Ece Ulusum
@eceulusum

İlk kez, yanımda bir yetişkin olmadan izlediğim konser Babylon‘daydı. Tek başına İstiklal’de gezmek başlı başına bir olayken üzerine bir de konsere gitmek… Tuğlalı loş konser alanı, merdivenlerde flört edenler, bardaki şişe ve bardak şıngırtıları, kapı önü sigara sohbetleri… Heyecanımı bugün hatırladığımda, niçin müzikle ilişkin bir iş yapmak istediğimi anlıyorum.

Babylon kim bilir, başka ne ilhamlara ve hatıralara vesile olmuştur. Tam 20 yıl olmuş kurulalı, geçen ay yeni sezon kutlamalarla başladı. Hikayeyi bir kere daha başa saralım istedik…

1989’da Pozitif’i, 1998’de Doublemoon’u ve 1999’da Babylon’u kuran Ahmet ve Mehmet Uluğ kardeşler, Amerika’dan döndükten sonra Baro Han’da babalarının ofisinde çalışmaya başladı. Akıllarında bir şey yapmak vardı ancak konser mekanına dair fikir yoktu. “İlk konserimizden itibaren sanatçılarımız Pera Palas’ta kaldı. Yemeğe gittiğimiz yer Yakup’tu. Yani biz bu mahalleyle başladık her şeye zaten 20 yıl önce. Babylon’u önce ofis olarak kiralamayı düşünüyorduk. Kulüp yapma fikri sonradan çıktı ve çok düşündük burada açılır mı, açarsak da insanlar gelir mi diye” diyor Ahmet Uluğ.

Düşünmeleri normal, 90’ların sonları, Asmalımescit henüz renklenmemiş, ıssız ve biraz da tehlikeli. Hatta bu nedenle Alman Hastanesi’nin bahçesine bakan bir bina alacaklardı. Ama fiyatlar uçuktu. Tehlikeli olması mekanın fiyatını da uygun kılıyordu. Mehmet Uluğ “Çok yanlış karar aldık ama bir şekilde hepsi doğruya dönmüştür sonradan” diye harika bir şekilde özetliyor durumu. Babylon’un açılmasıyla birlikte karanlık Asmalımescit sokakları aydınlandı, sessizliğin yerini de müzik aldı. Babylon’da takılan kitleyi gören mekan açtı…

‘BURAYA İNSAN GELİR Mİ?’

23 Nisan 1999’da John Lurie & The Lounge Lizards konseriyle açıldı mekan. Başta caz müzikle bütünleşti ama sonra tüm müzik türlerine kucak açtı. Zamanla alternatif müziğin yuvası oldu. 2009’da Mehmet Tez’e verdikleri röportajda Mehmet Uluğ, “Bu kadar ilgiyi hiç beklemiyorduk. Biz sadece kendi sevdiğimiz cazcıların konserlerini yapmak istiyorduk” diyor.

Nasıl ilgi olmasın, öyle isimler sahne alıyordu ki! Patti Smith, Omara Portuondo, The National… Ahmet Uluğ 2018’deki ayrılık mektubunda “Babylon da bir ihtiyaçtan doğdu. O zamanlar konserlerden sonra müzisyenler bir kulübe gidip jam-session yapmak, çalmaya devam etmek isterdi. Baktık ki İstanbul’da bu tarz bir mekan yok ve biz kendi mekanımız olsun hep istedik, kolları sıvadık. 1999 Babylon’u Asmalımescit’de açarken buraya insan gelir mi diye çok düşündük. Dünyayı İstanbul’a taşıdık, İstanbul’dan dünyaya açılacakların mutfağı olduk. Ahalimizle güçlendik, tüm dünyanın gözlerinin kentin üzerinde olduğu yıllarda, İstanbul’un sesini açtık.”

Bu mekanla müzik piyasası da hareketlendi. Müzisyenler, müzik basını ve organizatörler de heyecanlandı. Gazeteci, yazar, çevirmen ve radyo programcısı ve her şeyden evvel müzik tutkunu Sevin Okyay mekanın 10’uncu yılında şöyle demişti: “Babylon’un kendisi, benim için müziğin aynı zamanda heyecan verici olabileceğini, paylaşım getirebileceğini kanıtlatan girişim olmuştur. Babylon, bu alemde çok değerli bir ilk adım attı…”

Bu o kadar da kolay olmadı. Müzik işi Türkiye’de kolay değil. İptallerin, müzisyen sözleşmelerinin ve sigortaların mekanları ne kadar zor durumda bıraktığı üzerine hep konuşuldu. Babylon 20 yılda yaşanan zorlukları iyi manevralar alarak atlattı. Ama bağımsız bir şirket olarak kalmaları imkansızlaştı, 2013’te Pozitif’in yüzde 80’i Doğuş Grubu’na dahil oldu.

Dertli bir coğrafyada zor bir iş yaptıklarını ara ara dile getiren Ahmet Uluğ, “İlk çıktığımızda bir tutkunun peşindeydik. Ve tek amacımız inandığımız kaliteli müziği sunmaktı. 20’nci yılda bu dengeyi tuttururken dört tane şirket, garsonlarıyla birlikte 100’e yakın çalışanla, devamlı bir kriz döneminde ayakta kalmak gibi endişelerimiz var. Bütün bunları yaparken müzikte belli bir çizgiyi devam ettirmek, diğer yandan da vahşi bir dünyada etik değerlerden ödün vermeden durabilmek zorundasınız” diye anlatıyor çabalarını. Doğuş Grubu’nun bünyesine girme nedenlerini daha doğrusu… Başta değişiklik hissedilmedi ancak etkileri zamanla ortaya çıktı.

‘BEYOĞLU’NDAN VAZGEÇMEDİK’

2014’te fısıltılar başladı, “Babylon Asmalımescit’ten gidecek” diye. Pek gönlümüz elvermedi, inanmadık fısıltılara. Lakin yıl 2016 olduğunda olan oldu, bomontiada’ya taşındı Babylon. Bir mahalle mekanı olarak yerini aldı. Kapasitesi büyüdü, etkinlik sayısı arttı, ücretsiz konserler eklendi, yeme-içme mekanlarıyla konser dışında da vakit geçirilebilecek bir alana dönüştü. Asmalımescit’i sorarsanız, eskisi gibi tehlikeli değil ama ıssız, sessiz ve karanlık. Eski sokakları Babylon sokağı olarak anılmaya devam ediyor.

Aslında bir ışık vardı. Ahmet Uluğ, Vatan’a verdiği röportajda “Beyoğlu’nun zayıfladığını ve kendini tükettiğini görmedik, yaşadık. Onun içindeydik. 15 yıldır orada olduğumuz için Babylon’un artık yenilenmesi gerekiyordu. Yeni mekan ile yüzde 50 kapasite arttı. Backstage ve fuaye alanı artık daha düzgün. Şu an memnunuz, sıkıntımız yok. Beyoğlu’nu özlüyoruz, dönmenin yollarına bakıyoruz. Beyoğlu’ndan vazgeçmedik” demişti. Ama ekipten ayrılınca söz ettiği planlar da çekmecede tozlanmaya devam etti, ediyor.

Bu işin buralara gelmesindeyse, belki klişe gelecek ama tutku var. Müzik ve çalışma tutkusu. 2009’da poster asmaktan zarfları postalamaya kadar tüm işleri yaptıklarını söyleyen Mehmet Uluğ “Şimdiye kadar her şeyi biz bizzat üçümüz yaptık. Ama artık biz yapmayalım istiyoruz. Cem bugün booking’lerle uğraşıyor. Ahmet hâlâ broşür metinlerini okuyor, kontrol ediyor. Artık bu olmasın” demişti. Onlar olmadığından mıdır bilinmez, bir rengi eksik…