İstanbul, 9-19 Nisan tarihleri arasında İKSV’nin 45. kez kurduğu devasa bir setin içine uyanmaya hazırlanıyor. 127 uzun metrajlı filmle şehri kuşatan festival, bu yıl sadece bir gösterim dizisi değil, film gibi şehir sloganıyla kentsel bir deneyim vaat ediyor. Geçmişin siyah-beyaz hatıralarıyla bugünün ödüllü yapımları arasında mekik dokuyan program, sinemanın hem perdede hem de sokakta da yaşadığını hatırlatan güçlü bir seçkiyle karşımızda.

The Marmara Taksim’deki basın toplantısında İstanbul Film Festivali’nin 45. yılına dair detaylar paylaşıldığında, karşımızda sadece bir liste değil, yaşayan bir arşiv olduğunu bir kez daha anladık. Festival Direktörü Kerem Ayan’ın açıkladığı programda, bu yıl 127 uzun metrajlı yapımın olması, her gün için ortalama 10 filmden fazla seçenek demek. Bu yoğunluk, bir sinemasever için hem bir ödül hem de tatlı bir disiplin gerektiriyor. Festivalin bu yılki Onur Ödülleri’nin Nilüfer Aydan ve İtalyan belgesel ustası Gianfranco Rosi’ye verilecek olması ise, hem yerel sinema hafızamıza hem de dünya sinemasının o dürüst gözlemciliğine saygı duruşu niteliğinde.

Açılış filmi olarak Isabel Coixet imzalı Üç Veda (Three Goodbyes) seçilmiş. Alba Rohrwacher ve Elio Germano gibi iki dev ismi buluşturan bu yapım, Coixet’in o alışık olduğumuz duygusal derinliğini ve “insanca şeyleri” odağına alıyor. Toronto’daki prömiyerinden sonra İstanbul’un o nemli ama umutlu bahar akşamlarına çok yakışacağını tahmin etmek zor değil. Ancak festivalin asıl heyecanı, David Mackenzie başkanlığındaki Altın Lale jürisinin 15 film arasından kimi seçeceği noktasında düğümleniyor. Jüride Ekin Koç gibi yerli sahnenin güçlü isimlerinin yanında uluslararası profesyonellerin bulunması, Altın Lale’nin artık tamamen hibrit ve evrensel bir yapıya büründüğünün göstergesi.

Yıldızlar Geçidi ve Restorasyonun Gücü

N Kolay sponsorluğundaki Galalar bölümü, bu yıl adeta bir şampiyonlar ligi kadrosuna sahip. Jude Law ve Alicia Vikander’li Kremlin’in Büyücüsü’nden tutun, Anne Hathaway’in Mother Mary’sine, hatta Angelina Jolie’li Moda’ya kadar geniş bir yıldız yelpazesi bizleri bekliyor. Favorimiz, Dünden Bugüne Klasikler ve restorasyon projeleri. Metin Erksan’ın 1962 yapımı Acı Hayat filminin restore edilmiş kopyasıyla Atlas 1948’in o loş ışığında buluşacak olmak, sinemanın zamansızlığına dair en güçlü kanıt. Türkan Şoray ve Ayhan Işık’ın o ikonik bakışlarını pırıl pırıl bir görüntüyle izlemek, nostaljiden ziyade bir kültürel mirasın yeniden keşfidir.

Festivalin yedi farklı salona yayılması ,Atlas 1948’den Kadıköy Sineması’na, Beyoğlu’ndan Nautilus’a kadar, şehri sinematografik bir haritaya dönüştürüyor. Bu noktada, Eczacıbaşı Genç Bilet uygulamasının 50 TL gibi makul bir fiyatla devam etmesi, sinema salonlarının o seçkinci havasını kırıp genç enerjiyi içeri davet etmesi açısından kritik önemde. Bir öğrencinin hafta içi gündüz seansında sadece 50 TL’ye dünya prömiyerini yapmış bir filmi izleyebilmesi, festivalin demokratikleşme çabasının en somut meyvesi.

Köprüler ve Yeni Keşifler

Sinemanın mutfağını merak edenler için Köprüde Buluşmalar bu yıl da 21. kez profesyonelleri ağırlıyor. Sadece bitmiş filmleri değil, henüz fikir aşamasındaki projeleri destekleyen bu platform, Türkiye sinemasının gelecekteki on yılını inşa ediyor. Bu yıl ilk kez verilecek olan CUPRA Kısa Film Ödülü ve TÜRVAK destekli İlk Film Teşvik Ödülü gibi yenilikler, genç yönetmenlerin önündeki maddi ve manevi engelleri kaldırmak adına atılmış değerli adımlar. Aynı zamanda Pera Müzesi’nde yapılan o hararetli tartışmalarda, projelerin masaya yatırıldığı toplantı odalarında da yaşıyor.

Son olarak, Borusan Müzik Evi’ndeki Film Gibi Şehir afiş sergisini atlamamak gerek. 1920’lerden 70’lere kadar İstanbul’un içinde geçtiği 34 filmin illüstrasyon afişleri, kentin sinematografik kimliğini görselleştirmek için harika bir fırsat sunuyor. 27 Mart’ta genel satışa çıkacak biletler için Lale Kart üyelerinin önceliği varken, sinemaseverlerin şimdiden ajandalarını temizlemesinde fayda var. Çünkü bu festival, sadece film izlemenin yanı sıra 11 gün boyunca İstanbul’u o filmlerin içinden yeniden okumak demek.