Hüseyin NECİOĞLU | Archivist

Odamda, cam kenarına oturmuş dışarıyı izliyorum. Sokaklar boş ve sakin. Şehrin gürültülü hâlinin aksine bugünlerde sokaklara sessizlik hâkim. Kuşlar birbiriyle yarışıyor sanki şarkılarını söylemek için. Belki de umut kuş cıvıltılarında saklı kim bilir? 

Evimin karşısındaki ağacın dallarında tomurcuklanmaya başlayan çiçekler, bana baharın geldiğini müjdeliyor âdeta. Doğanın en sevdiğim mevsimlerindendir ilkbahar, bunu her fırsatta dile getiririm. İlkbahar yeni bir uyanış ve başlangıçtır benim için, mevsimin güzelliğini bu zamanlarda yaşayamasam da. Kuşların aksine, ağacı izliyorum ve düşünüyorum acaba bu sessizlikte konuşuyor mu birileriyle, en yakın arkadaşı kim? Sesleniyor mu biz büyükşehirlerin karmaşasında kaybolan insanlara. Bize bakın diyerek, biraz sakinleşin doğaya ayak uydurun diye. Sonra karşı apartmanının pencere kenarlarına yerleştirilen çiçekler gözüme çarpıyor. Ne kadar renkli ve güzeller. Onlarla konuşan kim, sahipleri kimler? 

Anımsıyorum yıllar önce bir arkadaşım sayesinde keşfettiğim, tarihin tozlu sayfalarında bulunmayı bekleyen bir kitap gibi hazine niteliğindeki albümü, Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in birlikte kaydettiği 1986’da yayınlanan Pencere Önü Çiçeği kaydını. Bu albüm için rahatlıkla bir kitap gibi benzetmesini yapabilirim çünkü bazı albümler öyledir işte, melodileri ve sözleri ile size hayatın kendisini anlatır. Siz şarkıları ve müziği dinlersiniz ama o kendini size okutur. Tıpkı plağa adını veren Pencere Önü Çiçeği şarkısında olduğu gibi… 

“Pencere önünde arkadaştan ayrı 
Porselen saksıda bir süs çiçeği 
Evin hanımı her akşamüstü 
Su ve güneş sunar, entelektüel…”
 

Şarkıyı ilk dinleyişimi hatırlıyorum. Beni hayallere sürüklediğini, aynı zamanda hüzünlendirdiğini. Bana hayaller kurdurduğunu tıpkı kendinizi kaptırdığınız sürükleyici bir kitapta olduğu gibi. Yıllar sonra arşivimden bulup yine dinliyorum bu kaydı. Bu sefer hissettiklerim farklı mı? Hayır değil. Yine umutlarım ve hayallerim var biliyorum. Soruyorum kendi kendime. Hayalleri olmayan insan olur mu hiç? 

Dönüyorum yine unutulan şarkılara. Şarkılar bizi sadece eğlendirmek için mi var? Düşündürmek için de var olamazlar mı? Mesela bu albümü tekrar dinlediğimde kendime sormadan edemedim. Neden günümüzde böyle nitelikli ve nicelikli sözlerle yazılmış, yaşamın içinden gelen albümler yok? Ya da var da yok. 21’inci yüzyıla adım atmış insanoğlu neden unutuyor incelikleri? Neden ders almıyoruz yaşanmışlıklardan? Belki de bu soruları sormama sebep olan günümüzde yaşadığımız bu sıkıcı sıkıntılı karantina günleri. Biliyorum farkındayım, bir iç hesaplaşma gibi oldu bu yazı ama olsun varsın. Hayat da şarkılar da varlığını sürdürdüğü ve dinlenildiği sürece zaman akmaya devam eder ve tabii ki bu sıkıntılı süreç elbet bir gün biter. Güzel günler görerek ilkbaharı kaldığımız yerden yaşamaya devam ederiz. Şimdiden başlayabilirsiniz hayatınıza anlam katmaya. Bir kahve eşliğinde sevdiğiniz bir grubun herhangi bir albümünü açın, sevdiğiniz bir şarkıyı arka arkaya dinleyin. İçinizden bağırmak geliyorsa bağırın ya da boş verin. İyisi mi sessizce mırıldanıp şehrin sessizliğine eşlik edin, sessizlik bozulmasın diye. Sevgili okur, yazıma son verirken müziksiz ve hayalsiz kalmamanızı diliyorum. Müzikli günler düşlüyorum. Sevgiyle… 

Not: Bu yazıyı yazarken tabii ki Bülent Ortaçgil ve Fikret Kızılok’un Pencere Önü Çiçeği albüm plağını dinledim. Meraklısına.