İstanbul’un kuzeyinde, zamanın biraz daha yavaş aktığı o eski deri ve kundura fabrikası, bugünlerde sadece geçmişin hayaletlerini değil, geleceğin üretim pratiklerini de ağırlıyor. Beykoz Kundura, Nisan programıyla adeta bir hafıza tazeleme operasyonuna girişiyor. Ayın açılışını yapan Kitapları Nasıl Koruruz atölyesi, dijitalin her şeyi yuttuğu bir çağda kağıdın fiziksel varlığına duyulan o romantik ama bir o kadar da teknik sadakati hatırlatıyor. Restoratör Beyza Nur Çelebioğlu eşliğinde katılımcılar, sadece kitap tamir etmeyi değil, bir nesnenin ömrünü zamana karşı nasıl savunacaklarını öğreniyorlar. Bu, aslında unuttuğumuz o dokunma ve koruma içgüdüsünün modern bir tezahürü gibi.
Hemen ertesi gün, fabrikanın o kendine has atmosferi gastronomi ve cazın sofistike bir evliliğine sahne oluyor. Kundura Bostan’dan gelen taze ürünlerin şef dokunuşuyla tabağa indiği o Zarif Brunch deneyimi, Ceren Çokdeğerli’nin klasik müzik terbiyesi almış caz tınılarıyla birleşiyor. Burada önemli olan sadece karın doyurmak değil, piyanonun tuşları ile doğanın mevsimsel döngüsü arasında o nadir bulunan uyumu yakalamak. Aynı saatlerde çocukların, Cumhuriyet döneminin çocuk oyunlarıyla kendi hikayelerini kurguluyor olması ise Kundura’nın kuşaklar arası bir köprü kurma niyetini açıkça ortaya koyuyor.
Siyah Beyaz Dansın Melodik Yankısı
Nisan ayının sinema kanadı, izleyiciyi 1923 yılına, sessiz sinemanın o abartılı ama etkileyici estetiğine götürüyor. Spanish Dancer gösterimi, Pola Negri’nin o dönem sinemasını domine eden varlığını perdeye taşırken, Ayşe Tütüncü’nün piyanoda bu performansa canlı eşlik edecek olması izleme deneyimini statik bir film gösteriminden öteye taşıyor. Sessiz bir filmi canlı müzikle izlemek, sahnelerin piyanistin parmak ucunda yeniden doğmasına şahitlik etmektir. Tütüncü’nün doğaçlama yeteneğiyle film ve müzik arasında kuracağı o anlık bağ, 100 yıllık bir anlatıyı bugünün duygularıyla yeniden harmanlayacak.

Bu tür etkinlikler, Beykoz Kundura’nın sadece bir film platosu değil, aynı zamanda disiplinlerarası bir laboratuvar olduğunu kanıtlar nitelikte. Sinemanın erken dönem estetiğini bugünün müziğiyle çarpıştırmak, geçmişin tozlu raflarından sadece bir film çekip çıkarmak değil, o filmi yaşayan bir performansa dönüştürmektir. Bu yaklaşım, Kundura’nın Hafıza Merkezi olma misyonuyla da kusursuz bir uyum sergiliyor.
Anadolu’nun Akustik Deneyleri
Ayın sonuna doğru yaklaştığımızda, Müşterek Taksim Konser Serisi bizi geleneksel ile çağdaşın o tekinsiz ama çekici sınırına davet ediyor. 25 Nisan’da sahne alacak olan Duble Salih, Anadolu ve Rumeli türkülerini flamenko, blues ve hatta rebetiko ile aynı kazanda kaynatıyor. Salih Nazım Peker ve Salih Korkut Peker’in cümbüşten akustik gitara uzanan enstrüman parkuru, aslında yerel olanın evrensel bir dille nasıl konuşabileceğinin en taze örneklerinden biri. Tamamen akustik olan bu performans, müziğin teknolojik hilelere başvurmadan ne kadar yalın ve güçlü kalabileceğinin bir hatırlatıcısı gibi duruyor.
Beykoz Kundura’nın Nisan ayı programına bakıldığında, her etkinliğin bir üretim ve hafıza katmanı barındırdığı görülüyor. Endüstriyel bir mirası, bugünün yaratıcı enerjisiyle bu kadar dengeli bir şekilde birleştirebilmek her mekanın harcı değil. Eğer şehirden biraz uzaklaşıp tarihin ve sanatın o iç içe geçmiş dokusunda kaybolmak isterseniz, Kundura bu ay size ihtiyacınız olan o entelektüel sığınağı sunuyor.