Rock dünyasının en meşhur kabusu Alice Cooper, ihtişamlı ve karanlık kariyerini yeni otobiyografisi Devil on My Shoulder ile masaya yatırıyor. Vincent Damon Furnier ile yarattığı canavar arasındaki o ince, ölümcül çizgiyi ilk kez bu kadar çıplak bir dille anlatan Cooper, efsaneleri gerçeklerden ayıklamaya kararlı. 8 Ekim’de yurt dışında raflarda yerini alacak eser, bir rock ikonunun kendini yok etme eşiğinden nasıl dönüp ‘evcilleştiğinin’ sansürsüz bir dökümü niteliğinde.
Alice Cooper, yani Vincent Damon Furnier, 60 yıldır bu iki karakteri ustalıkla dengelemeye çalıştı. Ancak Ekim ayında yayımlanacak yeni kitabı Devil on My Shoulder, bu dengenin her zaman o kadar da kolay kurulmadığını, hatta bir noktada yaratıcısının yaratığı tarafından yutulmaya başladığını itiraf ediyor.
Cooper için bu kitap, sadece bir anılar toplamı değil, kendi deyimiyle bir kötülük evrimi (evilution) izleme kılavuzu. Sahnedeki o ahlaki değerlerden yoksun, cinayete meyilli karakterin, gerçek hayattaki Amerikan taşra delikanlısını nasıl bir kenara ittiğini ve yavaş yavaş nasıl bir hayati tehlikeye dönüştüğünü okuyacağız. 2007’deki golf odaklı kitabından sonra gelen bu ikinci eser, çok daha derin ve karanlık bir yerden, bizzat maskenin altından sesleniyor. Cooper, 30’dan fazla albüm ve sayısız turneden sonra, etrafındaki bulutları dağıtıp gerçeği gün yüzüne çıkarmanın vaktinin geldiğine inanıyor.
Canavarı Ehlileştirmek ve Gerçekle Yüzleşmek
Alice Cooper ismini yasal olarak üzerine aldığında, aslında kendi sonunun başlangıcını da imzalamıştı. Kitapta, bu ismin altında kaybolan Vincent’ın, kendi yarattığı canavarı sonunda nasıl evcilleştirdiğinin hikayesini bulacağız. Cooper’ın dindarlığı ve ayıklığıyla, sahnedeki o karanlık şovmenliği arasındaki kaçınılmaz bağ, muhtemelen rock tarihindeki en dürüst yüzleşmelerden birini sunacak. Sahne şovlarında sihirbaz Criss Angel ile iş birliği yaparak kabuslarını görselleştirmeye devam etse de, kağıt üzerinde çok daha insani ve kırılgan bir Alice ile tanışmaya hazır olmalıyız.
Devil on My Shoulder, muhtemelen raflara düştüğü andan itibaren klasik müzik biyografileri arasındaki yerini alacak. Çünkü Alice Cooper hiçbir zaman sadece müzik yapmadı o, başlı başına bir mitoloji de inşa etti.