Zeynep ÇETİN

Normalde sosyal medya uygulamalarında zaten saatlerimizi geçiriyorduk, karantina dönemi bu durumu daha da vahim bir hale getirdi. Bununla birlikte “Abi challenge ne yaaaa” diyenler bile sıkıntıdan dayanamayıp Instagram hikayelerinde ‘challenge’ yapmaya başladı. Bunlardan biri de ben oldum ve bir gün dayanamayıp “30-day song challenge” diye bir challenge’ı yapmaya başladım. Sonrasında, benim gibi her şeyden çabuk sıkılan biri için 30 günlük bir bağlılığın çok olduğunda karar vererek orta yerinde bıraktım! Bırakırken de, benim yaptığım dahil olmak üzere yapılan challenge’ların aslında gerçek anlamda ‘challenge’ kelimesinin anlamını karşılamadığını düşündüm.

30 ÇOK 9’DA ANLAŞALIM

‘Challenge’ kelimesi karşı çıkmak, meydan okumak, gerçekten zorlanmak gibi anlamlar ifade ediyor. Ben “sana çocukluğunu hatırlatan bir şarkıyı paylaş” gibi hiçbir zorlayıcı içeriği olmayan bir ‘meydan okumayı’ yapıyordum. Instagram üzerinden sadece eğlencesine yapılan bir şeye gereksiz bir anlam yüklemişim gibi geliyor olabilir. Ama madem ‘challenge’ yapıyoruz, bunun gerçekten insanları zorlayacak bir şey olma fikrinin keyifli olabileceğini düşündüm. Sonra, insanların sosyal medya hesaplarında paylaşmaya kaçındığı şeyleri düşündüm. Çoğu insan, Türkçe müzik dinliyor olsa dahi bunu söylemekten veya paylaşmaktan toplumsal baskı nedeniyle geri duruyor. Bunun da her zaman yapılmış ve yapılmakta olan birçok Türkçe şarkıya haksızlık olduğunu düşünmüşümdür.

Bunun üzerine gidebileceğimi düşündüm ve challange’ı tamamen Türkçe müzik üzerine kurgulayarak 9 günlük bir challenge hazırladım. İnsanlara, gizli gizli dinledikleri bir şarkıyı, bir YouTuber’ın çıkardığı favori şarkılarını, ergenlik sevgilileriyle şarkılarını ve bunun gibi farklı Türkçe guilty pleasure’larını sordum. Bunu da sosyal medya üzerinden açık bir şekilde paylaşmalarını istedim. Guilty pleasure’ı Türkçeleştirmek gerekirse, bir insanın bir şeyin kötü olduğunu bildiği halde sevmesi diyebiliriz.

Açıkçası başta çok fazla katılım olacağını düşünmemiştim. Ama sanki insanlar en sevdikleri ve gizli gizli dinledikleri Serdar Ortaç, Demet Akalın şarkılarını yıllardır içlerinde tutuyormuşçasına paylaşmaya başladı. Tabii, Instagram Music özelliğinin Türkiye’ye yeni gelmiş olmasının da büyük payı var. Özellik Türkiye’ye geldiğinden beri neredeyse herkes tamamen geyiğine Türkçe şarkılar paylaşmaya başlamıştı ve challenge da bunun üzerine resmen ‘cuk!’ oturdu.

BİZ, BİZE, BİZİMLE ANLATAN CHALLENGE

Challenge hiç beklemediğim yerlere gitti ve daha ilk günden bir sürü şarkı gelmeye başladı. Ben de insanların guilty pleasure’larını paylaşma konusundaki isteğini ölümsüzleştirmek adına gelen şarkılardan oluşan bir Spotify çalma listesi oluşturdum. Kısa sürede 500’den fazla kişinin takip ettiği bir çalma listesine dönüştü. Karantinada delirmemek için zor dayandığımız şu günlerde; insanların kafasını dağıtmak için, hatta belki temizlik yaparken arkada dinlemek için açtıkları bir listeyi yine o insanlarla birlikte yapmış oldum.

Challange’ın içeriğinde 90’lar, ergenlik, rakı masası ve hatta Tarkan dahi olunca katılanların birçok dönemine geri döndüğü bir 9 gün oldu. Haftalardır, hatta aylardır evde oturduğumuz ve hayatlarımızın neredeyse durduğu bu dönemde; 90’lara gidenler, ergenliğini hatırlayanlar, dışarıda rakı içerken arkada çalan müziği düşünenler tüm bunları yaşarken belki de bir nebze olsun ‘normal’ hayatlarını hatırladı ve iyi hissetti. Güldürürken düşündüren; bizi, bize, bizimle anlatan bir challenge oldu diyebilir miyiz? Belki de diyebiliriz…

Bu süreçte Challenge’lar kadar canlı yayınlar da Instagram’da inanılmaz derecede artış gösterdi. Birinin hikayesini izlemek için tıklayacakken yanlışlıkla kaç kere bir canlı yayının içinde bulduk kendimizi, kim bilir… Hatta Instagram’ın üst bar’ının ilk sırasının komple canlı yayın olduğunu da birçok kez gördü bu gözler.

Canlı yayınların içinde belki de eksikliğini buram buram çektiğimiz sosyalleşme kırıntılarını bulduk, kendimizi birinin evinde onunla sohbet ediyormuş gibi hissettik. Gidemediğimiz etkinliklere katıldık, katılamadığımız sohbetlere dahil olduk. Müzisyenlerin de canlı yayınlar yapmaya başlamasıyla gidemediğimiz konserlere de evimizde, oturduğumuz yerden gider olduk. Belki de uzun bir süre gitmeyi düşünemediğimiz sanatçıların konserlerini evimizin salonundan izledik, eşlik ettik. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek şeyler yaşadık şu dönemde. Belki ekmek yapanlardan, her gününü aşırı verimli geçirdiğini ısrarla paylaşanlardan bıktık ama; tüm ülke aynı durumun içine düşünce delirmemek için elimizden geleni hep birlikte yaptık. İyi ki de yaptık.