Avrupa’nın teknoloji ve sanatı birleştiren en prestijli markalarından biri olan Sónar, İstanbul, Zorlu PSM’yi iki gün boyunca devasa bir veri ve ritim laboratuvarına dönüştürdü. Bu yıl onuncu kez kapılarını açan festival, 10-11 Nisan tarihlerinde gerçekleşti.10 binden fazla insanın aynı frekansta buluşması, popüler kültürün hızla tükettiği trendlerin aksine, Sónar’ın inşa ettiği zafer olarak okunmalı.

Festivalin ilk gününde, türün kraliçesi olarak anılan Charlotte de Witte sahneye çıktığında, enerjinin neden bu kadar yüksek olduğunu anlamak zor değildi. Ancak gecenin asıl sürprizi, Laurel Halo ve Julian Charrière imzalı Midnight Zone oldu. Okyanusun zifiri karanlığını ses ve görüntüyle simüle eden bu performans, dans pistinin hedonistik yapısını bir anlığına askıya alıp hepimizi klostrofobik bir güzelliğin içine hapsetti.

Yerel Hafıza ve Analog Dokunuşlar

Yerli sahnemizin ne kadar katmanlı bir yapıya evrildiğini görmek ise gurur vericiydi. Arman Akıncı ve Eren Eren’in Mémoire Affective seti, adından da anlaşılacağı üzere duygusal hafızayı tetikleyen, sabırla inşa edilmiş bir yapıydı. İkinci güne geçtiğimizde ise hava biraz daha melankolik ama bir o kadar da parlak bir yöne evrildi. Apparat’ın duygusal derinliği salonun tavanını yükseltirken, Kölsch’ün melodik dokunuşları o meşhur Sónar hissini doruğa çıkardı. Lady Starlight’ın analog makinelerle kurduğu o çiğ ve direkt ilişki, teknolojinin bazen en ilkel haliyle ne kadar çarpıcı olabileceğini hepimize hatırlattı. İşte o iki günden kareler!