İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, DenizBank’ın uzun soluklu desteğiyle bu kez sadece notaları değil, müziğin cinsiyet bariyerlerini aşan gücünü kutluyor. 13 Mart akşamı Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek konserde, devlet sanatçımız Gülsin Onay’ın parmakları Chopin’in melankolisiyle buluşurken, programın gizli kahramanı 19. yüzyılın unutturulmaya çalışılan dehası Louise Farrenc olacak. Şef Hasan Niyazi Tura yönetimindeki bu gece, klasik müziğin eril tarih yazımına zarif ama güçlü bir itiraz niteliği taşıyor.
Onay’ın Chopin yorumlarındaki o kendine has, anlatımcı tavrı her zaman takdire şayandır. Bu konserde dinleyeceğimiz Piyano Konçertosu No. 2, Chopin’in henüz 20 yaşındayken kaleme aldığı, teknik becerinin ötesinde derin bir içsel bakış gerektiren bir eser. Bestecinin “insanın ruhunu ve kalbini ifade etmeye çalışıyorum” diyerek astronomlara ve evrenle savaşanlara nazire yaptığı bu eser, Gülsin Onay’ın olgun ve nüanslı dokunuşlarıyla buluştuğunda, AKM’nin akustiğinde sadece bir müzik ziyafeti değil, bir duygu aktarımı vaat ediyor. Chopin’in Varşova’dan ayrılmadan önceki o vedalaşma hissi, Onay’ın piyanosunda muhtemelen yeni bir anlam kazanacaktır.
Kanonun Dışında Bir Devrim: Louise Farrenc
Gecenin asıl keşif noktası ise kuşkusuz Louise Farrenc. 19. yüzyılın Paris’inde, kadınların kompozisyon sınıflarına girmesinin bile tartışıldığı bir dönemde, Paris Konservatuarı’nda otuz yıl boyunca profesörlük yapmış bir kadından bahsediyoruz. Farrenc, sadece bir piyanist değil, döneminin erkek meslektaşlarıyla aynı telif haklarını ve maaşı alabilmek için sendikal mücadele vermiş gerçek bir öncüydü. Onun 3. Senfoni’sini programına alan İDSO, müziğin sadece büyük Alman erkeklerinden ibaret olmadığını hatırlatarak, dinleyiciyi romantik dönemin bu kıyıda kalmış ama oldukça güçlü orkestral diliyle tanıştırıyor.
Hasan Niyazi Tura’nın batonu altında şekillenecek olan Farrenc senfonisi, Beethoven’ın yapısal disiplini ile Schumann’ın lirik coşkusunun ortasında duran, ancak karakteriyle tamamen özgün bir yapıt. Farrenc’in orkestrasyon becerisi, dönemin kültürel engellerini nasıl aştığının kanıtı niteliğinde. Bu eseri sahnede duymak, klasik müzik kanonunun ne kadar eksik yazıldığını bir kez daha düşünmemize neden oluyor.