Hüseyin NECİPOĞLU | Archivist

Bir adam sahnede kendisine eşlik eden gitaristle söylüyordu şarkısını. Şarkısını söyleyen adam hareketsizdi, pek anlam yüklemiyordu söylediği şarkının sözlerine. Basit ve yalın, sadece söylüyordu: “Çek yorganı üstüne. Dal düşlere. Yetiş diğer insanların hayatına, günün son ışıklarıyla. Şekiller ve renkler görüyorum. Diğerleri uyurken nihayet yürüyorum. Şekiller ve renkler görüyorum. Gecenin sarmaladığı şehirler. Sessizce yürüyen hayvanlarla dolu. Korkuyla dizlerinin üstüne çökmüş. Dizlerinin üstüne, korkuyla…”

MUBI’den izlediğim The Bare Necessity isimli 2019 yapımı Fransız filminden, yukarıda bahsettiğim sahne. Sadece bu sahne için bile sevebilirdim filmi. Filmin geri kalanını bana, daha doğrusu kalbime dokunabildiği için, güzel bir hikâyesi ve iyi bir sinema örneği olduğu için de sevmiştim. Bir yol filmi değildi izlediğim ama izleyeni pekâlâ yolculuğa çıkarabiliyor. Nasıl mı? Yol düşüncesi aklıma gelince zihnimde çalmaya başlayan şarkılar var benim. Bu şarkıların listesi bazen izlediğim bir filmin ilhamıyla da oluşabiliyor işte.

Gençliğini 90’lı yıllarda geçiren ve benim gibi rock müzikle haşır neşir olan pek çok kişinin yakından tanıdığı Türk rock müziğinin lokomotif gruplarından Bulutsuzluk Özlemi’nin en sevdiğim albümlerinden biri Yaşamaya Mecbursun. Albümdeki en neşeli yolculuk şarkılarından olan Güneye Giderken‘in nakaratı yankılanıyordu kafamda: “Solda güneş yükseliyordu/ Güneye giderken/ Solda güneş yükseliyordu/ Güneye giderken.” Bulutsuzluk Özlemi’nin Türk rock müzik tarihine damga vuran ve klasikleşmiş albümlerinden biri olan bu albüm hâlâ güncelliğini korumakta. Çünkü iyi ve güçlü müzikle, güzel yazılmış sözlerin eskimeye ihtiyacı olmaz. Zaman nitelikli bir albümün kıymetini daha da değerli hâle getirir.

Yolculuk, yolculuklarımız biz insanoğluna bahşedilen en etkili eylemlerden biri. Bazen kendi benliğimize doğru yolculuğa çıkar, yürürüz boş sokaklarda, kendimizle baş başa kalabilmek için ya da kendimizi bulmak için. Bazen de bulunduğumuz sıkıntılı ortamlardan kaçmak için, yeni yerler keşfetmek için, belki de huzur bulmak için. Bazen de göç etmek zorunda kaldığımız için yollara düşeriz. Hayatım boyunca unutmayacağım yolculuklardan biri 1989 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye olan göçümüz. Ailecek üç gün beklediğimiz sınır kapısındaki zorlu yolculuğumuzu unutmam, unutamam. Ana vatanımıza dönerken hayatımda oluşacak yeni yolculuklara, yeni umutlara, yeni arkadaşlıklara adım atıyorduk. 90’lı yıllar benim için özeldi. Masumiyetin ve samimiyetin yıllarıydı. Bunu her fırsatta dile getiriyorum.

Beni etkileyen bir başka şarkı da bir yol şarkısı olarak anılabilir. Hakan Kurşun’un Boğazın Üstünde şarkısı. Sözleri ile olduğu kadar müziğiyle de isyana davet eden ama bir yandan da dinlendiren dingin bir şarkı. Dinlerken her iki hissi de yaşayabilirsiniz. Bu sabah cep telefonumun çekmediği metronun Haliç istasyonuna yaklaşırken yol şarkıları hakkında düşünüyordum. Şarkıyı tünelden çıktığımızda yeniden dinledim.

Haliç’in Galata ile birleşen sisli görüntüsü. Fark ettim ki bu şarkı İstanbul’a çok yakışıyordu. O an için büyülü bir görüntüydü. Yakın geçmişten kaliteli ve hisli alternatif müzik keşfetmek isteyenlere sevgiyle önerebilirim. Hakan Kurşun’un 1996 tarihli Kaos albümünü.

Yazıma son verirken bana yürümenin ve yolculuğun etkinliğini ve dinginliğini düşündüren Rebecca Solnit’in Yol Aşkı – Yürümenin Tarihi romanından bir cümleyle noktalıyorum sevgili okur: “Dünyayı keşfetmek düşünceyi keşfetmenin en iyi yollarından biridir ve yürürken bu alemlerin her ikisinde birden yol alırız.”

Müzikli yolculuklarınızın eksik olmaması ve müziksiz kalmamanız dileğiyle.

Meraklısına not: Bu yazıyı yazarken Depeche Mode’un gece yolculuklarına çok yakıştığına inandığım 1997 tarihli Ultra albümünü dinledim.