Bırak duvarlar onların olsun. Duvarlar kimin umurunda? Biz şarkılar söyleyeceğiz. Müzik yapacağız, birlikte olacağız. Limandan limana gezeceğiz.” Tony Gatlif’in 2017 yapımı Djam filminden bu çarpıcı replik… Bana müziğin zamanla ve mekanla ilişkisini bir daha düşündürttü. Bir yol filmi bu. Yunan ve Balkan müziğinin seçkin örneklerini içeriyor. Bir yerlerden aşina olduğumuz müzikler… Peki, bu filmden aklımda kalan ne? Bir film, konusu ve oyunculukları dışında müziği ile de aklınızda yer edinebilir mi? Filmlerde kullanılan müzikler, aktris ve aktörlerin beyazperdeye yansıttıkları güçlü oyunculuklarıyla aynı heyecanı biz izleyicilerin yaşayıp hissetmesini sağlayabilir mi? Kesinlikle evet.

Yıllar önce izlediğim David Lynch’in Kayıp Otoban (Lost Highway, 1997) filmini her anımsadığımda, filmde kullanılan büyük grupların ve sanatçıların muazzam şarkılarını ve besteci Angelo Badalementi’nin mükemmel ötesi düzenlemelerini bir daha hatırlarım. Filmin soundtrack’inde kullanılan müzikler ve sanatçıların şarkıları hâlâ kulaklarımda. Hangisinden bahsetsem? David Bowie’nin I’m Deranged şarkısındaki hipnotize edici yorumundan mı, The Smashing Pumpkins’in alternatif bir sound’a dönüştürdüğü, elektronik tınıları rock öğeleriyle harmanladığı Eye‘dan mı? Ya da Nine Inch Nails’in adrenalin yüklü şarkısından mı? Filmin soundtrack’i için kullanabileceğim tabir, adeta 90’ların ‘best of’ müzikleri. Zaten film müziği albümü filminden bağımsız olarak da dinlenebilir.

HEYECANLADNIRAN, HÜZÜNLENDİREN…

Bir film imgeleriyle olduğu kadar müzikleriyle de aklımızda pekâlâ kalabilir. Beni etkileyen bir başka film de Emir Kusturica’nın Underground’ı. Zamanında tartışmalara konu olmasına rağmen film benim için bir başyapıt. Sadece final sahnesi için bile bir kez daha izlenebilir. O final sahnesi çok şey anlatır. Çünkü peliküle yansıtılan bir coğrafyanın ve yaşamların hikayesi değildir sadece. Film müzikleri de beni büyülemişti. Goran Bregoviç’in Balkanların renklerinden, heyecanlarından, hüzünlerinden kısacası hayatından ilham aldığı kompozisyonları her dinleyeni mest edecek hüzünlü ve coşkulu şarkılarla dolu bir soundtrack’i vardı. Ara sıra aynı şarkıları dinlerken bulurum kendimi. Öyle güçlü melodiler ki dinlediğinizde size her zaman bir şeyler hissettirir. Müzik de bu değil midir zaten? Kalbinize ve anılarınıza dokunduğunda sizi geçmişe götürebilendir müzik.

Film müziklerinin bir başka özelliği de hiç tanımadığınız ya da duymadığınız sanatçıları size tanıtmaları. Paul Thomas Anderson’ın 1999 tarihli Magnolia filmini sinemada izledim. Çıktıktan sonra ilk yaptığım şey, filmde kullanılan müzikleri kimin yaptığını merak edip araştırmamdı. Böylece Aime Mann gibi bir sanatçıyla ile tanıştım. Sonraki yıllarda sanatçının yayınlanan diğer albümlerini de edindim, arşivimde mevcutlar.

Son olarak geçen yılın en etkileyici filmlerinden olan Joker’in müziklerinden bahsedebilirim. Bestelediği müziklerle filmin görsel atmosferine anlam katan, besteci-müzisyen Hildur Gudnadottir’in orijinal müzik kategorisinde Altın Küre kazanan ilk kadın besteci olması beni şaşırtmadı.

Listemi daha uzatabilirim. Aslında filmlerde gördükleriniz ya da işittiğiniz müzikler sizinle, hissettiklerinizle ve yaşadıklarınızla doğrudan ilgili olabilir. Tabii ki herkes benimle aynı fikirde olmak zorunda değil sevgili okur. Amacım sadece yaşadıklarımı ve hissettiklerimi size aktarabilmek. Bu da benim film müziğim belki. Yazdıklarım size ulaşabiliyorsa ve okunabiliyorsa ne mutlu bana.

Müziksiz bir hayatı düşünemiyorum. Müziksiz ve sizi etkileyen filmlerden yoksun kalmamanız dileğiyle. Bol müzikli günler diliyorum.

Not: Bu yazıyı yazarken Amelie gibi insana yaşama sevinci veren bir filmin müziklerine imza atmış Yann Tiersen’in Portrait isimli yeni albümünü dinledim. Meraklısına.