Melisa Karakurt, sekiz şarkılık ilk albümü ASU ile sahnede. Doğu ve Batı tınılarının birbirine üstünlük kurmadan omuz omuza yürüdüğü bu kayıt, bir müzisyenin kendi içindeki çatışmalarla barışma seansına dinleyiciyi de davet ediyor. 90’ların kendi hikayesini yazan bağımsız kadın ozanlarını anımsatan bir tavırla, Karakurt bize kişisel günlüğünün sayfalarını açıyor.
Kimlik, coğrafi sınırların zihnimizde yarattığı o kalın çizgilerle belirlenmeye çalışıldığında, içinden çıkılması zor bir labirente dönüşebilir. Melisa Karakurt, yarı Türk ve yarı Fin kimliğinin getirdiği bu iki uçlu dünyayı, kendi tabiriyle bir “ikilik” olarak yaşamış uzun süre. Müzik endüstrisinin genellikle tek bir kalıba sığdırmaya çalıştığı yeni isimlerin aksine, Karakurt ilk albümü ASU’da bu bölünmüşlüğü saklamaya veya ehlileştirmeye yeltenmiyor. Aksine, yıllarca farklı odalara hapsettiği içsel parçalarını salonun ortasına döküp, onların birbirine karışmasını izliyor. Sanatçı, uzun süredir sahnelerde pişmenin verdiği o demlenmişlikle, kişisel hikayesini ve aidiyet krizlerini usulca masaya bırakıyor.
Hikayeyi boğmayan ritimler
Müzikte “Doğu ve Batı sentezi” lafı, yıllar içinde ne yazık ki fazlasıyla çiğnenmiş ve zaman zaman altı boşaltılmış bir konsepte dönüştü. Ancak Karakurt ve albümün prodüktör koltuğunda oturan Onur Taşkan, bu tuzağa düşmekten kaçınmışlar. Albüm, Batı’nın o serin, analitik melodik yapısını alıp, Doğu’nun sıcak, kıvrımlı vokal nağmeleriyle zorlamadan birleştiriyor. Melisa’nın vokal tavrı, Fin ormanlarının soğuk rüzgarlarından çıkıp Anadolu’nun toprak yollarına sapmış gibi hissettiriyor. Yer yer kendini gösteren Anadolu ezgileri, alternatif pop ve indie dokularının üzerine bir yama gibi değil, kumaşın kendi organik deseni gibi işlenmiş.

Akustik gitarların başı çektiği, organik enstrümanlarla minimal elektronik elementlerin dengeli bir şekilde dağıtıldığı bu sekiz şarkılık bütünde, özellikle davul ve perküsyonlarda deneyimli isim Ediz Hafızoğlu’nun varlığı net bir şekilde hissediliyor. Ritimler, hikayeyi boğmadan ama gerektiğinde kalp atışını hızlandırarak sürece eşlik ediyor. Anlamam adlı parçada Erdal Çadırcı’nın saksafonuyla yaptığı dokunuş ise, o sevdiğimiz global markaların estetiğindeki “cool” tavrın, şık ve müzikal bir yansıması olarak kulaklarımızda yer ediniyor. Albüm mastering’ini üstlenen Başar Yakupoğlu’nun temiz işçiliğiyle son halini alan ses tasarımı, Melisa’nın kelimelerini bir fısıltıdan çıkarıp dinleyicinin odasını dolduran bir yüzleşmeye dönüştürüyor. Görsel dünyada da Arda Yılmaz’ın kapak fotoğrafları ve Bensu Bülbüloğlu’nun sanat yönetimi, albümün modern estetiğini başarıyla kurmuş.