interlochen öğrencisinin anlattıklarıysa daha da korkunçtu: Jane, 13 yaşındayken Epstein ve Maxwell tarafından ‘grooming’e maruz bırakıldığını, kariyerinin destekleneceği vaadiyle sömürüldüğünü ve sonunda tecavüze uğradığını söyledi.

Sahte Bir Virtüözün Entelektüel Maskesi

Epstein’ın e-posta kutusu, Beethoven ve Çaykovski hayranı olduğuna dair yazışmalarla doluydu. Hatta Vladimir Putin’in yakın dostu olduğu söylenen Mariinsky Tiyatrosu direktörü Valery Gergiev ile bir kahvaltı organize etmeye çalıştığı görülüyordu. Ancak Epstein’ın müzik konusundaki gerçek ilgisi, eserlerin kendisinden ziyade, sanat dünyasındaki güç sahipleri ve uygulayıcılar üzerinde bir “borç-alacak” ağı kurmak üzerineydi. Bir e-postasında Beethoven’ın 5. Senfonisi hakkında “ba ba ba- bah değil, (ba) ba ba ba- bah şeklinde olmalı, ilk nota duyulmamalı” diyerek her şeyi en iyi bilen edasıyla ahkam kesiyordu.

Kendi anlattığı yaşam öyküsünde çello da tekrar tekrar beliren bir motifti. Özellikle 1970’lerin başında Avrupa’da sırt çantalı bir gezi yaptıktan sonra, Jacqueline du Pré ile Londra’da tanıştığını, ona piyanoda eşlik ettiğini ve hatta bu bağlantı üzerinden Britanya Kraliyet Ailesi’ne, özellikle de Prens Andrew’a yakınlaştığını anlatıyordu. Hikaye kulağa neredeyse bir roman kahramanının ağzından çıkmış gibi geliyordu. Sorun şu ki, du Pré gibi bir sanatçının Epstein gibi yarı amatör bir piyaniste ihtiyaç duyması için hiçbir makul neden yoktu. Bu anlatılar, müzik bilgisinden çok, sınıf atlama araçlarıydı.

Bu her şeyi bilme tavrı, karbon fiber bir keman almayı düşünen Litvanyalı bir kemancıya verdiği yanıtta da kendini gösteriyordu. Epstein, “Yo-Yo Ma sesinin berbat olduğunu söyledi” diyerek fikre karşı çıkmıştı. Ancak Epstein aslında her şeyi bilmiyordu, 2013 yılındaki bir yazışmada, neslinin en ünlü sopranolarından biri olan Anna Netrebko’nun kim olduğunun ona açıklanması gerekmişti. Görünüşe göre Epstein için sanat, sadece dünyaya bilgili görünmek ve etik olmayan yollardan fayda sağlamak için kullanılan bir araçtı.

Botstein Vakası

Dosyalardaki ifşalar, Bard College Başkanı ve orkestra şefi Leon Botstein için oldukça rahatsız edici bir tablo çiziyor. Botstein, yıllar boyunca Epstein ile son derece samimi ve bazen de tuhaf sayılabilecek bir tonda yazışmıştı. 2012 yılında Epstein’ın Karayipler’deki özel adasına giden Botstein, daha sonra oradaki zamanından ne kadar keyif aldığını belirten mesajlar göndermişti. Ayrıca Epstein ile bağlantılı bir vakıftan 150 bin dolar danışmanlık ücreti almış ve Epstein’ı American Symphony Orchestra provalarına güvenlik kontrolüne takılmadan girmesi için listelere eklemişti.

Botstein’ın savunması, tüm bu etkileşimlerin Bard College için fon sağlama çabası olduğu yönündeydi ancak Ocak 2015’te Epstein’a gönderdiği mesaj bu iddiayı zayıflatıyordu. Botstein bu mesajda, Epstein’ın adının karıştığı skandallara rağmen “gerçek dostluğun nadir bir erdem olduğunu ve onların dostluğuna değer verdiğini” yazmıştı. Hatta Epstein’ın Lolita romanının ilk baskısına sahip olduğu ve özel jetinin Lolita Express olarak adlandırıldığı bir ortamda, Botstein’ın ona Igor Stravinsky ve Nabokov (Lolita’nın yazarı) üzerine yazdığı bir makalenin taslağını göndermesi de manidardı.

Yoed Nir’e Verilen O Çello

Dosyalardaki en tuhaf detaylardan biri de, Epstein’ın eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın damadı Yoed Nir’e binlerce dolarlık bir İtalyan çellosunu karşılıksız olarak ödünç vermesiydi. Aslında bu hikayenin merkezinde yalnızca Nir değil, ünlü çellist William DeRosa da vardı. DeRosa, henüz 11 yaşındayken Los Angeles Filarmoni ile sahneye çıkmış, Carnegie Hall’da çalmış, televizyona çıkmış, harika çocuk etiketiyle büyümüş bir isimdi. Epstein onu doğrudan değil, DeRosa’nın sevgilisi Kersti Ferguson üzerinden çevresine dahil etti. Ferguson, Epstein’la 18 yaşındayken ortak bir tanıdık aracılığıyla tanışmış, Palm Beach’teki evinde vakit geçirmiş, Ghislaine Maxwell’le orada karşılaşmış, hatta üniversitedeyken Epstein’ın Virgin Adaları’ndaki mülküne davet edilmişti. Erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra ise Epstein onu ve annesini New Mexico’daki çiftliğine Şükran Günü için uçurmuştu. Ferguson’ın anlattığına göre Epstein, ona günde dört kez telefon açabiliyor, Bill Clinton, Bill Gates, Ehud Barak ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la olan fotoğraflarını göstererek etki alanını sergiliyordu.

2006’daki ilk tutuklanmadan sonra bir süre ortadan kaybolan Epstein, 2010’da yeniden sahneye çıkmaya çalışırken Ferguson’ı arayıp birdenbire “Bir çello almam lazım” dedi. DeRosa’dan kendisine yardım etmesini istiyordu. Sonra DeRosa’yı bizzat arayıp, bu enstrümanın genç bir İsrailli çellist için alınacağını söyleyerek neredeyse emir verdi: “Git bir tane bul.” Başta bunu ciddiye almayan DeRosa, Epstein ve çalışanlarının ısrarlı telefonları üzerine nadir yaylı çalgı piyasasındaki bağlantılarını devreye soktu. DeRosa’nın kendi enstrümanı 1739 yapımı bir Domenico Montagnana idi ve değeri milyonlarca doları bulabilecek kadar özel bir çelloydu. Buna rağmen Epstein’a, o kadar büyük bir meblağ harcamak zorunda kalmayacağını söylemişti.

 

Sonunda Los Angeles’ta, daha önce Hollywood yapımlarında da kullanılmış bir Ettore Soffritti çello bulundu. 185 bin dolarlık enstrüman için Epstein, almadan önce asıl alıcının enstrümanı denemesi gerektiğini söyledi. İşte orada Yoed Nir sahneye çıktı. Nir, DeRosa’nın annesinin Los Angeles’taki evinde Bach’ın eşliksiz süitlerinden bölümler çaldı. Eğitimli olduğu belliydi ama DeRosa’nın yüksek standartlarına göre olağanüstü değildi. Hatta onun gözünde, böyle bir çelloyu daha çok hak eden pek çok genç çellist vardı. Bu yüzden Epstein’ın neden özellikle Nir üzerinde durduğunu “inanılmaz derecede tuhaf” buldu.

Pazarlığı ise Epstein’ın muhasebecisi Richard Kahn yürüttü. Çelloya ekspertiz yaptırıldı ve fiyat 165 bin dolara kadar indirildi. DeRosa, kendi itibarını ortaya koyarak başlattığı bu alışverişte böylesi sert bir indirim yapılmasını küçük düşürücü buldu. Daha da kötüsü, Epstein enstrümanı New York’a getirmek için ona ekonomi sınıfında bir koltuk bile almak istemedi. Oysa değerli çellolar genellikle uçağın kabininde ayrı koltukla taşınır. DeRosa buna öfkelenip Epstein’a cimrilikle suçladığı sert bir e-posta attı ve “Ben yokum” dedi. Epstein’ın cevabı karakteristikti: “Neden bu kadar ajitesin?”

Barak, Epstein’la 2003’te Şimon Peres aracılığıyla tanıştırıldığını ve yıllar boyunca onunla onlarca kez görüştüğünü söyledi. 2015’te Epstein’ın Barak’ın kurduğu bir limited ortaklığa 1 milyon dolar yatırım yaptığı da biliniyor. Barak, Yoed Nir’i Epstein’a kendisinin tanıştırdığını kabul etti ama çello ödüncünden habersiz olduğunu, dolayısıyla bunun kendisine yaranmak için yapılmış olamayacağını savundu. Yine de tablo fazla tanıdık: Epstein, güçlü bir siyasetçinin çevresindeki bir aile ferdine, müzik dünyasında epey değerli bir enstrümanı hiçbir bedel almadan tahsis ediyor. Böyle bir jestin ne zaman, nasıl ve kimin önünde hatırlatılacağı ise her zaman Epstein’ın elinde.

‘Hayırsever Bağışçı’ Maskesi

Şef Frédéric Chaslin de Epstein ile yakınlık kurmak için büyük çaba sarf etmişti. Paris Operası’nda özel turlar ayarlamayı vadeden ve hatta dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Epstein ve Woody Allen’ı bir araya getirmeyi teklif eden Chaslin’in e-postaları oldukça dikkat çekiciydi. Daha da kötüsü, Chaslin’in 2013’te Epstein’a “Paris ziyareti için harika bir kız bulduğunu” yazmasıydı. Chaslin daha sonra bunun masum bir tercüman önerisi olduğunu iddia etse de, e-postadaki ifadelerin Epstein’ın geçmişiyle olan uyumu tüyler ürperticiydi.

Epstein, genç piyanist Simon Ghraichy’nin kariyerine de hamilik yapıyordu. Ghraichy’nin diş hekimi masraflarını ödeyecek kadar ileri giden Epstein, onu Woody Allen gibi isimlerle tanıştırmıştı. Ancak bu desteğin bir karşılığı vardı. 2017 yılında Epstein, Ghraichy’den kendisine “Paris ve Avrupa’da işlerini organize edecek 20-24 yaşlarında, genç, akıllı ve tercihen dansçı bir kadın asistan” bulmasını istemişti. Ghraichy’nin önerdiği adayın 30 yaşında olması üzerine Epstein’ın tepkisi “Babaanne mi?” şeklinde olmuş ve aramaya devam etmesini söylemişti.

Tüm bu sızıntılar, klasik müzik dünyasının en seçkin kurumlarının ve isimlerinin, paranın cazibesi karşısında nasıl savunmasız kalabildiğini gösteriyor. Epstein, sanatın sunduğu o asil ve entelektüel imajı kendi karanlık suçlarını örtbas etmek veya yeni kurbanlara ulaşmak için kusursuz bir kılıf olarak kullandı. Bugün müzik dünyası, bu “hayırsever bağışçı” maskesi arkasındaki gerçeği hazmetmeye çalışırken, yüksek kültürün etik değerlerinin ne kadar kolay feda edilebildiği sorusuyla baş başa kalıyor.