İstanbul’un kültür-sanat nabzını yükselten o tanıdık heyecan yeniden kapımızı çalıyor. Evet, 29. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk fısıltıları kulağımıza ulaştı ve şimdiden ajandalarımıza girecek gibi görünüyor. İKSV tarafından, Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda 20 Ekim – 22 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek festival, her zamanki gibi yerli ve yabancı yapımlarla şehrin sahne sanatları haritasını yeniden çizecek. Küratörlüğünü Mehmet Birkiye’nin üstlendiği festivalin tamamı için eylülü beklememiz gerekse de, açıklanan ilk iki sürpriz oyun, programın ne kadar zıt kutuplar arasında gezineceğine ve ne denli kışkırtıcı olacağına dair güçlü bir ipucu veriyor.

Açılış: Kutsal Olana Modern Bir Bakış

Festival, 20 Ekim’de perdesini Avrupa dans sahnesinin en gözde isimlerinden, İspanyol koreograf Marcos Morau’nun bir eseriyle açıyor: Katedral, Arvo Pärt’le Bir Akşam. Morau’nun, Hollanda’nın köklü topluluğu Scapino Ballet Rotterdam için yarattığı bu eser, adından da anlaşılacağı gibi ruhani bir atmosfer vadediyor. Estonyalı besteci Arvo Pärt’in o zamansız, minimalist ve insanın içine işleyen müziği, Morau’nun keskin ve güçlü estetik anlayışıyla birleştiğinde, ortaya meditatif olduğu kadar sarsıcı bir deneyim çıkması muhtemel. Bir yanda insanlığın ortak manevi arayışını simgeleyen bir katedral fikri, diğer yanda bedenin sınırlarını zorlayan modern bir koreografi… Festival, açılışını sahne sanatlarının en saf ve en etkileyici formlarından biriyle yaparak adeta bir saygı duruşunda bulunuyor.

Ve Sonra Kaos: Biz Kimiz?

Açılıştaki bu kutsal ve dingin atmosferin hemen ardından, festival rotasını tam 180 derece çeviriyor ve bizi kaosun tam ortasına bırakıyor. 22-23 Ekim’de sahnelenecek olan Biz Kimiz?, Fransız-Katalan topluluk Baro d’evel’in imzasını taşıyor. Bu gösteriyi tek bir türe sokmak neredeyse imkansız. Sahnede kimler yok ki? Dansçılar, müzisyenler, oyuncular, akrobatlar, palyaçolar ve hatta… seramikçiler! Evet, yanlış okumadınız. Baro d’evel, tüm bu farklı disiplinleri aynı potada eriterek belki de sanat tarihindeki en temel soruyu soruyor: Biz kimiz? Bu anarşik ve cüretkar birleşim, kimliğin, toplumun ve aidiyetin ne kadar karmaşık, ne kadar parçalı ve bir o kadar da şenlikli bir yapı olduğunu hatırlatır gibi.

Eğer bu iki oyun sadece başlangıçsa, eylül ayında açıklanacak tam programın ne denli zengin olacağını tahmin etmek zor değil.